Savunma mekanizması

⏱ Okuma Süresi 8 dk•Yayınlanma Pazartesi, Eylül 28 2026
Paylaş
X Post

Kıyamet Suresinde buyuruluyor ki: “İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor? Evet bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. Fakat insan günahı devam ettirmek ister. O kıyamet günü ne zaman? diye sorar. Ne zaman ki, o göz şimşek çakar. Ay tutulur. Güneş ve ay toplanır. İşte o gün insan, ‘Kaçacak yer neresi? der. Hayır, hayır, yok bir siper. O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur. O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir. Doğrusu insan kendi nefsini görür. (Neler yaptığının bilincindedir.) Bir takım mazeretler ortaya atsa da. Onu (Kur’an’ı)  hemen okumak için dilini depretme. Şüphesiz onu toplamak Bize aittir. O halde Biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et. Sonra onu açıklamak da Bize aittir. Hayır, siz peşin olan dünya hayatını seviyorsunuz da. Âhireti bırakıyorsunuz. Yüzler var ki, o gün ışıl ışıl parlar. Rabbine bakar. Anlar ki, kendisine belkıran yapılır. Hayır hayır, ne zaman ki, can köprücük kemiklerine dayanır. “Tedavi edebilecek kimdir?” denilir. Can çekişen bunun o ayrılık  anı olduğunu anlar. Bacak bacağa dolaşır. İşte  o gün sevk ancak Rabbinedir.”

İmanın en mühim iki kutbu vardır. Birisi tevhid yani Allah’ın varlığı ve birliği… İkincisi, âhirete iman… Surenin ismi Kıyamet… Başında ve sonunda isbatı var. Yani parmak uçları… Ancak 1881’de İngiltere’de adli tıp açısından parmak çizgilerinin herkeste  farklı olması olaylarda bir delil teşkil etmesi. Hiçbir insanın parmak çizgisinin öbürüne benzememesi sonsuz bir ilim gerektirir. Yani her an herşeyi bilen, her an her atom zerresine hükmü geçen bir zât var demektir. İşte bu takdirde, insan ölüp zerre zerre vücudu dağılsa bile onu toplamaya kâdir bir ilim, hikmet ve kudret sahibi var, demektir.

Bu sûrede bir de “Savunma mekanizması” ile ilgili bir ifade var: “Doğrusu insan kendine karşı bir kalb gözüdür.  Bir takım özür ve mazeretler ortaya atsa da.” (74/14-15)

Elmalılı M. Hamdi Yazır, bu hususta şu yorumu yapıyor: “Bu âyet (74/14) çok dikkate değer bir âyettir. Burada insanın tam hakikatı tanıtılmıştır. İnsan, ne yaptığını bilmeyecek bir bedenden ibaret değil, kendini bilen, kendi kendini vicdanında duyan BASÎRET, diye anlatılmıştır ki, nefsi nâtıkayı (konuşan nefsi) yani insanın canlılar arasındaki yerini belli eden cevheri bildirir. İnsanın hakikatı, böyle kendine karşı bir basiret, bir kalb gözü olduğu için insan olan, kendinde olup biten, yani ruhuna, bilincine ilişmiş bulunan her şeyi duyar. Yaptığı bütün fiil ve hareketlerine kendi vicdanında kendisi şahit olur. ‘Her ne kadar ortaya özürlerini sayar  dökerse de’ yaptığı işler hakkında hesap ve sual zamanında başkalarına karşı kendisini özürlü göstermek için türlü mazeretler açıklamaya kalkarsa da ne yaptığını, mazeretlerinin doğru olup olmadığını kendi nefsinde, kendi ruh ve vicdanında bilir. Şu halde insanın hakikatı başkasına karşı görünen, söylenen değil; onun kendi nefsinde, kendi vicdanında duyduğu ne ise odur. Âhirette Allah katında göreceği de ondan ibarettir. İnsan söylediği bir sözün yalan olduğunu kendisi bilip dururken halka karşı kendisini doğru göstermek için ne kadar özürler sayıp dökse o kendi bilir ki, kendi gözünde yalancıdır. Dolayısıyla halk onu doğru da bilse Hakk’ın katında yalancıdır. Halka iyi görünmekle, şu-bu özürleri saymakla kendi vicdanında bilip durduğu hakikatı değiştirmeyeceği gibi Hak nazarında hiç değiştirmez. O halde halk ne söylerse söylesin, kendisi ne kadar özür ortaya koyarsa koysun insan Hakkın huzurunda gerçek kimliği ile karşılaşacak, kendisi kendi aleyhine tanık olacaktır. Onun için insan kendisini gözetmeli, asıl itibarıyla iyi olmaya çalışmalı, kötü işler  yapıp da şöyle böyle özürler saymaya kalkışmamalı, kendisini keyfinin, istek ve temennilerinin güdümüne göre değil, hak gözüyle ve vicdanının bütün samimiyetiyle dinleyip gözeterek hareket etmelidir ki, hak ile hak olmayanı, iyi ile kötüyü güzelce ayırabilsin. Kendi aleyhine şâhit olmasın.”

İnsan Suresinde “Muhakkak ki Biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu semi (işitici), basir (görücü) yaptık. Şüphesiz Biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.” (76/2-3)

Elmalılı M. Hamdi Yazır bu âyetler üzerine şöyle diyor: “Basîran (Görücü) vasfı da yine Kıyamet Suresinde geçen ‘Doğrusu insan kendi nefsini görücüdür.’ (75/14) âyetini özellikle hatırlatmaktadır.

Üstad Hazretleri de BASÎRET ile BASAR hakkında şöyle diyor: “Zulmetli münevverler bu sözü bilmeliler. Kalbin ziyası olmadan, fikir nuru, aydın ve nurlu hale gelmez. O nur ile bu ziya mezcolmazsa (bileşim meydana getirmezlerse) zulmettir, zulüm ve cehâleti  fışkırır. Nurun elbisesini giymiş içi başka dışı başka uyduruk bir zulmet… Gözünde bir gündüz (beyazlık) var, lâkin beyaz ve karanlık… Gözün içinde bir siyahlık var ki, bir nurlu aydınlık gece… O beyazlığın içinde o siyah nokta (olan göz bebeği) olmazsa, o yağ ve et parçası olan göz de göz olmaz; sen de bir şey göremezsin… BASİRET’siz BASAR  da para etmez. Eğer beyaz-parlak fikirlerde  kalbin BASİRETİ  olmazsa, beyindeki karışımı ilim ve BASİRET olmaz. Kalbsiz akıl olamaz.” (Lemaat)