Hizmet Katılımcıları İçin Sosyal Medya İletişim Rehberi

Hizmet Hareketi’nin temel değerlerinin sosyal medya ve dijital iletişim alanına nasıl yansıtılabileceğine ilişkin hazırlanan “Hizmet Katılımcıları için İletişim ve Sosyal Medya Etiği Rehberi” kamuoyuna tanıtıldı.
AFSV ve Wise Enstitüsü öncülüğünde, hukukçu ve medya uzmanlarının da katkılarıyla hazırlanan çalışma, daha önce açıklanan Hizmet’in temel değerlerini sosyal medyanın günlük pratikleriyle buluşturmayı amaçlıyor. Panelde özellikle şu sorular üzerinde duruldu: Bir paylaşım yapılırken hangi ölçüler gözetilmeli? Eleştiri ile hakaret arasındaki sınır nerede başlıyor? Öfke anında verilen tepkiler nasıl yönetilmeli? Bir kişinin sosyal medyadaki görüşü ne ölçüde irtibatlı olduğu topluluğa mal edilebilir?
Panele AFSV Başkanı Dr. Alp Aslandoğan, Wise Enstitüsü’nden ilahiyatçı Hamdullah Öztürk, yazar Emine Eroğlu, ilahiyatçı-yazar Ahmet Kurucan ve Doç. Dr. Sümeyra Tosun katıldı. Abdullah Aymaz ise programa video mesaj gönderdi.
Aslandoğan: “Sosyal medya denizinde ahlaki bir pusula”
AFSV Başkanı Dr. Alp Aslandoğan, rehberin sosyal medya kullanıcılarına katı bir “yapılacaklar ve yapılmayacaklar” listesi sunmak amacıyla hazırlanmadığını söyledi.
Çalışmanın esas işlevini “ahlaki bir pusula” olarak tanımlayan Aslandoğan, sosyal medyada bir şey yazarken veya paylaşırken kişinin kendisine, “Bu ifade benim değerlerime uygun mu?” sorusunu sorabilmesini hedeflediklerini anlattı.
Aslandoğan, “Sosyal medya denizinde, özellikle kendini ifade etmek için bu mecraları aktif kullanan insanlar açısından, hangi yönün daha isabetli olduğunu gösteren bir rehber, bir pusula diyebiliriz” dedi.
İnsan onuruna saygı, hukuk önünde eşitlik, ahlaki davranış, müspet hareket ve çoğulculuğa saygı gibi temel değerlerin sosyal medyada da somut karşılıklarının bulunması gerektiğini belirten Aslandoğan, rehberin yalnızca içerik üreticilerini değil, okuyan, yorum yapan ve paylaşarak içeriğin yayılmasına katkıda bulunan kullanıcıları da kapsadığını söyledi.
Abdullah Aymaz: “Gayemiz münakaşayı kazanmak değil”
Programa video mesajla katılan Abdullah Aymaz Ağabey, sosyal medya etiğini hakikate sadakat ve insan onurunun korunması üzerinden ele aldı.
Aymaz’a göre dijital iletişimde mesele yalnızca bir şeyi söylemeye hakkımız olup olmadığı değil; söylenen sözün doğru olup olmadığı, bir insanın onurunu incitip incitmediği ve yeni yanlış anlamalara yol açıp açmadığı.
Sosyal medyada tarafgirliğin hakikatin önüne geçmemesi gerektiğini vurgulayan Abdullah Ağabey, “Kendi tarafımızdan söylenmiş olması bir yanlışı doğru yapmaz; karşı taraftan gelmesi de bir doğruyu yanlış hale getirmez” dedi.
Aymaz’ın konuşmasının merkezindeki mesajlardan biri ise eleştiri diline ilişkindi:
“İnsanların şahsiyetlerini değil, yanlış gördüğümüz fikir ve davranışları konuşuruz. Ötekileştirmeden itiraz ederiz. Çünkü gayemiz münakaşayı kazanmak değil; insanı da hakikati de kaybetmemektir.”
Aymaz, sosyal medyanın iletişimin etkisini büyütmesinin beraberinde daha büyük bir sorumluluk getirdiğini de hatırlattı. Geçmişte birkaç kişinin duyabileceği bir sözün bugün saniyeler içinde binlerce veya milyonlarca kişiye ulaşabildiğine işaret ederek, dijital ortamda doğruluk, mahremiyet, nezaket ve empati ilkelerinin daha da önemli hale geldiğini belirtti.
Hamdullah Öztürk: “İnsanla fikrini birbirinden ayıralım”
Wise Enstitüsü’nden Hamdullah Öztürk ise eleştirinin odağına kişinin kendisini değil, düşünce ve davranışını koymak gerektiğini söyledi.
Öztürk, bir insanın yanlış bir düşüncesine itiraz etmenin, onun insan olarak değerini yok saymak anlamına gelmemesi gerektiğini belirterek yaklaşımını şu sözlerle özetledi:
“İnsanla sözlerini, fikirlerini birbirinden ayıralım. İnsana saygı duyacağız. Fikir yanlışsa yanlışın karşısına doğruyu koyacağız.”
Panelde bu yaklaşımın sosyal medyada sık görülen genelleme problemine de uygulanması gerektiği belirtildi. Bir kişinin söz veya davranışından hareketle mensubu olduğu bütün topluluk hakkında hüküm vermenin, bireysel sorumluluk ilkesini ortadan kaldırdığı ifade edildi.
Emine Eroğlu: “Zalimin mazluma verdiği en büyük zarar, onu kendine benzetmesidir”
Emine Eroğlu ise sosyal medyada özellikle saldırı, hakaret ve ağır eleştiriler karşısında kullanılan dil üzerinde durdu.
Eroğlu, maruz kalınan üslubun kişinin kendi dilini belirlemesine izin verilmemesi gerektiğini söyledi ve bunu, “Zalimin mazluma verdiği en büyük zarar, onu kendine benzetmesidir” sözleriyle ifade etti.
Saldırgan bir iletişim karşısında aynı dili kullanmanın çözüm olmadığını belirten Eroğlu, sosyal medyada daha yüksek sesle konuşmanın her zaman daha güçlü bir iletişim anlamına gelmediğini vurguladı.
Eroğlu’nun bu noktadaki ifadesi panelin dikkat çeken cümlelerinden biri oldu:
“Sesimizi değil, sözümüzü yükseltmeliyiz.”
Eroğlu ayrıca her olumsuz içeriğe cevap vermenin, farkında olmadan o içeriğin daha fazla kişiye ulaşmasına yardımcı olabileceğini belirterek, hangi tartışmaya girileceği konusunda da seçici olunması gerektiğine dikkat çekti.
Tosun: Öfke, etkileşim aldıkça büyüyen bir döngüye dönüşebiliyor
Panelin sosyal medyanın psikolojik etkilerine ilişkin bölümünde Doç. Dr. Sümeyra Tosun, dijital iletişimin yüz yüze iletişimden önemli ölçüde farklılaştığını anlattı.
Yüz yüze iletişimde ses tonu, mimikler, beden dili ve fiziksel duruş gibi çok sayıda işaretin mesajın nasıl anlaşılacağını belirlediğini söyleyen Tosun, sosyal medyada bu işaretlerin büyük ölçüde ortadan kalkmasının yanlış anlamaları kolaylaştırdığını belirtti. Emojilerin ve noktalama işaretlerinin bile kuşaklar arasında farklı anlamlandırılabildiğine dikkat çekti.
Öfke, korku ve tiksinti gibi güçlü duyguların çok hızlı yükseldiğini belirten Tosun, öfkeli bir mesaj gören kişinin aynı duyguyla karşılık verme eğilimine girebildiğini söyledi. Ancak burada sosyal medya platformlarının etkileşim dinamiği de devreye giriyor.
Tosun, “Öfke içerikli mesajlar daha çok etkileşim alıyor. Kişi öfkeli bir mesaj verdiğinde daha iyi duyulduğunu, daha iyi anlaşıldığını ve daha çok görüldüğünü düşünebiliyor. Böylece bir kısır döngü oluşuyor” dedi.
Bu döngünün yalnızca bireysel düzeyde kalmadığını anlatan Tosun, sosyal medyada “duygu bulaşması” olarak tanımlanan etkiye de dikkat çekti.
Olumlu içeriklere maruz kalan insanların daha olumlu, olumsuz içeriklere maruz kalanların ise daha olumsuz içerikler paylaşma eğilimi gösterebildiğini belirten Tosun, algoritmaların da kullanıcıların etkileşim gösterdiği içerikleri tanıyarak benzer paylaşımları daha sık karşılarına çıkardığını söyledi.
Duyguların fizyolojik yoğunluğunun kalıcı olmadığını belirten Tosun, biraz beklemenin, ilk duygusal yükseliş geçtikten sonra daha sağlıklı karar alınmasını kolaylaştırdığını söyledi.
Tosun, bazı saldırgan mesajlarda hiç karşılık vermemenin de etkili bir tutum olabileceğini söyledi. Bir kişiye kızgınlıkla cevap verilmesinin bile ona ve mesajına önem atfedildiği anlamına gelebileceğini belirten Tosun, “Mesaj gerçekten değersizse, ona bir şey söylemek bile fazladan bir hareket israfı. Bazen yok saymak verebileceğimiz en iyi cevap olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Ahmet Kurucan: Şahsi saldırı ile kamu hukukunu ilgilendiren mesele birbirinden ayrılmalı
Ahmet Kurucan ise Fethullah Gülen’in eleştiri ve saldırılar karşısındaki tutumundan örnekler verdi.
Kurucan, Gülen’in şahsına yönelik saldırılar söz konusu olduğunda sabrı öne çıkardığını ve kendisinden defalarca “Sabır benden sabır dileyinceye kadar sabredeceğim” sözünü duyduğunu anlattı.
Ancak Kurucan, şahsi meselelerle kamu hukukunu veya bir topluluğun hukukunu ilgilendiren konular arasında ayrım yapıldığını belirtti. Gülen’in kendisiyle ilgili saldırılarda sabrı merkeze alırken, kamuoyunu ilgilendiren yanlış bilgi ve iddialar karşısında gerektiğinde tekzip, tashih ve hukuk yollarına başvurduğunu aktardı.
Bu ayrımın, sosyal medyada “hiç cevap vermemek” ile “her şeye cevap vermek” arasında üçüncü bir yol bulunduğunu gösterdiği ifade edildi: Kişisel öfkeyle reaksiyon vermemek, ancak hakikatin veya başkalarının hukukunun korunması gerektiğinde ölçülü biçimde harekete geçmek.
Kişisel görüş, Hizmet’in görüşü anlamına gelmiyor
Panelde üzerinde durulan önemli başlıklardan biri de kişisel görüş ile kurumsal temsil arasındaki ayrım oldu.
Geçmişte Hizmet kurumlarında görev yapmış, hareketle özdeşleşmiş veya sosyal medyada geniş bir kitle tarafından takip edilen kişilerin açıklamalarının zaman zaman bütün hareketin görüşü olarak algılanabildiğine dikkat çekildi.
Doğan, bir kişinin Hizmet’e gönül vermiş olmasının ya da geçmişte önemli faaliyetlerde bulunmasının, bütün davranışlarının otomatik olarak Hizmet’in değerlerini temsil ettiği anlamına gelmeyeceğini söyledi.
“Ne kadar bilinse de, sevgisinden ve gönül vermesinden şüphemiz olmasa da hiçbir zaman bir şahsı Hizmet’in şahs-ı manevisini temsil ediyor gibi görmememiz lazım” diyen Aslandoğan, temel ölçünün kişilerden ziyade açıklanan değerler olması gerektiğini vurguladı.
Önemli ve bütün hareketi ilgilendiren konularda ortak istişare sonucu ortaya çıkan kurumsal açıklamaların ise AfSV üzerinden takip edilebileceği belirtildi.
Amaç sosyal medyadan çekilmek değil, kullanım biçimini değiştirmek
Panelde konuşmacıların ortaklaştığı noktalardan biri de sosyal medyanın sorunlarına çözümün dijital dünyadan tamamen çekilmek olmadığıydı.
Aksine sosyal medyanın geniş kitlelere ulaşmak için önemli bir imkân sunduğu, ancak bu imkânın doğruluk, insan onuru, mahremiyet, nezaket ve sorumluluk gibi değerlerle birlikte kullanılması gerektiği ifade edildi.
Rehber bu anlamda sosyal medya kullanıcısına yalnızca “Ne paylaşmamalıyım?” sorusunu değil, “Neyi çoğaltıyorum?” sorusunu da yöneltiyor.
Bir saldırıya tepki verirken onun daha fazla görünür olmasına mı katkıda bulunulduğu, paylaşılan bir haberin doğruluğundan emin olunup olunmadığı, kişisel bir öfkenin bütün bir topluluğa yöneltilip yöneltilmediği ve bir mesajın insan onurunu zedeleyip zedelemediği, rehberin kullanıcıları düşünmeye çağırdığı başlıklar arasında.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ABDULLAH AYMAZ

KADİR GÜRCAN

HÜSEYİN ODABAŞI

ARİF ASALIOĞLU

PROF. DR. ŞERİF ALİ TEKALAN

Rusya seçimlerinde Putin'in partisi güçlendi

AB'den Google'a 403 milyon euro ceza: Konum verile...

Büyükışık Dosyasında Ciddi İhlal Tespiti: "Delil M...

Saray ve AKP'den Peş Peşe 2028 Mesajları: Mehmet U...

Ara Seçim Öncesi Trump ile Medya Kuruluşları arası...







