Hz. Musa Aleyhisselam niçin?

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Salı, Haziran 16 2026
Paylaş
X Post
Hz. Musa Aleyhisselam niçin?

Buhari ve Müslim’de geçen bir Hadis-i Şerifte, “Hz. Musa Aleyhisselam, Hz. Azrail’in gözüne tokat vurmuş… ilâ âhir” meâline dair, Üstad Bediüzzaman Hazretlerine soruluyor. O da Yirmi Sekizinci Mektup’ta İkinci Meselede cevap veriyor. O uzun bahsin mütalaasını sizlere havale ederek, diyoruz ki, Azrail Aleyhisselam veya onun emrindeki ‘Melekü’l-mevt’ denilen ölüm melekleri ruhlarını almaya gittikleri ecelleri gelmiş insanların ruh aynalarına göre  tecelli edip görünürler. Ahlâksız, kötü, cânî insanların ruh aynaları karanlık ve korkunç olduğu için onlara o korkunç surette görünürler. Ama temiz ve iyi insanların ruh aynaları güzel ve parlak olduğu için onlara da ona göre görünürler. Hz. Musa Aleyhisselam celâlli ve celâdetli bir yapıya sahip, ayrıca çok uğraştığı kavminin yola gelmesi için büyük gayret gösteriyor ve onların ıslahı için daha çok vazifesinin olduğu kanaatinde, işte bu işini engelleyen görüntüye bir tokat atıyor. Yoksa haşa Azrail Aleyhisselamın aslî şekline değil… 

Buradan hareketle, bir zaman, bizim Eşrefpaşalı Ağabeylerin bir sohbetini duymuştum. “Yâhu diyorlar, eğer Cennette bu güzel Hizmet gibi bir meşgale yoksa, insanın orada canı sıkılmaz mı?” Yani Hizmet’in tadını ve zevkini almış insanlara Cennetin zevkleri bile bu dünya ölçüsüyle hafif gelebiliyor. Halbuki Cennette statiklik, durgunluk, bitevîlik yok. Her an bambaşka bir tecelli ile yenilenme var. Yani Üstadımızın tabiriyle, dünyanın bin senelik zevkli hayatı Cennetin bir saati kadar olamaz.

Öbür taraftan Üstad Bediüzzaman  Hazretlerinin Hz. Azrail Aleyhisselam ile ilgili şu güzel sözler var:  “Bir gün bir duâda, ‘Yâ Rabbi!  Cebrail, Mikâil, İsrâfil, Azrail hürmetine ve şefaatlerine beni cin ve insanların şerlerinden muhafaza eyle’ meâlinde duâyı dediğim zaman herkesi titreten ve dehşet veren Azrail nâmını zikrettiğim vakit gayet tatlı ve tesellidar ve sevimli bir hâlet hissettim. Elhamdülillâh dedim. Azrail’İ cidden sevmeye başladım. Melâikeye iman rüknünün bu cüz’î ferdinin pek çok meyvelerinden yalnız bir cüz’î meyvesine gayet kısa bir işaret ederiz.

“Birisi: İnsanın en kıymetli ve üstünde titrediği malı, onun ruhudur. Onu zâyi olmaktan, yok olmaktan  ve başı boşluktan  muhafaza etmek için kuvvetli ve emin bir ele teslimi derin bir sevinç verdiğini kati hissettim. Ve insanın amelini yazan  melekler hatırıma geldi. Baktım, aynen bu meyve gibi çok tatlı meyveleri var. 

Birisi: Her insan kıymetli bir sözünü ve fiilini bâkileştirmek için iştiyakle, yazarak, şiirle, hatta sinema ile hıfzına çalışır. Bilhassa, o fiillerin cennette bâki meyveleri bulunsa, daha ziyade merak eder. Kiramen kâtibin insanın omuzlarında durup onları ebedî manzaralarda göstermek ve sahiplerine daimî mükafaat kazandırmak o kadar bana şirin geldi ki, tarif edemem.

“Sonra ehl-i dünyanın, beni ictimaî hayattaki her şeyden tecrit etmek için bütün kitaplarımdan ve dostlarımdan ve hizmetçilerimden ve teselli verici işlerden ayrı düşürmeleriyle beraber gurbet vahşeti, beni sıkarken ve boş dünya başıma yıkılırken, melâikeye imânın pek çok meyvelerinden birisi imdadıma geldi. Kâinatımı ve dünyamı şenlendirdi; melekler ve ruhanîlerle doldurdu; âlemimi sevinçle güldürdü. Ve ehl-i dalâletin dünyaları vahşet, boşluk ve karanlıkta ağladıklarını gösterdi.”

(Meyve Risalesi, On birinci Mesele)