Havuzdaki balina ve insanın ebedi yolculuğu

Okuma Süresi 13 dkYayınlanma Pazar, Nisan 19 2026
Paylaş
X Post

1982 yılında Cenevre’den Boston’a, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Kliniği’ne gittiğimde, mesai saatleri dışında farklı insanlarla tanışıyor, ziyaretlere katılıyor ve sohbet ediyorduk.

Bir gün Amerikalı siyahi bir arkadaşım olan Abdülhamid ile birlikte bir dostumuzu ziyarete gitmiştik. Sohbet esnasında Abdülhamid şöyle bir misal verdi:

“Bir evin havuzunda bir balina görseniz, ‘Bu balık bu havuzun balığı değil’ dersiniz. Hatta onu bir denizde görseniz bile yine ‘Bu balık bu denize ait değil’ diye düşünürsünüz. Çünkü balina, okyanusların canlısıdır. Onun büyüklüğüne, ihtiyaçlarına ve hareket alanına uygun yer ancak okyanustur.”

Bu misal, aslında insanın dünyadaki durumunu çok güzel anlatır. Bir balinanın havuzda çırpınması ne kadar tabiata aykırıysa, insanın sadece dünyaya odaklanarak yaşaması da o kadar fıtratına aykırıdır. İnsan, dünyaya alıştıkça aslında kendisine yabancılaşır. Çünkü alıştığı şey geçici, asıl gideceği yer ise ebedîdir.

İnsan da tıpkı havuza sığdırılmış bir balina gibidir. Sahip olduğu duygular, hayaller, arzular ve kabiliyetler düşünüldüğünde, bu dar dünya hayatı ona yetmez. İnsanın beklentileri sınırsızdır; oysa dünya hayatı sınırlıdır. Bu yüzden insan, iç dünyasında çoğu zaman tarif edemediği bir eksiklik hisseder.

İnsan, çoğu zaman içinde yaşadığı dünyanın kalıcılığına aldanır. Oysa hakikat, gözle görülenlerin ötesinde bir derinlik taşır. Bu dünya, bir misafirhane; insan ise kısa süreliğine burada ağırlanan bir yolcudur. Asıl yurt, asıl hayat, ebedî olan ahirettir. Bu gerçeği idrak etmek, insanın hayatını kökten değiştirecek bir şuur kapısını aralar.

İnsan, elde ettiği ve sahip olduğu ile doymayan tek varlıktır. Daha fazlasını ister, daha iyisini arar. Bu bitmeyen arayış, onun sonsuzluk için yaratıldığının en açık işaretlerinden biridir. Demek ki insan, bu dünyaya ait değildir; burası onun için geçici bir konaklama yeridir. Asıl yurdu, tıpkı balinanın okyanusu gibi, çok daha geniş ve sınırsız olan ahiret âlemidir.

Dünya, bir sonuç bekleme yeri değil; bir hazırlık yeridir. Burada yazılan senaryo, gerçek âlemde sahnelenecektir. Nitekim Allah, başta Kur’ân-ı Kerîm olmak üzere, peygamberleriyle gönderdiği ilahî kitaplarda, dünyanın ahiretin kazanıldığı bir yer olduğunu bildirmektedir. Kur’ân, diğer dinlerin kitapları ve peygamberlerin mesajları, insana sürekli şu hakikati hatırlatır: “Bu dünya bir imtihan yeridir.” İnsan, öbür âlemde burada yaptıklarıyla değerlendirilecek, iyilikleriyle mükâfatlandırılacak, hatalarıyla da hesaba çekilecektir. Bir çiftçinin toprağa attığı tohum gibi; ne ekilirse, ahirette o biçilecektir.

Düşünün ki bir öğrenci, yıl boyunca hiç ders çalışmadan sadece eğlenerek zaman geçiriyor. Sınav günü geldiğinde ise başarılı olmayı bekliyor. Bu ne kadar gerçekçi olur? Elbette mümkün değildir. Çünkü sonuç, yapılan hazırlığın bir neticesidir. İşte dünya hayatı da böyle bir hazırlık sürecidir; ahiret ise büyük sınavın sonucunun açıklandığı yerdir.

Uzun bir yolculuğa çıkacak olan bir insanı düşünelim. Gideceği yerin şartlarını araştırır, ihtiyacı olan eşyaları hazırlar, yol azığını temin eder. Eğer bu hazırlıkları yapmazsa, yolculuk sırasında zor durumda kalır. İnsan da ölümle başlayacak olan ebedî yolculuğu için hazırlık yapmazsa, orada pişmanlıkla karşılaşabilir. Çünkü ölüm, bir son değil; bir kapıdır. Bu kapıdan sonra, geri dönüşün olmadığı bir hayat başlar.

Bu noktada en önemli mesele, insanın bu hakikati sadece bilmesi değil, içselleştirmesidir. Zira bilgi, davranışa dönüşmediği sürece eksik kalır. İnsan, “Ben bu dünyada geçiciyim” dediği hâlde, bütün hayatını sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorsa, bu bir çelişkidir. Aslolan, bu gerçeği kalbe yerleştirip, hayatı ona göre şekillendirmektir.

Peki bu şuur insana ne kazandırır? Öncelikle, insanı daha dikkatli ve sorumlu bir hayata yönlendirir. Kul hakkından sakınır, adaleti gözetir, iyiliği çoğaltmaya çalışır. Çünkü bilir ki yaptığı en küçük iyilik dahi karşılıksız kalmayacaktır. Aynı şekilde en küçük bir haksızlık da hesapsız bırakılmayacaktır.

İkinci olarak, bu şuur insana denge kazandırır. Dünya nimetleri karşısında şımarmaz, sıkıntılar karşısında da yıkılmaz. Çünkü bilir ki ne nimetler kalıcıdır, ne de sıkıntılar. Hepsi geçicidir ve asıl karşılık ahirette verilecektir.

Üçüncü olarak ise, bu anlayış insana derin bir huzur verir. Zira hayatın bir anlamı olduğunu, her şeyin bir hikmetle yaratıldığını ve nihayetinde adaletin tecelli edeceğini bilmek, insanın iç dünyasını aydınlatır.

Bu durumda insana düşen; bu gerçeği fark ederek kendisine çeki düzen vermesi, bu geçici dünyada hayatını ilahî ölçülere göre düzenlemesidir. Çünkü bu dünyadaki hayat, ebedî hayatın bir hazırlığıdır. Eğer dünya son durak olsaydı, iyilikle kötülüğün çoğu zaman eşit görünmesi büyük bir adaletsizlik olurdu. Demek ki hesap, bu sahnede değil; perdenin arkasında görülecektir.

Ancak bu noktada şu soru önemlidir: Hazırlık nasıl yapılmalıdır? Hazırlık; imanla, ibadetle, güzel ahlâkla ve insanlara faydalı olmakla yapılır. Bir kalbi kırmamak, bir yetimi sevindirmek, bir muhtacın ihtiyacını gidermek, bir insana doğru yolu göstermek… Bunların her biri, ahiret yolculuğu için birer azıktır. Aynı şekilde samimi bir tövbe, içten bir dua ve ihlasla yapılan her amel de bu hazırlığın vazgeçilmez parçalarıdır.

Unutulmamalıdır ki insan, bu dünyada ne kadar uzun yaşarsa yaşasın, sonuçta bu hayat bir göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir. Asıl önemli olan, bu kısa ömrü nasıl değerlendirdiğimizdir. Zira ebedî hayat, bu kısa ömrün bir yansıması olacaktır.

Sonuç olarak; insan, geçici olan bu dünya hayatında ebedî olan ahireti unutmamalıdır. Her adımını, her sözünü ve her davranışını bu bilinçle şekillendirmelidir. Çünkü bir gün, mutlaka bu dünyadan ayrılacak ve yaptıklarıyla yüzleşecektir.

Akıllı insan, o gün gelmeden önce hazırlığını yapan insandır. Bu konuyla ilgili çok önemli ayrı bir husus da bu gerçeğin başta bütün eğitim kurumlarında olmak üzere, yollarını bularak uygun usul ve üsluplarda, makul doz ve dozajlarda, kimseyi kırmadan, rencide etmeden, herkesin dini, milliyeti, ırkı gibi özelliklerini de dikkate alarak, istisnasız herkesle bu balina benzetmesini paylaşmak çok çok önemlidir. Böylece insanlarla nerede oldukları, nereye ait oldukları, kendilerini yaratanın kim olduğu ve insan olarak bu dünyanın geçici bir durak yeri kabul edilerek esas gidilecek yere ciddi bir şekilde hazırlanmaları gerektiği hakitatı paylaşılmalıdır.

İnsan, kendisine verilen irade ile ya cennete layık bir hayat yaşar ya da Allah korusun cehenneme götüren bir yolu tercih eder. Bu, bir hayal değil; hayatın en kesin gerçeğidir. Zira bugüne kadar doğup da ölmeyen hiçbir insan olmamıştır.

İnsan ölümden korkar; çünkü onu bir son zanneder. Oysa ölüm, bir bitiş değil; dar bir yerden geniş bir âleme açılan kapıdır.

İnsana verilen en büyük emanet iradedir. Cennet, bu iradenin doğru kullanımının, cehennem ise yanlış kullanımının sonucudur. İnsan başkalarını sorgulamadan önce kendisine şu soruyu sormalıdır: “Ben bu dünyaya neden geldim ve nereye gidiyorum?” Sadece insanlara değil, içinde yaşadığımız dünyaya karşı da sorumluyuz. Çünkü emanet, sadece hayat değil; o hayatın içinde geçtiği zemindir. Bir gün herkes, dünyada en çok değer verdiği şeylerin aslında ne kadar geçici olduğunu anlayacaktır. Fakat önemli olan, bunu geç kalmadan fark edebilmektir. Ya kendimizi bu dar havuza ait zannederek ömrümüzü tüketiriz ya da asıl ait olduğumuz sonsuz okyanusa hazırlanırız.

Ayrıca insan, aklıyla da bu hakikati kavrayabilir. Kendi yaratılışı, doğadaki mükemmel düzen, mevsimlerin değişimi, canlıların uyumu… Bunların hiçbirisi tesadüf değildir ve kendi kendisine oluşamaz.

Bütün bu düzeni yaratan Allah’tır. O hâlde insanın görevi açıktır: Allah’ı tanımak, O’nun bildirdiği şekilde yaşamak ve hayatını bu doğrultuda şekillendirmek. İnsana verilen en büyük emanet iradedir.

Sadece insanlara değil, içinde yaşadığımız dünyaya karşı da sorumluyuz. Çünkü emanet, sadece hayat değil; o hayatın içinde geçtiği zemindir. Gelin, kendimizi bir kez daha gözden geçirelim.

Gelin, bizler de kendimizi bu dünyada bir havuzdaki balina gibi görelim; sağlığımızı ve istikametimizi koruyarak bir gün bizi sonsuz âlemlere taşıyacak olan o büyük yolculuğa hazırlanalım. Böylece o sonsuz okyanusa imtihanı kazanmış kullar olarak ulaşalım inşallah.

Ne dersiniz?