Tarihî Şahsiyetleri Putlaştırmanın Tehlikesi

Cuma Karaman
Yayınlanma Cuma, 26 Haziran 2026
İnsanlık tarihi yalnızca olayların değil, aynı zamanda şahısların da tarihidir. Büyük devletler, medeniyetler ve fikir hareketleri çoğu zaman belirli isimler etrafında şekillenmiştir. Ancak bu durum, zaman zaman bazı şahsiyetlerin hakikatte olduklarından daha büyük gösterilmelerine, hatta bir çeşit dokunulmazlık zırhıyla kuşatılmalarına yol açmıştır.
Tarihî şahsiyetlere duyulan sevgi ve saygı elbette tabiidir. Bir millete hizmet etmiş, büyük eserler bırakmış veya zor zamanlarda önemli roller üstlenmiş kimseler hayırla yâd edilmeyi hak ederler. Fakat saygı ile putlaştırma arasındaki çizgi çoğu zaman fark edilmeden aşılır.
Aşırı medih ve sena, her şeyden önce tarihî hakikatin önüne geçer. Çünkü övgü büyüdükçe insan küçülür, insan küçüldükçe de gerçeğin yerini efsane alır. Hataları görülmeyen, eleştirilemeyen ve sorgulanamayan şahsiyetler artık tarihî bir insan olmaktan çıkar; menkıbevî bir varlığa dönüşür. Böylece tarih araştırması yerini bağlılığa, hakikat arayışı ise yerini taraftarlığa bırakır.
Oysa tarihte kusursuz insan yoktur. Peygamberler dışında hiçbir insan mutlak anlamda hata ve eksiklikten münezzeh değildir. En büyük hükümdarlar yanlış kararlar vermiş, en büyük komutanlar mağlubiyetler yaşamış, en büyük âlimler dahi yanılmıştır. Bir şahsiyetin büyüklüğü, hatasız oluşunda değil; doğrularının, hizmetlerinin ve bıraktığı mirasın ağırlığında aranmalıdır.
Aşırı övgünün bir başka zararı da toplumların kendi sorumluluklarını unutmalarına sebep olmasıdır. Bazen milletler, bütün başarıları tek bir kişinin omuzlarına yüklerler. Böylece bir medeniyeti meydana getiren binlerce isimsiz insanın emeği gölgede kalır. Hâlbuki tarih, yalnızca sultanların, kumandanların veya liderlerin değil; âlimlerin, sanatkârların, çiftçilerin, askerlerin ve sıradan insanların da eseridir.
Tarihî şahsiyetleri anlamanın en sağlıklı yolu onları ne kutsallaştırmak ne de şeytanlaştırmaktır. Ne “ulu” sıfatlarıyla erişilmez bir makama çıkarmak ne de bütün kusurların kaynağı olarak göstermektir. İsimlerin önüne eklenen sıfatlar çoğu zaman dönemin siyasî ve ideolojik tercihlerini yansıtır. Hakikat ise sıfatların gürültüsünden uzakta, vakıaların sessizliğinde bulunur.
Belki de bu sebeple bazı mütefekkirler, tarihî şahsiyetlerden söz ederken sadece isimlerini anmayı tercih etmişlerdir. Çünkü isim hakikate, sıfat ise yoruma daha yakındır. Bir insanı olduğu gibi görebilmek için önce onu övgülerin ve yergilerin perdesinden kurtarmak gerekir.
Tarih, kahramanlara ihtiyaç duyar; fakat putlara değil. Çünkü putlaştırılan şahsiyetler hakikati örter, hakikat ise ancak insanı insan olarak görebilenlerin önünde açılır.
YAZARIN SON YAZILARI

Ek ifade vermişlerdi! Muhittin Böcek ve oğlu yine ...

Mahkemenin amacı ortaya çıktı! ABB davasında ara k...

Özel'den Erdoğan'a sert eleştiri: “Muhalefete huku...

Trump'ı Türkiye'ye uçarken canlı takip edenlerin s...

AKP kulisleri: CHP tartışmaları seçmeni etkilemiyo...


