Nostaljiyle gelenler
Rahmetli Ağabeyim, maalesef nasıl alıştı ise ortaokul yıllarından itibaren sigara içerdi. Emekli olduktan sonra kalp rahatsızlıkları başladı, koronerlere bypasslar yapıldı. Durumu daha da ağırlaşınca artık kalp çalışamaz oldu ve ileride kalp nakli yapılabilir düşüncesiyle suni kalp takıldı. O da yeterli gelmeyince maalesef çoklu organ yetmediğinden kendisini kaybettik.
Ağır hasta olduğu dönemlerden birinde, yıllar önce Sağlık Koleji’ni beraber bitirdikleri arkadaşlarıyla Alanya’da bir otelde program tertip edilmiş. Ben sağlığı açısından gitmesinin mahzurlu olduğunu söyledim. Arkadaşlarını çok özlediğini ve ısrarla gitmek istediğini söyledi ve gitti.
Bu programdan döndüğünde arkadaşlarını görmekten, onlarla birlikte olmaktan, onlarla birlikte değişik konuları konuşmaktan dolayı ağabeyim çok sevinçliydi, mutluydu. Günlerce bize bu programın kendisine ve sağlığına ne kadar iyi geldiğini anlattı.
Demek ki bu şekildeki insan ilişkileri, arkadaşlıklar, tanışıklıklar devam ettirilebilirse insan bunlardan ayrı bir moral kazanıyor, umut ediniyor, yaşama sevinci elde ediyor, psikolojik olarak iyileşme sağlıyor.
Hayatta belli bir noktadan sonra, bu şekildeki insani ilişkiler daha da bir önem kazanıyor. Bunların da mutlaka devam ettirilmesi gerekiyor. Bunlar, aynı zamanda bir bakıma rehabilitasyon görevi de görüyor, insanlar rahatlıyor, kendilerini kendi yaşıtlarına, arkadaşlarına anlatabiliyorlar. Birbirlerinin dertlerini paylaşabiliyorlar.
Ağır yüklü kamyonların yokuş tırmanırken, ara gazı denilen ikinci bir takviyeyle bu yokuşu tırmandıkları gibi, insanlar için de bu şekilde makul, faydalı ara gazlarına her zaman ihtiyaçları var.
Benzer bir durumu ben kendim de yaşadım. Seneler önce Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birlikte mezun olduğumuz sınıf arkadaşlarımızın yani aynı devrenin, İzmir’in Foça ilçesinde bu şekilde bir programları vardı. Ben de İstanbul’dan gelerek bu programa katıldım. Yıllar önce beraber olduğumuz arkadaşlarımızı bazen zor tanıdım, bazılarını tanıyamadım. Saçlar dökülmüş veya beyazlaşmış, yürümekte zorluk çeken arkadaşlarımız, tekerlekli sandalyeyle gelen arkadaşlarımız vardı. Herkes için adeta bir bayram havası mevcuttu. Herkes birbirine hal hatır soruyordu. O güzel manzaralar hâlâ gözümün önünde.
Onlardan çoğu, çocuklarını hizmet okullarında okuttuklarını ve çok memnun olduklarını bundan dolayı da bizlere teşekkürlerini bildirdiler.
Dünyada her kültürde bu şekilde bir okuldan veya üniversiteden aynı yıl birlikte , önce veya sonra mezun olanların bir araya gelmeleri, eski günleri yâd etmeleri, sonra da kurulan bu yeni köprüyle daha sonra birbirlerini aramaları ve dostluklarını pekiştirmeleri tabii ki insani bir davranıştır.
Bir bakıma değişik vesilelerle insanların başka değil ama sadece dostluk ve arkadaşlık için bu şekilde bir araya gelmeleri, hem daha kolay, hem de kalıcı oluyor. Çünkü burada herhangi bir menfaat paylaşımı, bir beklenti söz konusu değil.
Dolayısıyla birlikte çalışılan insanlar, aynı şehir veya aynı memleketten, aynı meslekten olanlar, komşular, birlikte yolculuk yapılan, kendileriyle alışveriş yapılan insanlar, öğrenci-hoca münasebeti, gibi çok çeşitli fırsatlar değerlendirilmelidir. Bunların benzerleri herkes tarafından belli zamanlarda yapılmalı, insanlar birbirlerini aramalılar, eğer varsa birbirlerinin ihtiyaçlarını da birlikte karşılamalılar.
Bu şekilde insanlar memnun ve mutlu olunca, böyle aktivitelerin sayıları da artırıldığı zaman, içinde yaşanılan toplumda bu sefer mutlu ve mesut olan insanların sayısı da artacağı için, aynı zamanda bu tür etkinlikler, hem o yaşta yaşayan insanlar için bir mutluluk vesilesi, hem de gelecek nesillere çok güzel örnek olması açısından önemlidir. Bu tür buluşmalar sadece bireyler için değil, aileler ve çocuklar için de anlamlıdır. Hatıralar paylaşılır, tecrübeler aktarılır; böylece bir “hafıza kültürü” oluşur.
Sınıf arkadaşlarının veya aynı okuldan mezun olanların yıllar sonra bir araya gelmesi, sadece hoş bir hatıra tazeleme değil; aynı zamanda derin psikolojik ve sosyal faydalar barındıran önemli bir süreçtir. Bu tür buluşmalar, nostalji ve insan psikolojisi açısından değerlendir. İnsan hayatı boyunca farklı roller üstlenir; ancak okul yılları, kişiliğin şekillendiği en saf dönemlerden biridir. Eski arkadaşlarla buluşmak, “Ben kimdim, nasıl biriydim?” sorusuna cevap bulmayı sağlar. Bu da bireyin kendilik algısını sağlamlaştırır.
Geçmişteki güzel anıların hatırlanması, beynin ödül sistemini harekete geçirir. Dopamin ve serotonin gibi mutlulukla ilişkili kimyasalların salgılanmasına katkı sağlar. Bu da stres, yalnızlık ve kaygıyı azaltır. Yıllar sonra yapılan buluşmalar, insanın hayat yolculuğunu, daha geniş bir perspektiften görmesini sağlar. Nereden nereye gelindiğini görmek, şükür duygusunu artırır ve hayata anlam katar. Modern hayatın yalnızlaştırıcı etkisi düşünüldüğünde, eski dostlukların yeniden kurulması çok kıymetlidir. Bu bağlar, bireyin sosyal destek sistemini de güçlendirir.
Bazen yarım kalmış duygular, söylenmemiş sözler veya küçük kırgınlıklar olabilir. Bu buluşmalar, geçmişle yüzleşme ve içsel bir “tamamlanma” hissi sağlar. Bu buluşmalar aslında insanın kendi hikâyesini yeniden okumasıdır. Günümüz dünyasında hız, tüketim ve yalnızlık öne çıkarken; bu tür toplantılar insanı yavaşlatır, derinleştirir ve köklerine bağlar. Geçmişi hatırlamak, kimliği güçlendirir, dostlukları canlandırmak, yalnızlığı azaltır, hayat muhasebesi yapmak, anlam duygusunu artırır.
Bu yüzden bu buluşmalar sadece “nostaljik bir etkinlik” değil; aynı zamanda ruh sağlığına katkı sağlayan, insanı bütünleyen ve hayatına derinlik kazandıran önemli bir ihtiyaçtır.
Zaman, farkına varmadan içimizden sessizce geçen bir nehir gibi… Biz çoğu zaman onun akışına kapılıp giderken, geride bıraktıklarımızın kıymetini ancak yıllar sonra anlayabiliyoruz. İşte o eski sınıf arkadaşlarıyla, aynı okulun koridorlarını paylaşmış insanlarla yeniden bir araya gelmek; bu akışın ortasında bir an durup geriye bakmak gibidir.
Bu buluşmalar, insanın kendi geçmişine dokunmasıdır aslında. Kim olduğunu, nereden geldiğini yeniden hatırlamasıdır. Hayatın yüküyle bazen yorulan ruh, eski dostların samimiyetiyle hafifler. Çünkü o dostluklarda menfaat yoktur, hesap yoktur; sadece paylaşılan bir zaman diliminin saf hatıraları vardır.
Bazen bir öğretmenin adı geçer, bazen bir sınıfın kokusu… Eski bir şaka, yıllar sonra yeniden gülümsetir insanı. O an fark edilir ki; mutluluk çoğu zaman büyük şeylerde değil, küçük ve sade anların içinde saklıdır. Geçmişin o mütevazi anları, bugünün karmaşası içinde bir sığınak gibi gelir insana.
Bir de bu buluşmaların derin bir tarafı vardır: insan kendi hayatını görür. Kiminin yolu farklı şehirlere, farklı ülkelere uzanmıştır; kimisi aynı yerde kök salmıştır. Ama herkes, kendi hikâyesinin yükünü ve bereketini taşır. Bu karşılaşmalar, sessiz bir muhasebe yaptırır insana: “Ben nasıl bir hayat yaşadım?” sorusu usulca kalbe dokunur. Ve belki de en önemlisi; bu buluşmalar insana yalnız olmadığını hatırlatır. Hayatın koşuşturması içinde unutulan bağlar yeniden canlanır. Bir zamanlar aynı sırayı paylaşmış insanlar, bugün farklı hayatlar sürseler de, kalplerinde ortak bir hatıranın sıcaklığını taşırlar.
Zaman alır, götürür, değiştirir… Ama bazı şeyleri de saklar. İşte o saklanan güzellikler, yıllar sonra yapılan bir buluşmada yeniden gün yüzüne çıkar. Ve insan anlar ki; gerçek zenginlik, geride bırakılan izlerde ve paylaşılan hatıralardadır. Belki de bu yüzden, eski dostlarla bir araya gelmek, sadece bir buluşma değildir. O, insanın kendi hikâyesine yeniden dokunmasıdır. Ve her dokunuşta kalp biraz daha yumuşar, ruh biraz daha derinleşir,dinginleşir.
Yoksa hayat, tekdüze monoton bir şekilde de yaşanabilir. Fantezi olsun diye değil de fakat içinde bulunulan sıkıntılardan, çözülemeyen problemlerden kurtulma adına, legal, ahlaki yaklaşımlarla insanın iradesine bağlı bir şekilde “renkli”olarak da yaşanabilir. Buradaki seçim, insanın kendi fıtratına, yetişme tarzına, okuyarak, dinleyerek ve etrafından öğrendiği yaklaşımlara bağlı olarak değişebilir.
Dini, ahlaki, sosyal bazı konuları öğrenme amaçlı haftalık yapılan bir sohbette, sohbeti yapan kişi, kendi tecrübelerini paylaşabilir, bir kitaptan faydalı konuları okuyabilir, öğrendiği faydalı metotları anlatabilir. Bu konuyla ilgili, Fethullah Gülen Hocaefendi; “sohbetler ve paylaşımlar hareketli,renkli ve canlı olmalı, her sefer aynı şekilde rutin olmamalı. Bu sohbetleri dinlemeye gelen insanlar, merakla ve adeta bir açlık ve susuzluk içinde; “acaba bu hafta hangi konular ne şekilde anlatılacak, ne gibi örnekler öğreneceğiz, daha sonra da bunları kendi hayatımıza nasıl tatbik edeceğiz? “ düşünceleri içinde heyecanla gelirlerse, merakla dinlerler, anlarlar, daha sonra da bunların pratiklerini yapar ve başkalarıyla da paylaşırlar. Böylece sohbet veya ders de değerlendirilmiş olur” demişti.
Gelin hayata bir de bu gözlükle bakalım. Sadece okullardaki sınıf arkadaşlığı değil, buna ilaveten farklı şehir ve ülkelerde aynı eğitim müesseselerinde öğretmen ve idareci olarak, veya farklı iş yerlerinde birlikte çalışılmış olunabilir. Değişik vesilelerle bir araya gelip o günleri anmak, bir problemi olan arkadaşımızın o problemini çözmek, birbirimizi dünyanın her yerinin, dini, dili, rengi, milliyeti farklı da olsa bütün insanlarla birlikte yaşanılabilir hale getirilmesine, kimseden bir şey beklemeden gayret edelim.
Bu çalışmaların çok güzel örneklerini dünyanın her yerinde Allah cc, bize gösterdi. Bizim için en güzel, en doğru referans bu.
Ne dersiniz?
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

NUMAN YILMAZ YİĞİT

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL













