Mülkün hakiki sahibi...

Okuma Süresi 9 dkYayınlanma Çarşamba, Haziran 3 2026
Paylaş
X Post
Mülkün hakiki sahibi...

1999 zelzelesinde, Adapazarı'nda bir TV  kanalının muhabiri kamera karşısında depremzedeye  “Bu ne hâl?” diye soruyor. O da şöyle cevap veriyor: “Pen ha pu evi ve altındaki dükkanı penim sanuyurdum. Esas Sahibi, ‘Çıkın dışayru!’ dedi. Ton gömlek kendimüzü dışayruda bulduk uşağum, sözün kısası!...”

Hak Etmiştir…

1982’de bir arkadaşımız Trabzon’a gider… Evini mahalleye yeni taşımıştır. Mahallenin illallah ettiği belâ birisi de hapisten yeni çıkmıştır. Arkadaşımızın yeni gelmiş biri olduğunu anlayınca, babasına küfreder. Asabî  biri olmasına rağmen sabredip “Yeni geldik hemen problem çıkarmayalım” diye  “Git Allah’ından bul!” der. Bu sefer adam Allah’a küfreder. Arkadaşımız adamı evire çevire iyice bir döver. Karakolluk olurlar. Karakoldakiler  herifi tanımaktadırlar. Allah’a küfrettiğini öğrenince, ona “Doğru mu bu?” derler. O da susar. Sükût ikrardan gelir diye bir de polisler döver… Arkadaşımız, gelip evini taşımak ister. Mahalle kadınları duyunca, “Sakın taşınmayın, çok hayırlı bir iş yaptın!..” derler. Yaramaz çocukları, bir elden geçirmişse, “Mühim değil, o boşuna dövmez.” derler. O da daha sonra ne eder eyler, o çocukları yaptığı iyilik ve cömertliklerle kazanır… “Bize O, İslamiyet'i Hz. Muhammed’i sevdirdi.” derler. 

Harun hocamız anlatmıştı: 

“Kutlu Doğum Haftası” diye Maroviç ikindi vakti, kırmızı gülleri topluyor…  Ilık rüzgar… Gül kokusu.. Kendisi öbür günkü Hocaefendi davasıda ifade vereceği için mânen hazırlık yapıyor. Mahkemeye  gitti, sanki sanıkmış gibi, sanıkların sandalyesinde oturdu. Hâkim: ‘Sayın Maroviç, sen sanık değil  tanıksın; yerinize geçiniz!’ diye uyardı. Sonra sordu ‘Fethullah Gülen’i nereden tanıyorsun?’  Maroviç, ‘O, bize İslamiyeti ve Hz. Muhammed’i sevdirdi. Cemaatimizi çok etkiledi.’ diye cevap verdi. Sonra mahkeme önündeki bu şahitliği medyanın önünde de tekrarladı… Sonra İstanbul’da Amerika’ya telefon ettik: ‘Hocam, seni, çok özledim, ellerinden öperim.’  dedi.  Devamla ‘Hocam, Hz. İsa, son akşam yemeğinden sonra ‘Benden sonra benim davamı bunlar götürecek’ dedi. Sonra kalkıp havarilerin teker teker ayaklarını yıkadı. Bütün bu olaylar asrımıza göre şöyle yorumlanabilir: “Birbirinize çelme takmayın, köstek olmayın, destek olun. Her zaman birbirinizin ayağını yıkayın.’  Ellerinizden öperim.” Maroviç ağlıyordu. Gurbet ellerden de hıçkırık sesleri geliyordu. Şahsen ben Maroviç’in gözlerinden Hocaefendiyi anlamaya çalışıyordum. Bu ak saçlı yetmişi aşkın muvahhit insanı anlamaya gayret ediyorum. Onun bahçeden koparıp getirdiği gülü bir vazoya koyuyorum.”

Zeka, Problem Çözmeye  Yönlendirilirse 

“Ya bir çıkış yolu bulmalıyız veya yepyeni bir çıkış  yolu açmalıyız” diyen Annibal gibi… İrşad hususunda sancılar çekip, dertlenerek yollar bulmalıyız. En mühim buluşlar savaşlar sırasında gerçekleşmiştir. Niçin? Çünkü bütün fıtrî kabiliyetler, zekâlar, zorda kalmışlık haliyle bir çare bulmaya yönlendirildi. Ayetin ifadesiyle “Muzdar durumda, zorda kalmışların fıtrî duaları” Allah tarafında kabule karîn (yakın) olur. Yani dertlenenlere, Allah çözüm ilham eder…

Tuzsuz  Helva

Şeyh Sadi Şirazî, yazdığı kitabı Mevlana Hazretlerine takdim edip incelemesini istiyor. Öbür gün “Nasıl buldunuz?” diye soruyor. Hz. Mevlana, “Tuzsuz olmuş…” diyor. Şeyh Sadi üzülüyor. Bunun üzerine Mevlana hemen “Elbette tuzsuz olacaktı; çünkü helva tuzsuz olur!” diyor.

Hindal

Babur Şah’ın kızı hatıralarını yazmış… Babur Şah, en küçük oğlunun ismini Hindal koymuş. Yani Hindistanı al!.. Afganistan’dan gelen kavunları koklayıp koklayıp bakarmış. Her gelen gence, “Acaba sen Hindal mısın!  diye  sorarmış… Sonra bir genç görmüş; “Sen Hindal mısın?” diye sormuş. O da “Ben değilim ama üzerimdekiler, Hindal’ın elbiseleri!.” Demiş.

Viladavostok (Doğuyu fethet)

Ruslar da bir bölgeye “Viladavostok”  ismini vermişler. Risale-i Nur’da bahsedildiği gibi bu bölgeye dünyaya düşen en büyük gök taşlarından birisi düşmüştür… Çok ibretlik bir olaydır!..

Tavşanlardan da korkağı varmış!..

Hekimoğlu İsmail (Ömer Okçu) Ağabey anlatmıştı: “Tavşanlar toplanıp ‘Bizden daha korkağı yok. Ne olacak böyle?  Haydi gidelim toptan intihar edelim’" demişler. Hepsi de denize doğru koşuşmaya başlamışlar. Bir de bakmışlar kendilerinden önce kurbağalar hızlıca kendilerini birer birer suya atıyorlar. Durup bir durum muhakemesi yapan tavşanlar, “Elhamdülillah bizden daha korkaklar varmış; biz artık bu intihardan vazgeçelim” demişler… Vazgeçmişler…