Üzerimize düşenler

Abdullah Aymaz
Yayınlanma Salı, 7 Temmuz 2026

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, bizlere “Gittiğiniz ülkelerde mutlaka, dillerini ve kültürlerini iyi öğrenin, size oturum, iş ve aş veren o ülkenin kanunlarına uyun, devlete yük olmayın, bilakis yük alın. Tüketici olmayın, üretici olun. Protez, takma kol gibi olmayın, asil bir vatandaş gibi olun. Çocuklarınızı, eğitimli yetiştirin… Mesela, bir zelzele, sel ve tsunami gibi musibetler olunca kurtarıcı olarak siz herkesten önce koşun…” diye tavsiyede bulundu.
Hocamızın, eğitim üzerine bu tavsiyesine göre bizim iyi düşünmemiz gerekir. Önce çocuklarımız dili öğretmeliyiz. Sonra kültür merkezlerimizde veya nachhilfe kurslarımızda derslerine destek vermeliyiz ve o ülkenin, mümkünse en iyi üniversitelerinden eğitim aldırmalıyız.
Nesillerimizi, Kitap, Sünnet, Külliyat ve Pırlanta Serisinin bereketli, feyizli, derinlikli manevi gıdaları ile beslemeliyiz. Vicdanın ziyası olan dînî ilimlerle ve aklın nuru fennî ilimlerle onları yetiştirir, insanî evrensel değerleri içlerine sindirebilirsek; üniversitelerden üstün bir eğitim aldırıp master ve doktora çalışmaları yaptırabilirsek, gerçekten insanlığa büyük bir hizmet etmiş olabiliriz. Bunun için Batı ülkelerinde dünya çapında ilk üçe-beşe giren kaç üniversite varsa hepsine girebilen kaç evladımız var bir düşünsek. Her sene bir hedef koyup ne kadarını gerçekleştirebiliyoruz bir kendimizi takibe alabilsek…
Diğer konularda da ilerleyebilmemiz için elimizde bir ölçme-değerlendirme ölçeği olmalıdır. Kendi kendimizi ağız kalabalığı ile kandıramayalım. Matematik hesaplarına göre nefsimizi ölçüp değerlendirmemiz gerekir. Nasıl evlerimizde elektrik kaçağı olup olmadığını anlamak için kontrol kalemi kullanıyorsak, Hizmetin işleyişini de denetimden geçirmemiz icap eder. Yoksa, iş işten geçtikten sonra bazı menfi durumlar fark edilirse bunun meseleyi tamir etmek için imkân kalmaz.
Biz şimdi bir düşünelim, Hizmet 1992’den hatta 1980’den beri Avrupa’da var. O günlerden bu günlere buralarda doğup büyüyen ve Hizmet içinde eğitilmiş yetişmiş kaç gencimiz var? Aslında ne kadar olmalıydı? Kendimizi bir hesaba koymalıyız. Neyimiz eksik? Ne yapmalıyız?
Türkiye’den gelmiş, hicret etmiş, tecrübe sahibi arkadaşlarımız da var. Hocaefendimizin dediği gibi asimile olmadan, gettolaşmadan, kendi köklerimizdeki güzellikleri yaşayarak, temsil ederek entegre olmalarını sağlamalıyız. Böyle olursa da mozaiklerde kendi rengimizde çiçekler açabiliriz. Böyle yaşadığımız toplumlara zenginlik ve yepyeni bir renk katabiliriz…
Bizim bu toplumlardan alacağımız pek çok şey de bulunabilir. Bunları da kendimize kazandırmalıyız. Bu arkadaşımızın müşahedesiyle, mesela Almanlar, toplantılarda sanki birbirlerine vuracaklarmış derecesinde münakaş ve fikir tartışmalarında bulundukları halde, toplantı bittikten sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi uyum-irtibat içinde gıybet etmeden hayatlarına devam ediyorlar. Onlarda böyle olduğu gibi bizde de neden olmasın? Zaten, Kur’an, gıybeti, ölmüş insan eti yemek olarak ele alıyor. İftira ise, günahların büyüklerinden sayılıyordu.
Ayrıca biz, tahsilde, sosyal kalitede mesela, Almanlar mı bizim seviyemize inmeli; yoksa biz mi onların seviyesine çıkmaya çalışmalıyız? “Bizi kıskanıyorlar, bize imkân tanımıyorlar, ayrımcılık yapıyorlar…” gibi mazeretlere sığınmak bizi kurtarır mı? Bize düşen ne? Net olarak nasıl düşünmeli ve neler yapmalıyız? Hiçbir mazeret, başarının yerini tutmaz. Öyleyse yapılması gerekenleri yerine getirmeliyiz…
Tekrar, evlatlarımızın eğitim ve tahsillerini ele alacak olursak, Avrupa ülkelerinin Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ gibi gözde üniversitelerine kaç öğrencimiz girebildi? Bir aynaya baksak… Biz bir eğitim hizmetiyiz. Onun için eğitimde neredeyiz, bir gözden geçirmeli değil miyiz?
YAZARIN SON YAZILARI

Ek ifade vermişlerdi! Muhittin Böcek ve oğlu yine ...

Mahkemenin amacı ortaya çıktı! ABB davasında ara k...

Özel'den Erdoğan'a sert eleştiri: “Muhalefete huku...

Trump'ı Türkiye'ye uçarken canlı takip edenlerin s...

AKP kulisleri: CHP tartışmaları seçmeni etkilemiyo...


