İmamoğlu'nun diplomasının iptaline karşı açtığı dava idari mahkeme tarafından reddedildi.

Okuma Süresi 8 dkYayınlanma Cuma, Ocak 23 2026
Paylaş
X Post
CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptal edilmesine karşı açtığı dava reddedildi.
İmamoğlu'nun diplomasının iptaline karşı açtığı dava idari mahkeme tarafından reddedildi.

İstanbul 5. İdare Mahkemesi, İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 1990 yılında gerçekleşen yatay geçiş işleminin iptaline ve diplomasının geçersiz sayılmasına yönelik İstanbul Üniversitesi kararına karşı açtığı davayı reddetti. Kararda, aradan geçen 35 yıla rağmen idarenin "açık hata" gerekçesiyle işlemi geri alabileceği belirtildi.

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün, İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 1990 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAU) İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne yaptığı yatay geçişi "usulsüz" bularak diplomasını iptal etmesi üzerine başlayan yargı sürecinde ilk karar çıktı.

İstanbul 5. İdare Mahkemesi, kararında davanın reddine hükmetti. Kararın gerekçesinde, 35 yıl önceki idari süreçlerdeki eksiklikler, öğrencinin sorumluluğu ve üniversite yönetiminin yetkileri detaylandırıldı.

İmamoğlu'ndan 'diploma davası' paylaşımı: Savunma yapmak için gelmedim!İmamoğlu'ndan 'diploma davası' paylaşımı: Savunma yapmak için gelmedim!


"YAPILAN İŞLEMLER TAMAMEN ÜNİVERSİTE YÖNETİMİNİN İNİSİYATİFİNDE GELİŞTİ"

Dava dosyasında öne çıkan en kritik detay, işlemin üzerinden geçen "makul olmayan süre" oldu. İmamoğlu’nun avukatları, 1990 yılında yapılan bir işlemin, aradan 35 yıla yakın bir süre geçtikten sonra "yokluk" ve "açık hata" iddiasıyla geri alınmasının Hukuki Güvenlik İlkesini zedelediğini savundu.

Dilekçede, öğrencinin idareyi yanıltmaya yönelik bir hilesinin veya iradesinin bulunmadığı, o dönemde yapılan işlemlerin tamamen üniversite yönetiminin inisiyatifinde geliştiği vurgulandı. Savunma, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yakın tarihli "Abidin Pişgin" kararına atıf yaparak, kişinin kötü niyetinin kanıtlanamadığı durumlarda, idarenin kendi hatasından kaynaklanan işlemlerin faturasının yıllar sonra vatandaşa kesilemeyeceğini belirtti.

Mahkeme, yatay geçişin temel şartı olan "eş değerlilik" ilkesinin de ihlal edildiğine hükmetti. Karara göre, 1990 yılında YÖK, KKTC'de sadece "Doğu Akdeniz Üniversitesi"ni tanıyordu. İmamoğlu’nun geldiği Girne Amerikan Üniversitesi’nin (GAU) o tarihte YÖK tarafından tanınmadığı, tanınırlığın ancak 1993 yılında verildiği belirtildi. Mahkeme, "Tanınmayan bir üniversiteden devlet üniversitesine geçiş hukuken imkansızdır" dedi.

Mahkeme, idarenin kontenjanı yönetmeliğe aykırı şekilde artırmasını bir "açık hata" olarak değerlendirerek, bu hatanın öğrenci lehine kazanılmış hak doğurmayacağına hükmetti.

19 yaşındaki İmamoğlu Silivri’de yargılandı! Karar 15 gün içinde çıkacak19 yaşındaki İmamoğlu Silivri’de yargılandı! Karar 15 gün içinde çıkacak

GAU'NÜN TANINMADIĞINA DAİR BİR KARAR YÖK ARŞİVLERİNDE BULUNMUYOR

Kararda en çok tartışılan hususlardan biri de dönemin YÖK mevzuatı oldu. 1990 yılındaki yönetmelikte "üniversitenin tanınması" şartının açıkça yer almadığını, YÖK'ün tanıma yetkisinin 2010 yılındaki yönetmelikle düzenlendiğini belirtti. Ayrıca o dönemde YÖK arşivlerinde Girne Amerikan Üniversitesi’nin (GAU) tanınmadığına dair bir karar bulunmadığı ifade edildi.

Mahkeme ise YÖK ile üniversiteler arasındaki yazışmaları ve GAU Kurucusu Özalp Tozan’ın "O dönemde denkliğimiz yoktu, öğrenciler bunu biliyordu" şeklindeki savcılık ifadesini esas aldı.

Mahkeme, İmamoğlu’nun Girne Amerikan Üniversitesi’nden gelmesine rağmen, İstanbul Üniversitesi öğrenci kütük defterine "Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden gelmiş gibi" kayıt düşüldüğünü belirtti.

Mahkeme heyeti, "Bu gerçeğe aykırı yazım, basit bir hatadan öteye geçmektedir. Davacı, geçiş sonrasında dahi idareyi aydınlatma noktasında özen göstermemiştir" diyerek iyi niyet iddiasını reddetti. Ayrıca GAU Kurucusu Özalp Tozan’ın savcılık ifadesindeki "O dönem denkliğimiz yoktu, öğrenciler bunu biliyordu" beyanı da karara dayanak oluşturdu.

Mahkeme sonuç olarak; yapılan işlemlerin "yokluk" ve "açık hata" seviyesinde sakatlık içerdiğini, bu tür durumlarda idarenin herhangi bir süre sınırına takılmadan (zaman aşımı olmaksızın) işlemi geri alabileceğine hükmetti.

SÜREÇ DEVAM EDİYOR: İSTİNAF YOLU AÇIK

Mahkeme, dava konusu işlemin iptali istemini reddederken, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verdi. Kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'ne (İstinaf) başvuru yolu açık bulunuyor.

ÖZGÜR ÖZEL: 'EYVAH DİPLOMA GERİ GELECEK' DİYE HEYETİ DAĞITTILAR

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde tutuklu olan İmamoğlu'nu ziyaret etti. Özel, çıkışta gazetecilere açıklamalarda bulundu.

İmamoğlu'nun açtığı davanın reddedilmesiyle ilgili de konuşan Özel, şunları söyledi:

"Şimdi, görünen köy kılavuz istemez. Diplomayı hukuksuzca iptal ettiler ya... Biz de bunun iptali için mahkemeye başvurduk ya... O mahkemede bir heyet vardı ya... O mahkeme YÖK'e öyle bir yazı yazdı ki; okuduğunuzda 'Sen bu diplomayı nasıl iptal ediyorsun' diyordu, istediği belgelerle. Ne oldu o heyet? O heyetin herhalde mensubunun biri Kahramanmaraş'ta, biri Gaziantep'te, biri Samsun'da...

Şimdi doğru düzgün, namusluca, hukuka uygun yargılama yapacak heyeti ki -biliyorsunuz bunlar ağır cezalara falan tesir ediyorlar, eskiden işleri düşmediği için bölge idare mahkemelerine ilişmiyorlardı- orada düzgün, normal bir heyet vardı. O heyetin sorularından 'eyvah diploma geri gelecek' diye heyeti dağıttılar, yerine bu heyeti getirdiler.

Biz bu heyetin ne olduğunu biliyoruz. Bu heyet de kendinin ne olduğunu biliyor. Biz tarih önünde bu mahkemeyi... Geldi Ekrem Başkan savunmasını yaptı, anlattı. Çıkan karar; düşünün ki Türk hukuk tarihinde ilk kez bir cezaevinde bir idare mahkemesi görüldü. Olacak iş mi arkadaşlar? Dünyada var mı? İdare mahkemesi dava görmesi normalde dosyadan görülür. Dava açması istisnadır. Davayı açmış, davalıyı yani davacıyı, dava edeni çağırıp anlat derdini demek yerine; 'Sen bekle ben hapishanede geleceğim, mahkemeni göreceğim' diyor. Olmayacak işler. Hani Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir. Buna, yani bunu bekliyorduk.

Ama o arkadaşlar kendi diplomalarını inkar ettiler. Ettikleri yemini inkar ettiler. Cübbelerinin önünde düğme olmamasını inkar ettiler. AK Parti'nin kara rejiminin önünde düğme ilikleyenlerin, günü geldiğinde verdikleri bu karardan pişman olacaklarını, utanacaklarını, savunamayacaklarını... Yarın öbür gün o heyettekilerin çocukları hukuk okur, önlerine babalarının verdiği karar düşer bir gün. 'Baba sen bu kararı nasıl verdin ya?' sorusuna ne cevap verecekler, onu onlar düşünsün. Benim de, Ahmet Özer'in de, Ekrem İmamoğlu'nun da evlatlarına cevabını veremeyeceğimiz soru yok. Onlar düşünsün evlatlarına ne cevap vereceklerini."