Sekar cehennemine sokan cürümler
Müddessir Suresinde SEKAR CEHENNEMİNDEN bahsediliyor. Velid b. Muğire hakkında inen ayetlerde de daha sonra da Sekar’dan bu surede birkaç defa söz ediliyor. İlk başta şöyle tarif ediliyor: “Bilir misin sen, nedir o sekar? Ne geriye bir şey kor, ne bırakır. Durmadan derileri kavurur. Üzerinde on dokuz vardır.” (74/27-30)
Elmalılı M. Hamdi Yazır diyor ki: “Sekar, cehennemin isimlerindendir. Bazıları bunun Arapça bir kelime olmadığını savunmuşlar ise de güneşin, yüzü çalıp kavurması mânasına gelen ‘sakr’ kelimesinden türetilerek ‘yakıcı’ manasından alındığını söylemişlerdir. ‘Bilir misin, nedir o Sekar?’ Yani o öyle bir sekardır ki, sen aklınla onun mâhiyetini ve özünü kavrayamazsın. ‘Ne geriye bir şey bırakır, ne yakasını bırakır.’ Yani o öyle SIRNAŞIK bir sekardır ki, bir kere çattığı bir şeyi hiçbir zerresi kalmayacak şekilde yok edip tüketir, sonra da yakasını yine bırakmaz. O yok olan yeni bir yaratılışa çevrilir. O yine evvelki gibi azap ile çatmaya devam eder. ‘Durmadan derileri kavurucudur’ Âyette geçen ‘levvâha’ susamak veya güneşin ısısı, yahut susuzluğun bir adamın çehresini bozması yani yakıp kavurarak karartmak veya ortaya çıkmak şimşek çakmak, gözle görmek mânalarına gelir ki, ‘Levvâha’ kelimesinin bütün bu mânâlara ihtimali vardır. Deriye susamış veya hiç durmadan derileri kavuran, yüzler karartan, yahut hep beşer gözeten, beşere saldıran mânalarını ifade eder. (…) Kanmak bilmez bir susuz, sürekli deri yakan… ‘Üzerinde on dokuz var.’ Yani Cehennemde görevli melekler.”
“Kuşkusuz o Sekar, büyük belâlardan biridir.” (74/35) Şüphesiz o Sekar, herhalde büyük olaylardan biridir yani en büyük felâketlerden biridir.”
“Nedir sizi sekara sokan? Diye sorulunca, Suçlular der ki: ‘Biz namaz kılanlardan değildik. YOKSULA DA YEDİRMEZDİK. Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik. Ceza gününü yalanlardık. Nihayet bize ölüm gelip çattı. Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez. Şimdi o Kur’an’dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var. Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri… Arslandan kaçmaktadır. Hayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor. Yok, yok onlar âhiretten korkmuyorlar.” (74/42-53)
Merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır bu âyetleri şöyle izah ediyor: “Sizi Sekar’a sokan nedir?’ Yani bu cehenneme girmenize sebep olan suçunuz nedir? Bu soru, ASHAB-I YEMİN’in birbirlerine değil de suçlulara doğrudan veya dolaylı olarak sordukları sorudur. (…) ‘Dediler ki: Biz namaz kılanlardan değildik ve düşküne yedirmezdik, fakire yemek vermez, karnını doyurma çaresini aramazdık. Yani Allah’ın emrini tanımaz, kullarına acımazdık. ‘Ve dalanlarla beraber dalar dururduk’ boş lakırdılar, boşuna işler, şunun bunun aleyhinde lehinde gereksiz sözlerle vakit öldüren, keyif ve zevkle ilgili boş şeylere dalan gâfillerle beraber kendimizden geçer, dalar giderdik. ‘Din gününe, (yani ceza gününe) yalan derdik’, inanmazdık dediler. Namaz kılmamanın, fakirlere bakmamanın, dalanlarla beraber dalıp gitmenin asıl sebebi de bu imansızlık, bu küfürdür. ‘Tâ bize o yakın (yani ölüm) gelene kadar bu halde devam ettik ancak ölüm gelince ceza gününün hak olduğunu iyice anladık, dediler. İşte kendilerini cehenneme sokan suçlarını böyle haber verirler. ‘Onun için de onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez. Zira imansız gitmişlerdir. Demek ki, o gün müminlere şefaat olacak, bunlar da yalanlamasalar, inkâra yapmasalardı belki ASHAB-I YEMİN’in onlara şefaatı da mümkün olabilecekti. Fakat bu suçları işlemiş, inkar ile gitmiş oldukları ortaya çıkan suçlular kendilerini kurtaracak iş yapmamış oldukları gibi şefaatçilerin hepsi de şefaat edecek olsa fayda vermez, gerçek değiştirilemez. Onlar işledikleri suçların cezası olarak o Sekar’a dalar giderler. ‘Şimdi o öğütten yüz çevirmekte kendilerine ne fayda var?’ Bu Kur’an’dan yüz çevirmekte, o ölüm hatırlatılarak yapılan öğütten kaçınmalarında kendileri için bir fayda mı var? Öğütten yüz çevirmekle o kötü sondan kurtulacaklarını mı zannediyorlar? O Kur’an’dan öyle yüz çeviriyorlar ki, ‘Sanki onlar ürkmüş yabanî eşekler, arslandan kaçmaktalar.’ (…) İşte Kur’an ile verilen Allah öğüdünden kaçan, onu dinlemek istemeyen budalalar öyle ürküp kaçıyorlar. Oysa o zavallı vahşi eşeklerin kaçmaları bir çaresizlik olmakla beraber yine de tehlikeden kaçmaktır. Onda belki bir kurtuluş, bir fayda düşünülebilir. Öğütten kaçan bu budalalar ise, tehlikeden değil, kurtuluştan, kurtarıcıdan kaçıyor, faydalarını bırakıp yok oluşa koşuyorlar. (…) ‘Doğrusu onlar âhiretten korkmuyorlar.’ Bu çağrı ve öğütü kabul etmeyenlere sonunda ceza verileceğine inanmıyorlar, sonunu saymıyorlar. ‘Hayır, iş zannettikleri gibi değil!’ Korkunç bir âhiret var!”
Bu hususta Mâûn Suresinde de şöyle buyuruluyor: “Baksana şu dini, mahşer ve hesabı yalan sayana! O, yetimi şiddetle itip kakar. Muhtacı doyurmayı hiç teşvik etmez. Vay haline şöyle namaz kılanların: Ki, onlar namazlarından gâfildirler. İbadetlerini gösteriş için yaparlar, zekât ve diğer yardımlarını esirger, vermezler.” (Mâûn Suresi, 107/1-7)
Peki günümüzde hiç birşeyden habersiz halkı, bilhassa kadınları ve karınlarındaki ve kucaklarındaki çocukları hapse atan, geride kalanları açlığa mahkûm eden, hatta onlara yiyecek götürenleri de hapislere atıp ‘Bir yudum su bile vermeyin!’ deyip ölüme terk edenlerin durumu ne olacak bir düşünelim… Mazlum ve mağdurlar ölür, şehit olur peki gaddarlar ve zâlimler ölünce ne olur? İşte bu âyetlerin ışığında bir de onların âhiretteki feci durumlarına bir göz atalım…
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN

ABDULLAH AYMAZ
ESRA BÜYÜKCOMBAK











