İrlanda’da Bir Konferans, Birkaç Yürek
⏱ Okuma Süresi 9 dk•Yayınlanma Pazartesi, Haziran 8 2026
Paylaş
X Post

Geçenlerde sevindirici bir haber ulaştı bize. 28-29 Mayıs günlerinde İrlanda’nın Limerick Üniversitesi’nde, Avrupa Nefret Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği “Nefrete Karşı Mücadele: İnsan Haklarını Korumak ve Demokrasiyi Güçlendirmek” başlıklı bir konferans yapılmış. Avrupa Konseyi’nin 2022 ve 2024 yıllarında benimsediği iki tavsiye kararının nasıl hayata geçirileceğini konuşmak üzere, tam 36 ülkeden 150 kadar akademisyen ve aksiyoner bir araya gelmiş. Bizimkiler de bu meclise üç ayrı dernekle, dört sunumla katılmışlar. İnsanın yüreğine su serpiyor doğrusu.
Solidarity with Others’tan Dr. Fikret Demirçivi, Human Rights Defenders’tan Prof. Dr. Hüseyin Demir ve Human Rights Solidarity’den Kerim Balcı ile Safiye Coşkun, birer sunumla bu büyük salonda söz almışlar. Düşünün bir kere: nefret söylemiyle, nefret suçuyla mücadelede dünyanın önde gelen uzmanlarının toplandığı bir yerde, bizim kardeşlerimiz çıkıp Hizmet müntesiplerinin Türkiye’den kaynaklanan mağduriyetini anlatıyorlar.
Prof. Demir’in sunumu işin teorik temelini kurmuş. Devlet eliyle yürütülen yaftalama ve damgalama sistematiğini “dikey nefret söylemi” diye kavramsallaştırmış. Yani nefretin aşağıdan yukarıya, halktan halka değil; bizzat tepeden, devletin gücüyle aşağıya doğru üretildiği o garip ve zalim durumu anlatmış. Bizim kardeşlerimizin başına gelenlerin münferit hak ihlalleri yığını olmadığını, ancak stratejik bir mücadeleyle çözülebilecek bir “damgalayıcı yönetişim mimarisinin” ürünü olduğunu ortaya koymuş. 2016 sonrası OHAL pratiğini, o iğrenç virüs-parazit söylemini, ByLock ve Bank Asya gibi şeylerin delil sayılması rezaletini ve nihayet AİHM’nin Yalçınkaya kararını hatırlatmış. İnsan dinleyince hem hüzünleniyor hem de bir umut tomurcuğu beliriyor içinde.
Dr. Fikret Demirçivi ise “anlatı savaşı” diye bir başlık seçmiş. Anlattığına göre, devlet mağdurları öyle uzun bir kampanyayla yıpratıyor ki, insanlar artık kamuoyunun gözünde “merhameti hak eden mağdur” olmaktan çıkıp “merhameti hak etmeyen mağdur” haline geliyorlar. Vicdanlar devre dışı bırakılıyor. Üstad Hazretleri’nin dediği gibi, “Zulüm, başını eninde sonunda yiyecek bir tokat hazırlar” amma, o tokat gelene kadar mağdurun çektiği çile az değil.
Kerim Balcı’nın sunumu da çok düşündürücü. Devletin ürettiği nefret yetmiyormuş gibi, bir de bu söylem yurtdışında ciddiye alınınca zarar nasıl katlanıyor, onu anlatmış. Türkiye’de devlet eliyle üretilen damga, uluslararası finansal bilgi bankaları tarafından derlenip bankalara servis edilince, nice Hizmet müntesibinin banka hesabı kapatılmış, kredi başvurusu reddedilmiş, hatta Uber ve Amazon hesapları bile iptal edilmiş. İnsan duyunca “Ne günlere kaldık!” demekten kendini alamıyor. Safiye Coşkun ise İngiltere’de yükselen göçmen düşmanlığını, İşçi Partisi’nin bile bu rüzgâra nasıl kapıldığını anlatmış ve insan hakları savunucularının bu sağa kayış karşısında birlik olmasının önemini vurgulamış.
Şimdi bu satırların asıl güzel tarafına geleyim. Bu kardeşlerimiz sadece kürsüde konuşup oturmamışlar. Sunumlar sonrası sosyal faaliyet alanlarında diğer katılımcılarla birebir yapılan görüşmelerde de 15 Temmuz’u, Hizmet Hareketi’nin felsefesini ve bununla bağlantılı konuları muhataplara aktarma imkânı bulmuşlar. İşte mesele de burada zaten. Yıllar önce bir profesör kardeşimizin dediği gelir aklıma: “Batı dünyasında bu kadar mühim şahsiyetlere muhatap oluyorsunuz, ne yapıyorsunuz bu konumlarınızla?” Hocaefendi de hep “hâl dili” derdi. İnsan, salonda mikrofonla anlattığını bazen bir çay molasında, bir yemek sırasında, göz göze gelerek çok daha derinden anlatabiliyor. Çünkü orada artık akademik bir tebliğ değil, bir gönülden öbür gönüle akan bir samimiyet var.
Bir hususu da kaydetmem lâzım. Bu konferansa katılım, Solidarity with Others gönüllülerinden Esra Kaplan’ın sekreterya ile yaptığı yazışmalar sayesinde mümkün olmuş. Üç ayrı insan hakları derneğimizin bir arada, ortak bir hazırlıkla böyle bir konferansa katılması da bir ilkmiş. Hatta sunum yapanların yanında bir de gözlemci arkadaş katılmış ki, hem oturumlar rahatça takip edilsin, hem de sunum stresi olmayan biri serbestçe tanışıp kaynaşabilsin. Ne güzel bir tedbir, ne güzel bir teşrik-i mesai! Konferans Limerick Üniversitesi’nce düzenlenmiş olsa da, Avrupa Konseyi’nin tam desteğini almış. Avrupa Konseyi Nefret Söylemi Birimi sorumlusu Matteo Tracchi, AİHM hâkimi Úna Ní Raifeartaigh, Eşit Haklar ve Onur Direktörü Hallvard Gorseth gibi alanın dev isimleri de oradaymış.
Velhâsıl, hak ve hakikat dâvası, bazen Strazburg’un mahkeme salonlarında, bazen bir üniversite konferansında, bazen de bir çay molasındaki samimi sohbette yürür gider. Bizim kardeşlerimiz hem ilmiyle hem hâliyle bu dâvayı temsil etmişler. Allah hepsinden razı olsun. Üstad’ın o güzel sözüyle bitirelim: “Hayat bir faaliyet ve harekettir.” Bu kardeşlerimiz de oturup beklemiyor, gittikleri her yere bir avuç hakikat, bir avuç umut taşıyorlar. Rabbim yollarını açık etsin.”
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar
1.Trump tek şarta bağladı: İran'a yaptırımlar kalkıyor mu?2.Karakoyun: Batı’nın sessizliği Türkiye’deki demokrasi mücadelesine ve kendi inandırıcılığına zarar veriyor3.Otokoç'a silahlı saldırı olayında 2 kişi gözaltına alındı4.Eski AYM Başkanı Kılıç'tan çarpıcı ‘mutlak butlan’ yorumu: 'CHP keşke kapatılsaydı'5.Azak Denizi’nde iki kargo gemisi vuruldu: 5 Azerbaycanlı hayatını kaybetti

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN

ABDULLAH AYMAZ
ESRA BÜYÜKCOMBAK

ŞERİF ALİ TEKALAN
ÇOK OKUNAN HABERLER

Trump tek şarta bağladı: İran'a yaptırımlar kalkıy...

Karakoyun: Batı’nın sessizliği Türkiye’deki demokr...

Otokoç'a silahlı saldırı olayında 2 kişi gözaltına...

Eski AYM Başkanı Kılıç'tan çarpıcı ‘mutlak butlan’...

Azak Denizi’nde iki kargo gemisi vuruldu: 5 Azerba...







