Sahra Çölü'nde kum krizi!
Türkiye'de yaşanan ve dini eğilimi ile hükümet eden siyaset modeli hem idari hem de ekonomik stratejiler açısından başarısızlığın milenyum modeli. Ortadoğu'daki siyasi başarısızlık örnekleri için özel bir yer tutacağında şüphe yok. Son örneği demek için daha çok erken.
Ahmet Cevdet Paşa merhumun “Tecrübe edileni tecrübe etmek kadar abes bir şey yoktur!” uyarısı aynen devlet-i aliye tecrübesi gibi artık bir şey uyarmıyor. Nedense hep aynı zaaflarla çöküp giden mevsimlik deneyimlerle karşı karşıyayız. Dini heyecanlara bina edilen ağır yapılar, on yıl demeden bütün enerjisini kaybedip suya düşen kerpiç gibi dağılıyor. Hem de ne dağılmak...
Türkiye'de suistimal edilen dini materyal ancak iki on yıl idare etti. Fon skandalı ile ortaya çıkan karakter zaafları yüz senedir dillerden düşmeyen ve dünya realitelerinden kopuk dini model üretiminin bekleneni karşılayamadığını gösteriyor Krizde konuşulan maddi rakamlar, ülkenin yüzlerce problemini çözebilecek miktarlara ulaşmış ve bu rakamlar ya dış hesaplarda ya da kişisel tasarruflarda saklanıyor. Bunun da İslami bir karşılığı yok.
İşin ilginç tarafı, dünyanın gelişmiş ülkelerinde sıkıntısı çekilen ve coğrafik olarak mahrum kalınan birçok fiziki şartlar İslam Ülkelerinde fazlasıyla var. Yer altı kaynakları, iklim avantajları, yaşanabilir coğrafik şartlar ve özellikle genç nüfus potansiyelinde hiç eksiklik yaşanmıyor.
Dünya genç nüfus sıralamasında İran ve Mısır ilk sıralarda yer alıyor. İran'ın durumu ortada. Rejimi ayakta tutmak için son altı ay içerisinde sokak gösterilerine katılanlardan idam ettiği kişi sayısı iki bini aşmış durumda. Fransa'da ve Arnavutluk'ta haftalardır süren sokak eylemi ve hükümet karşıtı gösterilerden hiçbiri bırakın idamı ile yargılanmayı hapis cezası ile bile karşılık bulmuyor. İfade hürriyeti ve insan hakları, Ortadoğu'da olduğu gibi ütopik yada tarihi hamaset değil bizzat anayasaların temel maddesi olarak garanti altına alınmış ve halk da bunu biliyor.
Modern dünya ve Ortadoğu'yu karşılaştırırken şu noktayı ıskalamayalım; Karşılık bulmasa da, Ortadoğu ülkelerindeki yeni neslin demokrasi talep ve ısrarı modern ülkelerden çok daha derin ve sürekli olduğunu itiraf etmek durumundayız. Baksanıza, sonunda ipe gideceğini bilen İran gençleri hemen her yıl rejim karşıtı protestolarla başlarındaki despot idarecilerin canlarını gırtlaklarına düğümlüyorlar. İran'daki gösterilere katılan bir genç “Öleceğim ama, yine buradayım!” diye bağırıyor.
Kimin olduğunu tesbit edemesem de son zamanlarda Ortadoğu'nun talihsizliğini ifade eden modern bir anlatım, yazarınızın dikkatine takıldı; “Ortadoğu ülkelerine Sahra Çölü'nü bağışlasanız, beş sene sonra kum krizi yaşarlar!” Bölgede, İran da dahil dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip olan ve piyasaları elinde tutan ülkelerde Avrupa'nın en fakir ülkesinde olan insani hak ve hürriyetlerin öşrünü bulmak imkansız. Filistin, Afganistan, Yemen, Mısır, Lübnan ve Suriye devlet olarak kalabilmek için önce ABD sonra da Avrupa ülkelerinden gelecek insani yardımlara muhtaçlar. İnsanların yaşam seviyelerini yükseltme amaçlı yapılan yardımlar ne oluyor dersiniz? Bölgede terör örgütlerinin kullandığı pahalı silah ve terör yatırımlarına bakmanız yeterli! Baştaki idareciler, vaad edilen yardımlar geciktiğinde, Birleşmiş Milletler'de insani yardımların aksatıldığından şikayetçi oluyorlar.
Faslı bir sosyal bilimcinin öğrencileri ile biraz itiraf biraz da kabullenme olarak paylaştığı tecrübe çok ilginç; “Akademik hayatımda, İslam ülkelerinin geri kalmışlığı, dünyadan kopuklukları ve kendi halklarına verdikleri zararların geçici olduğunu anlatmıştım. Ne var ki, geldiğimiz noktada geri kalmışlığın bu coğrafyada değiştirilmesi zor bir kader halini aldığına şahit oluyorum!” Ortadoğu ülkeleri dünyaya kapattıkları kapıların gerisinde bütün kaynaklarını kendi iç piyasalarında heba etmekten vazgeçmek istemiyorlar.
Türkiye'de patlayan fon skandalı sonrasında sadece bir hesapta açıklanan miktar, üç yıldır kendilerine verilmesi gereken rakamdan mahrum edilen emeklilerin bir yıllık maaşını karşılayabilecek rakamlardaymış!
Geçtiğimiz yüzyıl, müslüman entelektüel, siyasi teorisyen, akademisyen ve bir şekilde iktidar olanlara hiçbir şey öğretemedi. “Tarih tekerrür ediyor!” saçmalığına sığınıp, söyleyecek bir şeyleri kalmadığı için kendilerini tekrar ettiklerini anlama rüştünden çok uzaklar. Saray ve iktidar mevcudu tüketmenin ötesinde ne ülke idare edebiliyor ne de ekonomik gelecek vadediyorlar. Seksen beş milyonluk ülke işte böyle damla damla tükeniyor.














