Kadının donanımındaki farklılık, iş bölümü ve şahitlik
İslâm’a göre insan, yeryüzünde Allah’ın halifesidir ve sultandır. O yüzden eşyaya müdahale edip (yön verme, etkileme) şekillendirme hak ve imkânı verilmiştir. İslâm insana kendini ve neslini koruması, yaşama ve çalışma özgürlüğü, mülkiyet edinme hakkı gibi bütün temel hakları tanımaktadır ve bu hususta hiçbir sistem onunla yarışamaz. Bunun aksine, olumsuz hiçbir şey İslâm’da gösterilemez. Kadın hakları meselesinde de bu durum aynen geçerlidir.
İslâm’da kadın ve erkek aynı olmayan eşit yarımlardır ve her biri diğerindeki eksiklikleri tamamlayacak şekilde yaratılmışlardır. Aslında, biri olmadığında diğeri eksik kalacak ve insandan beklenen gaye tamamlanamayacaktır. Dolayısıyla kadın ve erkekte var olan eksiklikler gerçek bir eksiklik olmayıp, kadın ve erkeğin bir araya gelmesini gerektiren ve böylece bir bütünü ortaya çıkaran hususlardır:
“Kadın hakları meselesine gelince aslında İslam’da kadın-erkek bir vahidin iki yüzü gibidir. Birbirlerini tamamlama adına birinde negatif olan bazı şeyler öbüründe pozitif olarak kendisini gösterir. Bu açıdan da kadın-erkek bir araya gelerek bir vahidi (bütünü) teşkil ederler (oluştururlar). Bunlara çarkın dişlileri şeklinde bakmak daha uygun olur. Negatif tabiri birinde bir eksiklik düşünme mülahazasını hatırlatabilir. Ama çarkların dişleri, sistemin dönebilmesi için birinde diş olacak, şöyle bir yiv veya bir cıvata gibi, bir somun gibi ve böylece bir vahit meydana gelecek. Dolayısıyla bunlar anlaşarak, iş bölümü yaparak ve birbirlerine destek olarak çok mükemmel işleyen bir sistem meydana getirecekler.
Evvela, temelde dimağlarımızda var olan kadının farklı yaratılışını bir eksiklik şeklinde algılamadan daha ziyade, aile yapısı mükemmeliyetini meydana getirmek için erkeğin ve kadının böyle yaratılması gerektiğine vermek lazımdır. Tabiatta bunlar belli ölçüde farklı yaratılmışlardır. Yapabilecekleri iş ve altında bulundukları bazı sorumluluklar ve aynı zamanda maruz kaldıkları bazı şeyler açısından farklılıkları vardır. Tabiatının icabı iş bölümünde ona bazı şeyler düşecek öbürüne de bazı şeyler düşecektir.” (KADIN)
Daha önceki yazılarda da ele alındığı gibi kadın ve erkeğin yaratılıştan gelen farklılıkların hesaba katılması ve ona göre toplum hayatında rol ve konumlarının belirlenmesi önemlidir. Aksi takdirde fıtratlarına aykırı işlerden sorumlu tutulmaları veya konumlarının belirlenmesi onlara yapılan bir haksızlık ve zulüm olacaktır:
“Kadın normal çalışabilir. Kadının çalışmayacağına dair İslam’da herhangi bir şey gösterilemez. Ancak bir yerde ona takatinin (gücünün) üstünde vazife tahmili (verilmesi) mevzuunda (konusunda) Allah Resulü karşı çıkmıştır. Mesela bir yerde buyurur ki; geçmiş dönemde bir zat bir öküzle beraber bir ineği koşmuştu. O inek ona hal diliyle veya mucize olabilir (bizzat konuşarak) dedi ki “ben bu iş için yaratılmadım”. Silahı omuzuna verme, cephelerde bir kadını -o yanları itibarıyla zayıf sayılabilecek bir kadını- en ağır şeylerde koşturma ona karşı bir haksızlık olur.” (KADIN)
Bir yönüyle daha sert ve dış işlere daha açık olan bir erkeğin, evde çok şefkat ve fedakârlık ve hatta şefkat kahramanı olmayı gerektiren işlerde kullanılması da erkeğe zulüm olur. Kadın doğası gereği çok mükemmel bir terbiyeci ve öğretmen olarak evde bir taraftan çocuklarını yetiştirirken, diğer taraftan beyinin bir kısım aldığı stresleri dökmesine yardımcı olabilir, onunla fikir alışverişinde bulunabilir, onun evindeki işlerini görebilir ve kadının gücünü aşmayacak şekilde dışarıda da çalışabilir. Kadın ve erkek arasında bu şekilde bir iş bölümü yapılabilir ve zamanın gerektirdiği şekilde bu iş bölümü yenilenebilir.
İki kadının şahitliği meselesi
Bir erkeğe karşı iki kadının şahitliğini gerektiren durumlara da bu açıdan bakılabilir. İslâm’ın bu hükmünün, erkek ve kadının yaratılışındaki farklılıklara uygun olduğu söylenebilir. Fakat bu meseleyi ele alırken, getirilen hükmün toplumun geneli ve çoğunluğu için ve genelde geçerli olan esaslara bina edilmesi gerektiği de unutulmamalıdır. Hususi durumlarda ve hususi zamanlarda azınlık ve istisnalar için geçerli olan hususların esas olmaması ve büyük çoğunluk dikkate alınarak kanunların getirilmesi gerekir.
İnsanlık tarihi boyunca kadınlar vazife ve sorumluluk açısından genelde daha çok evde bulunmuşlardır ve toplum hayatında gerçekleşen olayları tam gözetleme ve bilgi sahibi olma imkânı bulamamışlardır. Tarih boyunca farklı mesleklerde kadınların da çalışmış olmaları bu genel durumu değiştirmemektedir:
“Büyük çoğunluk nazarı itibara (dikkate) alınarak kanunlar vaaz edilir (getirilir). Modern hukukta da böyledir ve işin objektif olması onun öyle olmasını gerektirir. Büyük çoğunluğu itibariyle kadınlar dışta cereyan eden hadiselerin hepsine tam muttali (bilgi sahibi) olmadıklarından dolayı (olayları) iyi görmemiş, iyi tecessüs etmemiş (araştırmamış, incelememiş) olabilirler. Bu onların konum itibariyle bir zaafı (eksiği) olabilir. Evde bulunma, çocuğuyla meşgul olma gibi (şeylerden dolayı) bunları görmemiş olabilir.
Ekseriyet (büyük çoğunluk) için varid (geçerli) olan bir şey tamim etme olabilir (genelleştirilebilir). Aksi olsa ne olurdu? Azınlık itibariyle çarşıda pazarda erkek gibi çalışanları (çalışmasında mahzur yok) dikkate alarak “hayatı içtimaiyyenin (toplum hayatının) içinde erkek kadar bulunmayan bir kadının şehadeti de tıpkı bir erkek gibi geçerlidir” deseydik, bu defa hukuki hükümleri azınlığa bina etmiş olacaktık. Hukuk felsefesi açısından acaba o mu tasvip (kabul) edilir beriki mi? Çoğunluğunun mülahazası mı tasvip edilir (onaylanır) bu mu tasvip edilir?” (KADIN)
Şahitlik konusundaki bir diğer önemli husus ise kadının doğası gereği çok şefkatli ve duygusal olmasıdır ki ondan beklenen vazifeleri yerine getirebilmesi açısından bu önemlidir, ama bu durum kadının şahitliğinde objektif davranabilmesini etkileyebilecek bir durumdur:
“Bir diğer yandan; Allah kadını değişik şeylerle donatmıştır. Bir şefkat kahramanı desek mübalağa yapmış olmayız. Öyle olmasa, mesela biz hepimiz çocukları severiz, çocukları yetiştirmeyi de severiz ama bir, iki, üç... nihayet kaldırır bir tarafa çalarız. Ben arkadaşlarımdan biliyorum. Çocuk yanımda ağlayınca 'onu götürüp hanımın yanına koyup kendim istirahatıma çekiliyorum' derler. Ama anneler öyle yapmazlar. Demek ki bir ekstra yanları var... Şefkatle donanmış bir kadın. Şimdi bu şefkat o aile fertlerinin iyi yetişmesi için annenin silahıdır, malzemesidir. Öyle olursa çocuk mükemmel yetişir.
Bu şefkatin başka yerlerde bir yönüyle belki negatif yanları olabilir. Öyle bir şehadette (şahitlik olayında) aleyhte olabileceği bir yerde o şefkat öne çıkabilir. Kadın orada objektif olmayabilir. Bir yerde kendisi için yararlı bir duygu, bir düşünce, bir his onun çok faydalı.. onu rantabl kullandığı zaman iyi bir muallime (öğretmen), iyi bir mürşide (yol gösterici) olabilirken fakat şehadet meselesinde şefkat öne çıkar. Halbuki orada hakkaniyet önemlidir, ihkak-ı hak (hakkı hak sahibine verme) etme önemlidir. Onun için orada bir yönüyle (onun bu) şefkatine bir zaaf (eksiklik) nazarıyla bakılmıştır. Aslında zaaf değil de bir vahidi tamamlayan bir yandır o. Fakat orada mücerret (soyut) ve nispi olarak onu ele almadığınız zaman ona bir zaaf nazarıyla bakılabilir. Onun için Kur'an-ı Kerim de, o ayette meseleye böyle yaklaşmış, onu öyle ele almıştır. Yani sürekli evinden, işinden alıp mahkemelere götürmek.. sürekli hakimlerin karşısına dikmek.. bence kadın hakları adına, feminizm adına bile bu mesele münakaşası (tartışması) yapılırken üzerinde durulmaya değer. Zannediyorum Avrupalılar, Batılılar İslam'a böyle garazla (kötü niyet veya hınçla) bakarken bu mevzuda çıkış noktalarını da çok iyi tespit edememiş ve objektif bakamamışlardır meselelere.” (KADIN)
Bakara suresinde (282), ticaret ve vadeli borçlanma meselelerinde, iki erkek bulunamazsa bir erkek ile iki kadın şahit gösterilmesine dair getirilen hüküm kadının insanî değerinin eksikliğinden değil; sosyal hayatın yapısı, fizyolojik ve psikolojik hassasiyetler ile iş bölümünün getirdiği sorumluluk farklarından kaynaklanmakta ve kadının üzerindeki hukuki ve psikolojik yükü de hafifletmektedir. Bu düzenleme aslında bir kısıtlama değil, kadını koruyan ve hukuki süreci sağlamlaştıran bir uygulamadır.
İslam fıkhında doğum, emzirme, kadınlık halleri ve sırf kadınların bilebileceği mahrem alanlarda sadece tek bir kadının şahitliği dahi hukuken yeterli ve bağlayıcı kabul edilmiştir. Bu da şahitlikteki sayının kadınlık değeriyle değil, konunun uzmanlığı ve olaya yakınlığı ile ilgili olduğunu gösterir.
Gerçekte, şahitlik ve diğer hukuki sorumluluklardaki farklılıklar, asla kadını ikincilleştiren bir uygulama olmayıp onun fıtratına, yaratılışına, şefkatinin ve duygusal yönünün daha ön planda olmasına ve sosyal konumuna gösterilen ilâhî bir merhametten ve kolaylaştırmadan kaynaklanmaktadır.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

PROF. DR. ŞERİF ALİ TEKALAN

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

NUMAN YILMAZ YİĞİT

CUMA KARAMAN

SAFVET SENİH


Cumhuriyet Bayramı Töreninde YENİ Parti vekillerin...

Özel okul öğretmenlerine yeşil pasaport teklifi: 1...

KRT TV’de mülkiyet değişiminin ardından yönetim şe...

Cezaevinden tahliye edilen Üsküdar Belediye Başkan...

Düsseldorf Bölge Mahkemesi kararını verdi: Tera Ho...





