Pact'in piyasa değeri!
İktidar ve Saray'ın büyük oyuncu olmak ya da öyle görünme tutkusu kronik bir saplantıya dönüştü. Ülke ülke dolaşıp hemen hemen her pakt için üyelik başvurusunda bulundular. Halbuki, profesyonel iş arama platformu Linkedin'e “Open the pact” diye bir etiket ricasında bulunsalar çok daha kolay ve ucuz olur ya. Ortada kalan, çaptan düşen ve ne yapacağını bilemeyen ülke liderleri için böyle bir seçenek ilavesini AI'a sormaya gerek yok.
Nezaketen çağrıldıkları toplantılarda dahi kurucu ve daimi üye rollerinden ayrı bir lezzet alıyorlar. Ben diyeyim Şanghay Beşlisi, siz deyin Brics ya da Astana'da konuşulan ve Putin'in bastırdığı birliktelik. Saray ve iktidar büyük ümit ve beklentilerle katıldıkları bu toplantılarda beklentilerinden hayal kırıklığına uğradılar.
Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzalanan pakt mecbur kalınan ve sığınılan son liman olma özelliği taşıyor. Paktın dikkat çeken tek ve biricik maddesi NATO'nun can damarı 5. maddesinin birebir kopyası; üye ülkelerden birine yapılacak saldırı diğerlerine de yapılmış sayılacak. Yeni paktın üye sayısı sağdan saysan üç soldan saysan üç! Bu madde haricinde kesinleşen ve karara bağlanan herhangi bir detaydan bahsedilmiyor. Paktın ticari ortaklık, bölgesel ya da uluslararası ölçekte nerede duracağı belirsiz. Bununla birlikte asırlık ütopyalarını ikinci el piyasasında bulan iktidar medya esnafı “Bedavadan sınırsız petrol rezervi ve üretmeden nükleer silahımız oldu!” diye keyifleniyorlar.
Sayın Dışişleri Bakanı paktın NATO'ya alternatif olmadığı noktasındaki ısrarına kendisinin de inanmadığı belli. Kimin öyle bir korku ve endişesi var ki? İşporta yazarları daha şimdiden “İslam Alemi'nin NATO'su kuruldu!” diyerek sevindirik oldular. Orijinal ve kendine has bir üretim yapamayınca dertlerini benzerlikler kurarak anlatmaktan başka çareleri kalmıyor. “5. Madde” tamam şimdi geriye üç nal ile bir at bulmak kalıyor.
Pakt'a “Mekke” isminin verilmesi akıllarda, İslami kavramların harc-ı alem ve müsrifçe kullanılıyor olma endişeleri uyarıyor. Son yüzyıl içinde kısa vadeli heves ve ütopyalarda tüketilen dini materyalin haddi hesabı yok. Bunca tecrübeden sonra daha dikkatli olunması beklenirdi. Harameyn-i Şerifeyn'e olan derin saygımız, bunun ötesinde bir şey söylemeye müsaade etmiyor. Sözümüz bu kavramlar arkasına sığınıp iç siyasette prim yapan ikinci sınıf siyaset aktörlerine!
Çok kimse dile getirmedi ancak Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın bölge içindeki sorunları oldukça farklı. Pakt'ın İsrail'e karşı kuruluyor olması, orijinal bir niyet okuması değil. Anlaşmanın mürekkebi kurumadan Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif “İsrail meşru bir devlet değil!” diyerek, ortak bir İslam ordusu kurulması gerektiğini söyledi. Saray'a bağlı siyasi yüzlerin İsrail ile sürtüşmeyi aceleye getirilen ucuz ve kalitesiz yerli dizi sınırlarını aşamaması bu yüzden. Üç çeyrek asırlık İsrail-Filistin krizinin İsrail açısından lidere bağlı bir mesele olmadığını anlayacak zihni kaliteden çok uzaklar.
Türkiye'nin NATO ülkesi olması pakt konusundaki öne çıkan belirsizlerin başında geliyor. NATO'ya üye ülkelerden bir çoğu başka paktların içinde bulunuyorlar ve bu bir problem teşkil etmiyor. Sorun Türkiye'nin ikinci bir savunma birlikteliğine imza attıktan sonra ileride NATO'nun getirdiği yükümlülüklerde içine düşeceği kriz.
Gerçekten bölgede meydana gelecek bir krizde Türkiye'nin nerede yer alacağı konusu ciddi bir soru olarak duruyor. Türkiye'nin ordu kapasitesi, Suudi Arabistan'ın finans avantajı ve Pakistan'ın nükleer gücü bölgede farklılık oluşturma kapasitesine sahip. Bununla birlikte Türkiye'nin Pakistan-Hindistan, Suudi Arabistan-İran, Suriye-İsrail sürtüşmelerinde nerede duracağı konusu ülkeleri endişelendiriyor. Paktın imzalanmasından sonra Türkiye hala devam eden bu sürtüşmelerin bir parçası olacak mı? Türkiye'deki iktidar ve dışişleri bakanı İsrail ile sürtüşmekten daha çok bu tür sorulara cevap bulma noktasında bulunuyorlar. Ukrayna-Rusya krizinde Saray'ın renksiz duruşu Türkiye'nin güvenilirliğine ciddi ölçüde zarar verdi.
Türkiye'deki iktidar İsrail ile ağız dalaşına girmekten ayrı bir zevk alıyor. İsrail'in geçen hafta Kuzey Suriye'ye yaptığı saldırıyı ülkenin istihbarat birimleri ile görüştükten sonra gerçekleştirdiğini paylaştı. Suriyeli yetkili hava üssünde Türkiye'ye ait mühimmatın olmadığını ve yakın bir gelecekte böyle bir üs girişimi planlanmadığını duyurdu. İktidar mensupları yeni paktın rüzgarına fazla mı kapıldılar dersiniz?
Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan pakt'a Suud ev sahipliği yaptı. Anlaşma töreninde liderlerin tuttukları plaketler Türkiye hariç, hangi ülkeye ait olduğuna dair bir işaret ya da sembol taşımıyordu. Türk Cumhurbaşkanı'nın tuttuğu anlaşma metninin kapağına Türkiye Bayrak Sembolü konulmuş. Bu Şark kurnazlığına düşenler “Biz burada misafiriz ancak, kurucu pozisyon yine de bize ait!” iması paktın liderliğini kimseye kaptırmama hevesi gibi okunuyor.
Birkaç yıl önce İstanbul'daki Suud elçiliğinde yaşanan Kaşıkçı Suikastinden sonra İran, Rusya ve Türkiye üçgeninde hedefe konulan Suudlu Lider Muhammed Selman şimdi yerli basının gözdesi oluverdi. Dış basın, eğer pakt Sünni dünya için bir seçenek olursa buna Suud'un liderlik edebileceğini söylüyor. Eğer bu tahmin doğru çıkarsa Türkiye'nin lider olabileceği yeni birliktelikler arayışı devam edeceğe benziyor. Bu yüzden Linkedin'deki Open to Pakt etiketini kaldırmakta acele edilmese iyi olur.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

KADİR GÜRCAN

ABDULLAH AYMAZ

HARUN TOKAK
ESRA BÜYÜKCOMBAK







