Hızır Ve Canlanma
Yaşadığımız dönemde Müslümanlar olarak perişan bir durumdayız. Bu yaşadığımız çok yönlü derbederlikten, çok yönlü bir yardım seferberliği başlatarak Hızırıyetin şahs-i manevi olarak teşekkülü ile ancak kurtulabiliriz. Yani tek tek her şahısta derken cemaatin genel yapısında Hızıriyet tezahür ve tecelli etmelidir. Bu bir devrin veya dönemin adı da olabilir. Çünkü Kehf Suresinde bir cemaatin yaşayabileceği üç devirden üç maceradan bahsedilir. Ashab-ı Kehf yani mağara devri, Hz. Hızır ile Musa’nın karşılaştığı Hızıriyet devri ve en son Zülkarneyn kıssasından ötürü güç ve kuvvetin zirveye ulaştığı saltanat devri. Bizler daha çok bugün Hızıriyet devrinde olduğumuzu varsayabiliriz.
"Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş" atasözüne göre Hızır’ı zorda kaldığımızda bize yardımcı olan her türlü dostlarımız, arkadaşlarımız, ağabeylerimizdir. Ve o zaman etrafımız Hızır kılığındaki dostlarla dolup taşar. Adımları, destekleri, sözlerindeki tesir kerametvaridir. Açılmaz sanılan kapılar açılır, aşılmaz sanılan yollar bu Hızırvari dostlar sayesinde aşılır. Çünkü onlar her müşkül işi çözmek için Allah’ın inayeti ile "hızır gibi yetişirler.”
Eğer bu türden hayatınızı hem dünyevi hem de uhrevi olarak güzelleştiren veya kolaylaştıran aileniz veya evlatlarınız dahil kimler varsa onlara Hızır gözüyle bakmamız gerekir. Çünkü "her gördüğünü Hızır bil" tembihi bize bu ahlakı öğretir, salıklar. Zira her insan Hızır değer ve kıymetinde bakılmaz da onlara bed muamelede bulunursak elimizde tuttuğumuz altınlar bile taşa dönüşür, otobanlar patikalaşır. Yani hayatımızın bereketini kendi ellerimizle yok etmiş oluruz.
Şu gurbet ellerde Hızır gibi birbirimizin imdadına yetişmek ve bu “hızıriyet devrinin” hakkını vermek için Hızır’ı biraz vasıfları ile bilmek ve çizgileri ile tanımamız gerekir.
1. Hızır ve Canlanma:
Hızır kelimesi Arapça "yeşillik, canlılık ve yeniden hayatı bulmayı, hayata ermeyi" ifade eder. Hz. Hızır, sonsuz hayatla ve bereketle alakalıdır. Kimin evine Hızır girerse o eve bereket de girer. Hızırın girdiği yerler birdenbire canlanır.
İnanışa göre Hızır'ın "ab-ı hayat çeşmesi" de vardır ve o çeşmeden su içen sonsuz hayata erer. Hz. Hızır'ın ölüleri dahi canlandıran veya sonsuz yaşama vesile olan bir suya sahip olması şeklindeki inanışa Kehf Suresi'nden bir işaret de vardır. Hz. Musa, fetası (genci) Yuşa ile yolculuk yaparken ellerinde taşıdıkları tuzlanmış balıkla kahvaltılık yapmak istedi. Fakat fetası, dinlendikleri kayanın dibinde tuzlanmış balığın şaşılacak şekilde canlanıp denize atladığını söyledi. "Bu durumu sana haber vermeyi unuttum" dedi. (Kehf Süresi, 63) Hz. Musa “tam aradığım da bu” dedi. Çünkü Hızır’ın bulunduğu yerde canlanma olması normaldi. Hz. Musa aradığı zatın tuzlanmış ölü balıkların canlandıkları yerde olduğunu anladı.
Mevlana Celaleddin Rumi Divan-ı Kebir'inde "Hızır Tanrı (Huda) keremiyle ab-ı hayata kavuştu" (II,62) tespiti ile bu can suyuna işarette bulundu.
“Sana nasıl Hızır demeyeyim ki âb-ı hayât içtin, sen âb-ı hayâtsın; suvar, kandır bizi” (I, 92) mısraları ile de şeyhi Şems-i Tebrîzî’yi Hızır olarak kastetti.
Anadolu'da bahar şenliklerine Hz. İlyas'la Hz. Hızır'ın buluşmasını temsilen "Hıdırellez" denir. Çünkü kışın karda, tipide ve fırtınalı geçen zaman diliminden sonra ölmüş olan tabiatın yeniden baharla canlanması İlyas -Hızır buluşması ile mümkün olmuş gibidir.
Bu zor yolları aşmak için her Musa’nın Fetası, her Hızır’ın İlyası, Mevlana’nı Şemsi Tebrizleri vardır. Bizim de her birimiz birbirimize Hızır- İlyas gibi olursak ölü gönüller ihya olur, ölü mekanlara can gelir.
Hızır'ın ayağını bastığı dolaştığı yerlerde canlanma, yeşillenme olur. Samiri altınları eritip şekillendirdiği buzağı heykelinin ana malzemesine mübarek bir Zatın ayağını bastığında hemen yeşillenen toprakları da eklediğinden heykel, canlı bir hayvan gibi ses çıkarabiliyordu. (Taha, 96) Ayağını bastığı yer hemen yeşillenen zatın bir rivayette Cibril olduğu söylenir fakat bu mübarek zatın Hz. Musa ile yolculuk yaptığı Kuran-ı Kerim'e göre müsellem olan (sabit olan) Hz. Hızır’ın da olma ihtimali vardır. (Allah u alem) Çünkü Hz. Hızır'ın temas ettiği toprak parçası hemen yeşillenir, hemen canlanırdı. Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu:
"(Hz. Hızır'ın) Hızır olarak isimlendirilmesinin sebebi, beyaz ve kuru bir toprağın üzerine oturduğunda, arkasındaki toprağın yeşermesidir." (Sahihi Buhari, 3402)
Hz. Hızır halen daha hayatta mıdır? Veya aramızda dolaşır mı? Bediüzzaman Hazretlerinin Mektubatı'na göre toplam 5 mertebe olan hayat mertebelerinin Hz. Hızır ikinci hayat mertebesinde halen daha yaşamaktadır. Zayıf rivayetlere göre de Hz. Adem'in veya Hz. Nuh’un evlatlarındandır.
Hz. Hızır'ın bizzat kendi olma başkadır, hızırıyeti temsil etme babında gölgesi olma başkadır. Bazı Zatlar vardır ki Hızır değildir fakat hızır gibidirler. Kardeşlerimize bu gözle bakabilmeliyiz.
Bazı mübarek Zatlar, Hızıriyet makamını temsil ettiklerinden nereleri dolaşır ve hangi beldelere uğrarlarsa oralarda maddi-manevi canlanma olur. Örneğin Bediüzzaman Hazretleri gibi kimselerde yaşarken gezip uğradığı yerlerde, mekanlarda veya beldelerde çok sonraki tarihlerde de olsa hidayete bağlı müesseseler bazında Hızırvari bir canlanma ve dirilme olabilir. Hatta bu Hızıriyet ve canlandırma Nur’un kaynağından istifade eden her kimse için de söz konusudur.
"Bir beldede nur talebesi varsa o beldeyi kendi hesabıma fethedilmiş bilirim" (F. Gülen, Prizma,2)
2. Hızır ve İlim
Kehf Suresinde Hz. Musa'nın Hz. Hızır ile yolculuğunun maksadı ilimdir. Kehf Suresi 65. ayette Hızır için “tarafımızdan bir ilim öğretmiştik” ibaresi geçer. Sonraki ayette ise Hz. Musa bu talebini daha açık ifade eder: “Sana öğretilen doğru bilgiden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?”
Hz. Musa bir peygamber olmasına rağmen ilim elde etmek için bir başkasına tabi olmayı ve ilim için yolculuk meşekkatine katlanmaya razı olması mesleği uhuvvet olan bizler için de önemli bir örnektir.
3. Hz. Hızır ve mizaç farkı
Hz. Musa Hz. Hızır’ın yaptıklarına tahammül edemedi sabredemedi. Çünkü o, bir masum çocuğu öldürdü, fakirlerin gemisine zarar verdi ve kendilerine kötü muamele eden mahalle sakinlerinin duvarını onararak onlara iyilikte bulundu. Bu fiillerin iç yüzünü bilmesek kim bunları yapsa katil, zalim ve ahmak derdik. Dolaysıyla Allah dostlarının bazı halleri vardırki aklımız ermez. Hz. Musa gibi Hz. Hızır gibi birbirine muhalif çok Allah dostları olabilir. Allah bunlara birbirilerini bildirmezlerse de kendilerini bilemezler.
Bu da bize gösteriyor ki mizacı farklı olup bize ters gelen arkadaş ve dostlarımız hakkında sui zan etmemeli, belki onlara Hızırıyeti tesil ediyor gözüyle bakmalıyız
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ERTUĞRUL İNCEKUL

HÜSEYİN ODABAŞI

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN

Ne değişti? Onur Yiğit göreve iade edildi

Esad'ın suçlarını meşrulaştıran başmüftüsü Ahmed H...

Tarihi keşif: Selçuklu'nun Hz. Muhammed (S.A.V) se...

TCMB faiz indirdi mi? İşte uzmanından tespitler!

38 gündür eylemdeler: Gazilere polis müdahalesi, İ...






