Hızlı okuma yöntemi ile her konuya hâkim olunabilir mi?


Bir uluslararası anlaşmazlıkta veya ulusal bir sorunda sadece "Biz haklıyız" demek, kolay olsa da her zaman doğru değildir. Çoğu sorunda önemli olan "Haklı"yı değil "Çözüm"ü bulmak ve sıcak krizleri önleyebilmektir. Özellikle uluslararası sorunların karmaşık boyutları vardır. Bazıları "Hızlı okuma" yöntemi ile tüm karmaşık sorunları anlamanın ve "Biz haklıyız" demenin mümkün olduğunu zannederler. Woody Allen'in bu durumları alaya alan çok hoş bir söylemi vardır. Şöyle diyor: - Hızlı okuma kursuna gittikten sonra Tolstoy'un "Harp ve Sulh"unu okudum. Bu kitap Rusya hakkındaydı... Filistin Sorunu'nu da sadece "Gazze Trajedisi" ile anlayabilir misiniz? Yani sadece Türkiye'nin kararlı tutumu ile Gazze'ye bir çözüm üretilmesinin mümkün olmadığını bilmemiz gerekiyor. Kronikleşen Filistin sorunu İsrail'in kurulup, yayılmasından bu yana geçen 60 yılı aşkın sürede, aralarında Mısır'ın, Ürdün'ün, Irak'ın, Suriye'nin, Lübnan'ın da bulunduğu nice ülke kararlı tutumları ile "Filistin Sorunu"na yaklaştılar ve hatta savaştılar. ABD sürekli arada yer aldı. Konu Birleşmiş Milletler'in gündeminden hiç düşmedi. Sedat'lı ve sonra da Mübarek'li Mısır'ın İsrail-Amerika eksenindeki konumu, o rejimi düne kadar ayakta tutmadı mı? Bugün de bu sorunun çözümüne uzanan yolda yine ABD var. Bunun yanında Hamas, FKÖ, Hizbullah ve dolayısıyla İran var. Şimdi bu aktörlerin arasına Türkiye'nin de "Aktif biçimde" katılması, acaba neyi değiştirecektir? Ama siz son gelişmeler ertesinde Gazze'ye "Haklı davamız" yaklaşımı ile eğilirseniz ve "Bakalım İsrail şimdi Türkiye desteği olmadan ayakta nasıl duracak" diyerek olayı ele alırsanız, uluslararası karmaşık sorunları hızlı okuyarak anlamanın mümkün olmayacağını bir kez daha doğrulamış olursunuz. Bayraktaroğlu, Gürsel ve Altan İnternethaber.com'daki yazısında Memduh Bayraktaroğlu durumu pek güzel özetlemişti dün. Hatırlatayım: "- İsrail'i ayakta tutan biz olsaydık şimdiye kadar çoktan batmış gitmişti... Amerika ve NATO İsrail'den desteğini çekmediği sürece de gücünü aynen muhafaza edecektir..." Bir başka gerçeği de Milliyet'teki yazısında Kadri Gürsel hatırlatmış ve şöyle demişti: "- İsrail'in Oslo barış sürecindeki gibi hem kendisini hem de Hamas'ı kucaklayan tarihsel bir paradigma değişimi olmadan, sırf Türkiye istedi diye ambargo ve ablukaları kaldıracağını beklemek saflıktır." Krizin bir başka yönünü de Mehmet Altan Star'daki yazısında şöyle ele almıştı: "- Lahey Adalet Divanı'na İsrail'i 1982 tarihli uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni çiğneyerek uluslararası sularda katliam yaptığı için şikâyet edeceğiz... Ancak, Türkiye, Yunanistan ile Ege'deki uzlaşmazlıklar nedeniyle '1982 tarihli uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf değil." Acaba neden? Burada cevabı bulunmayan soru belli... Türkiye zaten 1967'de Kudüs'ün işgalinden beri İsrail'in yayılmacı ve işgalci siyasetinin karşısında yer alıyor. Bu yeni siyaseti rahmetli Çağlayangil "Biz Arabize olmadık" diyerek anlatmaya çalışmaz mıydı? Ayrıca "Mavi Marmara Raporu"nu birileri The New York Times'a sızdırmış olmasaydı, Türkiye "Özür dileme krizi"nin hiç olmazsa bu ayın sonuna kadar dondurulmasına da razıydı. Ancak artık bu olay şimdi kitleleri öfkeli tepkilere yönlendiren ve tek başına Türkiye'nin tepkisi ile tüm Filistin'de de ve sadece Gazze'de de sonuca ulaşması mümkün olmayacağı bilinen bir siyaset projesine dönüşmüş bulunuyor.
<< Önceki Haber Hızlı okuma yöntemi ile her konuya hâkim olunabilir mi? Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER