İlahi icraat hep böyle...

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Perşembe, Mayıs 21 2026
Paylaş
X Post


Hz. Meryem  validemizin  annesi,  Cenab-ı Haktan bir erkek evlat istiyor… Onu Mescid-i Aksa’ya hizmet için vakfedecek… Ama onun istediği değil, Allah’ın istediği bir kız evladı nasib ediliyor. Ama o, milyarların rehberi olacak bir Peygamber  dünyaya getiriyor.

Musa Aleyhisselam ile Hızır Aleyhisselamın kıssasında anlatıldığı gibi bir erkek çocuğun öldürülmesi söz konusu oluyor. Bakıyorsunuz ayetlerde o çocuğun Salihlerden olan ebeveynini Cenab-ı Hak, onları ileride azgınlığa ve inkâra sürüklemesi muhtemel olduğundan onun yerine temiz, hayırlı ve merhametli bir çocuk ihsan edeceği ifade buyuruluyor. (Kehf Suresi, 18/80-81) 

Bizler İzmir İmam-Hatipte öğrenci iken en büyük emelimiz Yüksek İslam Enstitüsünü bitirip Kestanepazarı Kur’an Kursunda hoca olmaktı. Hatta imkân olsa ölünce oranın bir kenarına gömülmek. M. Fethullah Hocamızın da oradan tahta kulübeden hiç ayrılmak niyeti yoktu. Daha Yüksek İslam’a giderken oraya hoca olarak tayin oldum. Ama 12 Mart 1971 ile oradan bizi uzaklaştırdılar. Bu sefer ayrı bir vakıf, sonra da dernekler kuruldu. Bizler liselerde öğretmen olduk…

Hocaefendi’nin önce Edremit’e, sonra Manisa’ya  tayini çıkarıldı. Sonra da Bornova’ya geldi. Üniversite muhiti… Cuma vaazları, akşamları soru-cevaplarla halk, bilhassa üniversite öğrencileri aydınlatılıyordu. Hizmet artık öğrenci evleri ve yurtlarıyla devam ediyordu. Hacı Kemal Erimez Ağabey de durmadan Perşembe günleri İstanbul’dan ileri gelen tanıdıklarını uçakla İzmir’e getiriyor. Cuma vaazını ve akşamleyin soru-cevapları dinletiyor. Cumartesi-Pazar günleri de öğrencilerin kaldıkları yerlere götürüp Hizmeti tanıtmaya çalışıyordu. Bir müddet sonra “Artık Hocaefendi’nin İstanbul’a yerleşmesi lâzım.” demeye başladı. Bizler esnaf ve öğretmen olarak hepimiz karşı çıktık,  “Ya Hacı Kemal Ağabey, Hocaefendi’yi İstanbul’a götüreceksin de biz ne olacağız!..” dedik. O da kızarak bize “Vallahi kafanız çalışmıyor!..  Evladım hiç İzmir ile İstanbul bir mi?  Hocaefendi bir gitse var ya, Hizmet en az ON  KAT BÜYÜR!”  diyordu. Biz hep İzmir’de kalacağımızı sanıyorduk. 12 Eylül 1980 darbesiyle önce Hocaefendi İstanbul’a  gitmeye mecbur oldu. Bizler de Türkiye’nin çeşitli vilayetlerine dağıldık. Elhamdülillah daha geniş bir  Hizmet zeminine ulaştık. Daha sonra dünyaya dağıldık. 15 Temmuz 2016 darbe komplosu ile bütün tahsillilerimiz ve esnafımız ülkemizden cihana birer tohum gibi saçılıp  savruldu. Her biri birer tohum gibi insan topluluklarının içlerine atıldı. Herkes içinde bulunduğu topluluğun mozaiğinde kendi renk ve kokusuyla entegre olarak farklı güzellikte ve uyum içinde çiçek açacak… Toplumlar kültür ve anlayış zenginliğine kavuşacak inşaallah.

Meseleye bu açıdan bakarsak âyetlerin de işaret ettiği üzere, bir sonraki durumlarımız hep bir öncesinden hayırlı olmaktadır. (Duha  Suresi, 93/4-5. ayetler ) 

Biz güneşe doğru yürüyelim, dönüp dönüp arkamızdaki gölgemizle meşgul olup durmayalım. 

Kıyamete ayarlı olan bu Hizmet merdiven basamakları gibi adım adım yavaş yavaş takdir edilen bir konuma yükselecek inşaallah… Bütün hayırlı işlerde pek çok muzır mâniler olduğu gibi elbette bu güzel ve hayırlı hizmetin böyle pek çok zararlı engelleri olacak… Biz, imtihan dünyasında bulunuyoruz. Bu engelli koşular birer birer aşılmadan, menzil-e varılacak değil. Biz ta baştan meselenin böyle olduğunu bildiğimize göre, şikayete hakkımız olmasa gerek…