Sivil Toplumun Sesi: Özgür Medya

Demokrasiler yalnızca sandıkla ayakta kalmaz; vicdanla da ayakta kalır. O vicdanın örgütlü hâli ise sivil toplum örgütleridir. Sivil toplum örgütleri (STK’lar), devlet ile birey arasında köprüler kurar; hak ihlallerine dikkat çeker, sosyal problemleri görünür kılar, çözüm üretir ve kamuoyunu harekete geçirir.
Alman düşünür Jürgen Habermas’ın “kamusal alan” teorisine göre toplumun ortak aklı, kamusal tartışma zemininde oluşur. Medya ise bu zeminin ana taşıyıcısıdır. Eğer bir mesele medyada yer bulmuyorsa, toplumsal bilinçte karşılık üretmesi zordur.
Bugün dünyaya baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Amnesty International insan hakları ihlallerini küresel medyada görünür kılarak uluslararası baskı oluşturabiliyor. Greenpeace, medya stratejileri sayesinde çevre krizlerini dünyanın gündemine taşıdı. Black Lives Matter hareketi ise geleneksel ve dijital medya aracılığıyla küresel bir adalet talebine dönüştü.
Bu örnekler gösteriyor ki medya desteği olmadan geniş ölçekli toplumsal etki üretmek neredeyse imkânsızdır.
Ancak burada hassas bir denge var. Medyanın görevi bir STK’nın organı olmak değil, kamunun bilgi alma hakkını korumaktır. Destek ile angajman arasındaki çizgi inceldiğinde, hem medya hem de sivil toplum güven kaybeder.
Uzmanlar medyanın kamuoyu oluşturma gücüne dikkat çekerken bu gücün büyük bir sorumluluk taşıdığını da vurgular. Medya, sorunları görünür kılar fakat eleştiri görevinden vazgeçemez. STK’lar da basın tarafından destek görürken daha şeffaf olmak zorundadırlar aksi takdirde güven zedelenir.
Eski BM genel sekreteri Kofi Annan’ın “Sivil toplum olmadan demokrasi yaşayamaz” sözü bu noktada anlam kazanır. Ancak Annan da güçlenen her yapının denetlenmeye açık olması gerektiğini savunur.
Geleneksel medyanın sahiplik yapısı ve editoryal filtreleri, geçmişte STK’ların sesini sınırlayabiliyordu. Sosyal medya ise bu denklemi kökten değiştirdi. Artık küçük bir grup bile küresel ölçekte sesini duyurabiliyor.
Arap Baharı sürecinde dijital platformlar örgütlenmenin ana aracı oldu. #MeToo hareketi sosyal medya üzerinden küresel bir bilinç dalgasına dönüştü. Ukrayna’daki sivil inisiyatifler uluslararası destek çağrılarını dijital ağlar üzerinden yaptı.
Denebilir ki sosyal medya, örgütlenme maliyetini dramatik biçimde düşürdü. Ancak bu güç çift taraflıydı. Dezenformasyon, manipülasyon ve kutuplaşma riski de aynı hızla büyüdü. Yani sosyal medya, demokrasiyi hem güçlendirebilir hem de zayıflatabilir.
Medya yalnızca bilgi aktarmıyor; aynı zamanda meşruiyet üretiyor. Bir STK medyada kendine yer bulduğu kadar, toplum nezdinde daha “gerçek” ve daha “önemli” kabul ediliyor. Bu nedenle medya ile sivil toplum arasındaki ilişki kaçınılmazdır. İlkeler üzerinden birbirine destek veren medya ve sivil toplum örgütleri birlikte kazanırlar.
Vaclav Havel’in dediği gibi, “Gerçek ve sevgi, yalan ve nefrete galip gelecektir.” Fakat gerçeğin galip gelmesi için görünür olması gerekir. Görünürlük ise sorumlu ve özgür bir medya ile mümkündür.
İşte İJA ( https://ijadestek.com/ ) evrenindeki çalışmalara bu çerçeveden bakmak lazım. Hakikati anlatan, gerçekleri görünür kılan, milli şuur ve toplum hafızası oluşturan, böylece toplumu haksızlıklara karşı inisiyatif almaya zorlayan, bunu sadece kalem kağıt ve mikrofon ile yapan insanlar maddi manevi desteği, beğeniyi, paylaşılmayı fazlasıyla hak ediyorlar.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

KEMAL GÜLEN

SAFVET SENİH

HÜSEYİN ODABAŞI

ERTUĞRUL İNCEKUL












