Victor Hugo’nun Hz.Muhammed’e (sav) Bakışı
Geçen gün Paris merkezinde yer alan ünlü Panthéon binasını ziyaret ettim. XV. Louis'nin 1744'te verdiği bir yeminle Azize Geneviève'e adanarak 1764'te temeli atılan bu kilise, Devrim'le birlikte "büyük insanların” kabristanına dönüştü, 19. yüzyıl boyunca rejim değiştikçe kilise ile ulusal mabet arasında gidip geldi ve 1885'te Victor Hugo'nun cenazesiyle kalıcı olarak Panthéon oldu.
Panthéon’da; Edebiyat ve düşünce alanında: Victor Hugo, Voltaire, Jean-Jacques Rousseau, Émile Zola, Alexandre Dumas, Bilim alanında: Marie Curie (eşi Pierre ile birlikte), Louis Braille, Direniş ve siyaset alanında: Jean Moulin, Jean Jaurès, Missak Manouchian (2024), Robert Badinter (2025), Kadınlar: Simone Veil, Joséphine Baker, Germaine Tillion gibi ünlülerin naaşı yer alıyor.
Victor Hugo denince çoğumuzun aklına Sefiller'in Jean Valjean'ı, Notre-Dame'ın kamburu gelir. Oysa 19. yüzyıl Avrupası’nda İslam düşmanlığı yükselirken, bu dinin ve Peygamberi'nin yanında duran bir şiir yazan da odur.
Kısa hikâyesi. Hugo, 1802'de Besançon'da doğdu. Babası Napolyon ordusunda generaldi, annesi kralcıydı. Gençliğinde annesinin etkisiyle Katolikti, kilisenin otoritesine saygılıydı. İlk şiir kitabındaki kralcı duygular ona kraldan maaş bile kazandırdı. Sonra cumhuriyetçi oldu. 1851 darbesinin ardından III. Napolyon'a karşı çıktığı için yirmi yıl sürgünde yaşadı. Sürgün onu hem siyasette hem inançta başka bir insana dönüştürdü.
Kiliseyle yolların ayrılması. Hugo önce pratik yapmayan bir Katolik oldu, sonra açıkça kilise karşıtı haline geldi. Sürgünde ruhçulukla ilgilendi, ardından Voltaire'e benzer akılcı bir deizme yerleşti. 1872'de bir sayım memuru ona Katolik olup olmadığını sorduğunda cevabı kısaydı: "Hayır. Hür düşünceliyim."
Kilise, onun gözünde monarşinin ezdiği işçi sınıfının acısına kayıtsızdı. Üstelik eserleri sık sık Kilise'nin yasaklı kitaplar listesine giriyordu. Hugo, Sefiller'e karşı Katolik basında 740 saldırı saymıştı. Oğulları Charles ve François-Victor öldüğünde cenazelerinin haçsız ve rahipsiz kaldırılmasını istedi, vasiyetinde kendisi için de aynısını şart koştu. Torquemada, Papa ve Dinler ve Din gibi eserlerinde taassubu ve din adamlığını hedef aldı.
Ama bu, Tanrı'yı reddettiği anlamına gelmiyordu. Ahirete inanıyordu, her sabah ve akşam dua ediyordu. Gülen Adam’da yazdığı gibi, duanın kanatları vardı ve yerini bulurdu. Kiliseden uzaklaştı, Tanrı'dan değil.
Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) bakışı. Bu uzaklaşmanın ardından Hugo'nun gözü Doğu'ya döndü. 1858'de, elli altı yaşında, Çağların Efsanesi'ni yazmaya başladığı yıllarda "Hicret'in 9. Yılı" şiirini kaleme aldı. Şiir, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hayatının son günlerini anlatır. Hugo onu taht kurmuş bir hükümdar olarak değil, sade bir insan olarak çizer: az yer, karnına taş bağlar, koyunlarını kendi sağar, yere oturup kendi elbisesini diker. Duası dudağından hiç eksik olmaz. Kendisine danışanlara önce sessizce kulak verir, sözü en son söyler.
Théophile Gautier, Hugo'nun Muhammed'i anlatmak için Kur'an'a öyle derin daldığını, ona bakanın İslam'ın bir evladı sanabileceğini yazmıştır. Fransız Akademisi üyesi Alain Decaux ise Hugo'nun Kur'an'da kendi düşüncesine tıpatıp uyan bir fikir bulduğunu söyler: İnsan her yerde Tanrı'yla çevrilidir.
Aynı dönemde yazdığı "Le Cèdre" şiirinin arka planı da çarpıcıdır. Haziran 1858'de Cidde'de Fransa ve İngiltere konsolosları öldürüldü. Fransız basını olayı "fanatizm" diye damgaladı, Müslümanlar için öfke ve önyargı dalgası yükseldi. Hugo tam o günlerde Halife Ömer'i, Evangelist Yuhanna'yla mistik bir diyaloğa sokan bir şiir yazdı. İsa'yı İslam'daki adıyla "Issa" diye anması, bu dine yabancı olmadığını gösterir. Şiirde Doğu ile Batı, Kur'an ile Tevrat ve İncil bir arada durur. Hugo bu şiirle, öfkeli kalabalığa İslam'ı evrensel bir insanlık perspektifi içinde sunmuştur.
Eserlerin orjinal isimleri: La Légende des siècles (Çağların Efsanesi): Hugo'nun destansı şiir eseri, L'an IX de l'Hégire (Hicret'in 9. Yılı): Hz. Muhammed'in ölümünü anlatan şiir, Le Cèdre (Sedir ağacı): Halife Ömer ile Evangelist Yuhanna'nın hayali karşılaşması, Théophile Gautier: Hugo'nun çağdaşı, Fransız şair ve eleştirmen, Djeddah (Cidde): 1858 olayının geçtiği şehir.
Tabii ki eleştirmek gerekirse Hugo, Kuzey Afrika'ya ya da Orta Doğu'ya hiç ayak basmadı, Doğu'yu romantik bir oryantalist gözüyle, kitaplardan tanıdı. Cezayir'in işgalinde Fransız ordusunun vahşetini biliyordu, ama bunu kamuoyu önünde hiç kınamadı. Hatta bir konuşmasında Afrika'yı Avrupa'ya "Tanrı'nın sunduğu" bir yer olarak anıp "medenileştirme"yi savundu. Öte yandan Sefiller'de Cezayir'in "medeniyetten çok barbarlıkla" fethedildiğini de yazdı.
Aydınları artı ve eksi yönleriyle okumak gerekiyor. Ne onları kusursuz insanlar gibi göklere çıkarmak ne de insanlık için yaptıkları bunca iyi şeyleri ve eserlerini görmezden gelerek, yerin dibine batırmak gerekiyor.
Victor Hugo’nun1860'ta Haitili bir gazeteciye yazdığı mektuptaki sözleri ile bitirelim: "Yeryüzünde siyahlar ve beyazlar yoktur; ruhlar vardır, siz de onlardan birisiniz." Önyargının gürültüsünün yükseldiği bir çağda, Hugo "öteki"ni anlamaya çalışmayı bir erdem saydı. Bugün Avrupa'da İslamofobi, aşırı sağ hareketleri yeniden büyürken, ondan alacağımız önemli bir bakış açısı olsa gerek!
https://www.buzzsprout.com/1745031/episodes/19917887
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ERTUĞRUL İNCEKUL

SAFVET SENİH

ABDULLAH AYMAZ

KADİR GÜRCAN

ARİF ASALIOĞLU


Sağlık problemleri artan Bozdağ, TBMM Başkanvekill...

Zelenski: Rus dronları Türkiye’ye ait sivil gemiyi...

New York'ta acil durum ilan edildi: İşte korkutan ...

Alman istihbaratında büyük şok: Eski BND Başkanı '...

Husiler Riyad’ı vurdu, Türkiye ve Pakistan bölgeye...







