Kötü tarafı, alışkanlık yapıyor olması!

Okuma Süresi 8 dkYayınlanma Pazartesi, Ağustos 31 2026
Paylaş
X Post



Hükümet darda, iktidar kriz yaşıyor ve amiral gemileri S.O.S (Save our Ship, Gemimizi kurtarın!) sinyali veriyor. Bütün olup bitenlerin cevabı ortada; economy idiot, mesele ekonomi be birader. Hele bu halleriyle sağa-sola efelenmeleri, racon kesmeleri yok mu? İnsanın gülmekten karnına ağrılar giriyor. 


Memleket bu haldeyken, sınırdışı hangi operasyonu götürebileceklerini zannediyorsunuz? Hesap etmeden girdikleri kavgalardan birileri kurtarsın diye bakıyorlar. İran krizi başladığında işin boyutlarını fark eden ve “Bunu çözerse Trump çözer!” diyen, kabinenin dışişleri bakanı. Bölgedeki siyasi meseleleri çözmek, Türkiye'yi ekonomik krizden kurtarmaktan çok ama çok kolay. Yedi yıldır bekledikleri uçak siparişleri zamanında yetişse bari. 


Yirmibeş yıl kutlamalarında kendinden geçen iktidar, hiç olmadığı kadar derin bir ekonomik kriz ile karşı karşıya olduğunu fark etti. Hani o mevtanın kalkmaya teşebbüs ettiğinde kafasını vurup öldüğünü fark ettiği an. O kadar iş yapıyor görünmelerine rağmen halkın birinci gündemindeki geçip sıkıntısı frekansına takılı kaldılar.Yoksulluk sınırı hiçbir zaman bu kadar uzağa düşmemişti.


İmralı kıyılarında estirilen rüzgar bile halkın günlük geçim sıkıntısını unutturmuş değil. Herkes “Onu salsanız ne olacak? İşsizlik ordusuna ya da emeklililer kahvesine yeni bir müşteri katmış olacaksınız. Bu mu icraat?” diye soruyor. Tuzları kuru ve halktan kopuk milletvekillerinin iyi niyet ve temennileri günübirlik tatminlerden ibaret. “Aman muhalif olup, müşkülpesentlik etmeyelim. Başımız ağrımasın!” diyen o kadar çok vekil var ki!


Mal varlıkları hakkında şehir efsaneleri üretilen cemaatler için iktidar yanlısı olmak artık yeterli değil. Yastık altında karagün akçesi olarak saklanan vakıf malları, sadakalar ve bilumum hayrâtın iktidar kontrolündeki beytü'l-mâl'e hibe edilmesi gerekiyor. Hani utanmasalar “Helal haram ver Allahım, garip kulun yer Allahım!” diyerek çarşı pazar dolaşacaklar. İşi o kadar abartmaktansa kolluk kuvvetlerine gece mesaisi yaptırmak daha ucuza mal oluyor.


Basına yansıyan haberler eğer doğruysa, hükümeti yüksek faiz oranları ile aldığı dış borçlar ödenecek türden değil. Son on yıldır üzerine çöktükleri kişilere ait mal varlıkları dış borçların bir aylık faizlerin öşrüne yetmiyecek kadar devede kulak. 15 Temmuz bahanesi ile ürettikleri kanuni zemin ucuz makyaj malzemesi gibi yüzlerinden dökülmeye başladı. Eğer bu operasyonlar ve el konulan mallar işe yaramış olsaydı, ekonomiden sorumlu bakanın biraz olsa yüzü gülerdi. O, kabinedaşı dışişleri bakanı kadar şanslı değil; “Bu işi düzeltse düzeltse Trump düzeltir!” deme lüksü yok.


Türkiye'nin yakından tanıdığı bir başka İslami Cemaate yapılan bitirme operasyonunda suçun ne olduğu ve operasyon mağdurlarının kanuni hakları konuşulmadan havuz medyası “Evinden altın çıktı!” çığırtkanlığı ile asıl maksadı gizleme ihtiyacı duymuyor. Aldığını buldum, zorla el koyduğunu ganimet ve helal sayan bir mantaliteyi durduracak hiçbir kanuni ve ahlaki müeyyide yok. Müslüman malının ganimet olamayacağını hatırlatsanız, bilmem dinleyen olur mu? 


Adalet Bakanı'nın bile hala adını koyamadığı cemaat baskınları gelinen noktada on yıl önce vefat eden ve cemaat ile ilişkisi bilinen şahıs üzerinden devam edecek gibi görünüyor. Bir kişinin vefatını mensupları milyonları bulan bir oluşuma nasıl taksim edeceklerini zaman gösterecek. Ekonomi bakanının yıl sonu hesapları açık vereceği için, Adalet Bakanı'nın elini çabuk tutup gasp edilen, el konulan ve yağma edilen cemaat varlıklarına bir kılıf bulması ve dibi delik bütçe açığına omuz vermesi gerekiyor.


İktidarın operasyon birimi olarak kullandığı adalet mekanizmasının akıllara ziyan bir işleyişi var. Eski İBB Başkanı'nı bütünüyle bitirmeye kararlı sistem, aile fertlerini de işin içine katmak için bahane arıyor. Bulamazsa üretiyor. Süleymancılar olarak bilinen cemaatin önde gelenleri de bütün bir aile, hısım, dost, uzak ve yakın akraba gibi geniş bir çerçeveden davaya dahil edilmek için zorlanıyorlar. 


Suç işlemenin veya ahlaki sınırları hiçe saymanın kötü bir tarafı var, alışkanlık yapıyor. Hani o Yahya Kemal'in güzel şiirine benzeyen bir tiryakilik; “Meyhaneler böyledir, bir içen bir daha içer./ Mahfice başlayan giderek bi-riya içer!”. Hakları olmayan mallara çökmek iktidar mensuplarına ayrı bir heyecan veriyor olmalı!


İktidar ve Saray icraatları için hukuki bir zemin arama telaşını çoktan terk ettiler. Yeni anayasa ile bütün geçmişlerini garanti altına alacaklarını düşünüyorlar. Ne var ki, şu an şahit olunanları bütünüyle unutturacak ütopik bir anayasa insani üretim kapasitesinin sınırlarını aşıyor.