Trump’a Rağmen “Savaşa Hayır” Dedi: Sanchez Savaş Karşıtı Diplomasiye Hız Verdi

Okuma Süresi 3 dkYayınlanma Cuma, Mart 6 2026
Paylaş
X Post
Ortadoğu’da tırmanan ABD/İsrail-İran çatışması sürerken, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez savaş karşıtı diplomasi hamleleriyle uluslararası gündemin dikkat çeken liderlerinden biri haline geldi. Uluslararası hukuku merkeze alan politikalarıyla öne çıkan Sanchez, ABD Başkanı Donald Trump’ın baskı ve yaptırım tehditlerine rağmen geri adım atmayarak Avrupa’da “savaş karşıtı diplomasi”nin en güçlü savunucularından biri olarak görülüyor.
Trump’a Rağmen “Savaşa Hayır” Dedi: Sanchez Savaş Karşıtı Diplomasiye Hız Verdi

Madrid yönetimi son dönemde Washington ve Brüksel hattındaki sert siyasi rüzgarlara rağmen bağımsız bir dış politika izliyor. Trump’ın, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile yaptığı görüşmede İspanya’yı “berbat davranmakla” suçlaması ve ticari ilişkileri kesme tehdidinde bulunması, Sanchez hükümetini geri adım attırmadı.

İspanya hükümeti, ülkedeki Naval Station Rota ve Morón Air Base askeri üslerinin İran’a yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermedi. Sanchez yönetimi, bu kararla İspanya’nın askeri tesislerinin yalnızca ikili anlaşmalarla değil, United Nations Şartı çerçevesinde kullanılabileceğini vurguladı.

Lübnan’a Destek Mesajı

Ortadoğu’daki gerilimde tarafsız kalmak yerine “hukuktan yana taraf olmayı” tercih eden Sanchez, İran’a yönelik tek taraflı askeri operasyonlara karşı çıkarak Avrupa’daki birçok müttefikinden ayrıştı.

İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, İspanyol egemenliğindeki üslerin Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı amaçlarla kullanılamayacağını belirterek ülkenin stratejik özerkliğini koruma kararlılığını yineledi.

Sanchez ayrıca Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile görüşerek Beyrut’a destek mesajı verdi. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Lübnan halkı yerinden edilen binlerce kişi için insani yardımımız ve desteğimiz konusunda bize güvenebilir. Gerilim daha fazla tırmanmamalı. Daha fazla yıkım olmasın. Savaşa hayır.” ifadelerini kullandı.

Gazze Politikasıyla da Ayrışmıştı

Madrid yönetiminin Batılı müttefiklerinden ayrıştığı bir diğer alan ise Gazze politikası oldu. İspanya, Filistin’i resmen tanıyarak International Court of Justice’te görülen soykırım davasına müdahil olmuş ve İsrail ile askeri ticareti durdurarak Avrupa’da dikkat çeken bir adım atmıştı.

Sanchez hükümeti, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu yönetiminin Gazze’deki politikalarını “soykırım niteliğinde bir felaket” olarak nitelendirirken, Trump’ın Filistin yönetimini dışlayan “Barış Kurulu” girişimine de uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle katılmamıştı.

Göç Politikasıyla da Farklı Bir Yol

Sanchez’in dış politikadaki bu yaklaşımı iç politikadaki göç reformlarıyla da destekleniyor. Avrupa’da yükselen aşırı sağ akımlara rağmen İspanya hükümeti 500 binden fazla düzensiz göçmene yasal statü tanıyan reformları hayata geçirdi.

Madrid yönetimi, bu politikalarla “kapalı ve yoksul toplumlar” yerine “açık ve müreffeh toplumlar” vizyonunu savunduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre İspanya’nın bu tutumu, ülkeyi küresel krizlerde Avrupa’nın “vicdan pusulası” olarak konumlandırma hedefinin önemli bir parçası olarak görülüyor.