Şiirsel Anlatım ve Çağlara Sözünü Dinletmek

Okuma Süresi 11 dkYayınlanma Salı, Nisan 21 2026
Paylaş
X Post


Sözü güçlü olanların şiirsel betimlemeleri de güçlüdür. Bu bakımdan şiirle meşgul olmayanların bu sırra ermesi zordur. Yani nesirde anlatım kuvvetine ulaşabilmek için şiirsel bir havada konuşmamız, yazmamız ve ifade etmemiz gerekir. Çünkü bir yazar veya hatip ancak şiirin imkanlarını kullanarak sınırlı sözdeki sınırsız mana ummanlarına açılabilir. Dolayısıyla önce temsilleri, betimlemeleri ve teşbihleri ile zenginleşmiş olan şiiri iyi tanımalıyız. Bu takdirde şiirsel bir anlatıma ulaşabiliriz.  

Fakat bu şiirsel anlatıma ulaşacağım diye nesrin her kelimesini Ahmet Haşim misali teşbih, temsil veya tasvire boğarsak “tefrite” kaçmış ve ağdalı bir dil kullanmış oluruz. Ahmet Haşim’in kullandığı yoğun sembol ve teşbihleri şiir kaldırsa da tabi ki nesir kaldırmaz.

Nesir bir gazetedeki haberleri iletme basitliği veya sadeliği içinde de olmamalıdır. Bu da tefrit olur. Basit anlatım insanın sadece saf aklına hitap eder, doğru! Ders kitapları üslup olarak böyle bir besaseti tercih edebilirler. Fakat insanın duygu dünyasının incisi hükmündeki tutkularını, ideallerini veya metafizik gerilimlerini “sade bir anlatımla” temin etmeniz mümkün olamaz.

Halk arasında bile örneğin; üzülüyorum yerine “yüreğime kan damlıyor,” çok sevindi yerine “etekleri zil çalıyor,” korktum yerine “yüreğim ağzıma geldi,” seni özledim yerine “seni gören cennetlik” ifadelerine baş vurmak tabi ki daha etkilidir ve hoştur. Fakat bu dili eğitimde ve ilimde çok da kullanamayız.    

Evet, o zaman “şiirsel anlatım” üzerinde biraz duralım. Durmasına duralım fakat önce “şiirdeki anlatımın” temel esaslarını anlamaya çalışalım.  Çünkü şiirdeki anlatımı çözmeden şiirsel anlatımı idrak edemeyiz. 

a. İyi bir şiirde sözün teşbihleri yerinde ve benzetmeleri de gayet müzeyyendir, süslüdür. Bu vasıf nesirde de olursa sözün vuruculuğu, derinliği artar. Betimleme tekniğini de bu şiirsel anlatıma dahil edebiliriz. Yukarda bu konuya bir nebze değindik.


Örneğin Su Kasidesi’nde Peygamberimiz’in (sav) sevgisi, aşkı, büyüklüğü “su” üzerinden anlatılır. Mesela Fuzuli ben Peygamberimizi(sav) çok seviyorum ve onun elini öpmek istiyorum sözünün yerine; 

“Dest-bûsi arzûsuyla ger ölsem dostlar,

Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su” demeyi tercih etti.  

Anlamı: “Eğer sevgilinin elini öpme arzusu ile ölürsem ey dostlar,

Toprağımdan bir testi yapın ve onunla sevgiliye su verin.”

Sevgiliye yani Peygamberimiz’e (sav) aşk, bağlılık, hürmet ve öldükten sonra dahi O’na (sav) hizmet etme duygusu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. 

Yine örneğin Mevlâna'nın ölümünü Şeb-i Arûza benzetmesi sözün gücüne güç katar. Ölüm, sevgiliye kavuşmadır da diyebilirdi. Fakat bunun yerine istenmeyen ve soğuk görülen ölümü her insanın hayatında genellikle bir defa yaşanan ve unutulmayacak iz bırakan bir “düğün gecesine” benzetmesi harikadır. 

Ya edebiyatımızın en beliğ üstatlarından Yahya Kemal’in yazdıklarına ne demeli! Hafızı Şirazi’nin kabrinin anlatıldığı “Rintlerin Ölümü” şiirindeki ölümünün bahara benzetilmesi muhteşemdir: 

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter”

“Uzun, yeşil serviler gibi sıfatlarının yerine “serin serviler” tabiri damıtılmış bir vasıftır. Çünkü “uzun servilerde” bir donukluk, “serin serviler” tabirinde ise içimizi okşayan bir hareket ve canlılık vardır. Yine ölümün bir bahar ülkesine, gönlün ise yıllarca tüten bir buhurdanlığa teşbihi manaya genişlik katar. Evet duygularımıza hitap eden şiirlerdeki sıfat ve teşbihlerin nesir anlatımı adına istifade edilmesi manaya canlılık ve etki katar. 


b. Ruhumuzda iz yapan iyi şiirlere bakarsak çoğunun kurgusal bir alt yapıya sahip olduklarını görürüz. Bu kurgu şiirin az söz barındırması sebebiyle gayet basit ve sadedir. Roman veya hikayedeki girift veya eskilerin tabiri ile mürekkep kurgular yoktur. Yani demek istediğim kaliteli şiirde gençlik döneminde yazılan şiirler gibi soyut vasıflar, üst üste bir yığıntı halinde değildir. İyi şiirin çoğu zaman manayı ve sembolleri ayağa kaldıran bir iskeleti, bir kurgusu vardır. 

Şimdi birkaç şiirden örnek verelim.

Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si: “Artık demir almak günü gelmişse zamandan” diyor ya şair. Bu şiirin bir kurgusu var. Yahya Kemal, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci Garında gece saat 10’da Paris’e bir gemi ile ayrılan sevgilinin ardından bu dizeleri gönlünü kanatarak kaleme aldığı söylenir. Baştan sona şiir sahilden ayrılan bu geminin şairin iç aleminde yaşadığı derin dalgalanmaları ele alır. Somut ve sade kurgu, iskelet budur. 

Fakat şiirin her kelimesine kadar nüfuz etmiş olan bu gemi kimine göre; sevdiklerimizi hüzünlü bir şekilde ahret aleme taşıyan bir tabuttur. Yahya Kemal’in hayat hikayesini esas alanlara göre de, Rumeli diyarının Osmanlı’dan kopuşunu, uzaklaşmasını resmediyor olabilir. Fakat şiirdeki bu sade kurgu sevdiklerinden ayrılacak her ruha ne hüzünler ne hicranlar yaşatacaktır:  

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.”

Yine mesela Necip Fazıl, Sakarya nehrinin adını verdiği şiirinde aslında Türk milletinin tarihini, ruh halini, kader çizgilerini haykırır. Şiirde yalın bir şekilde Sakarya nehrinin anlatıldığını zannedersek çok büyük bir yanılgı içine düşmüş oluruz. Çünkü Sakarya kıvrım kıvrım akan bir nehir olmaktan ziyade kaderi ile yaşayan bir insan gibidir, bir millet gibidir:

“Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;”  

Evet, soyut konuların somut kurgulardan oluşan bir iskeleti olmalıdır. Çünkü insan zihni soyuta göre somut konuları daha hızlı idrak eder. Peygamberimiz’in (sav) ateşe atılarak yanan pervaneler kurgusu üzerinden misyonunu anlattığı hadisi ile konumuzu bitirelim: “Benim ve sizin durumunuz, ateş yakıp da ateşine cırcır böcekleri ve pervaneler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz.” (Müslim, Fezâil 19)