İnsanlığı Kaynaştırmak ve Pozitif Barış

Kendi uzaklığımızı aşıp her gün yeniden yeni şeyler söyleyebilmek…
Barışa inanmak ve barış için, insanlığı kaynaştırmak için bıkmadan usanmadan bu yolda yürümek ve her güne yeni taşlar döşemek! işte asıl marifet bu olsa gerek.
Prof. Dr. Milad Karimi’nin güzel bir tesbiti var:
“Barış gökten inmez. Kimse size barışı hediye etmez. Zaten güçlü değilken barışçı olmak büyük bir iş değildir. Barışı arayan kişi, kendi içinde kalmaz; diğerine gider, onu kabul eder. İnsan olmak bir hal değil, bir eylemdir.”
Johan Galtung Norveçli barış araştırmacısıdır, “Barış Çalışmaları” disiplininin kurucusu kabul edilir. Pozitif Barış kavramı üzerinde ısrarla durur.
Negatif barış: Sadece savaşın, şiddetin yokluğu, durması.
Pozitif barış: Adaletin, eşitliğin, yapısal şiddetten (yoksulluk, ayrımcılık, baskı) arınmış bir düzenin varlığı.
Ona göre birlikte yaşamanın kalıcı olabilmesi için sadece çatışmasızlık yetmez; toplumda eşitsizlikleri, adaletsizlikleri çözmek gerekir.
Diyalog, farklı tarafların eşit şekilde sesini duyurabildiği bir süreçtir.
Savaştan ve kaostan beslenenlere inat, pozitif barışın savunucularının ve savaşın karşıtlarının sesinin daha çok duyulması için müsbet hareket dediğimiz faaliyetlerin artırılması, devam etmesi çok önemli ve hayati bir konu.
Mesela geçen günlerde Hollanda Limburg eyaletinin başkenti Maastricht’ de düzenlenen Stichting Harmonie Limburg tarafından Maas Nehri üzerinde anlamlı bir buluşma gerçekleşti . Ark van Noach (Nuh’un Gemisi) bünyesinde “Noachs Pudding – Birlikte Yaşama ve Diyalog Buluşması”, tam da pozitif barışa katkı sunan bir etkinlikti.
Programda konuşma yapan Roermond Piskoposluğu Dinler Arası Diyalog Temsilcisi Diyakon Pieter van de Laarschot, Nuh kıssasının insanlığın ortak vicdanını yansıtan evrensel değerine dikkat çekti. Maas Nehri üzerinde ilerleyen bir gemide bulunmanın sembolik anlamına değinen Van de Laarschot, suyun hem hayat veren hem de yıkıcı olabilen doğasını hatırlatarak Nuh’un Gemisi’nin; kurtuluşun, güvenin, buluşmanın ve yeniden başlamanın simgesi olduğunu ifade etti.
Kutsal kitaplardaki Nuh kıssalarını karşılaştıran konuşmacı, tüm metinlerin insanlığı adalet, merhamet ve sorumluluğa davet ettiğinin altını çizerek şu önemli vurguyu yaptı:
“Gerçek diyalog, herkes aynı düşündüğünde değil; insanların birbirini gerçekten dinlemeye hazır olduğu zaman başlar.”
Roberto Catalano'nun makalesinde, Gülen'in barış anlayışını Chiara Lubich (Focolare) ve Nikkyō Niwano (Risshō Kōsei-kai) ile karşılaştırarak, üç hareketin de barışı bireysel bir erdem olmaktan çıkarıp toplumsal/kolektif bir görev ve dinler-arası diyaloğun somut bir sonucu olarak konumlandırdığını anlatıyor.
Makalesinde, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin barışa dair görüşlerine ilişkin şunları tespit eder;
1. Ortak insani değerler üzerinden barış Gülen'e göre sevgi, saygı, hoşgörü, af, merhamet, insan hakları, barış, kardeşlik ve özgürlük gibi değerler tüm büyük dinlerin ortak mirasıdır. Bu değerlerin Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed'in sav mesajlarında olduğu kadar Buda, Zerdüşt, Lao Tzu, Konfüçyüs ve Hindu peygamberlerin öğretilerinde de üst sırada yer aldığını vurgular — yani barış, tek bir dine özgü değil, evrensel bir dini değerdir.
2. Hizmet'in kolektif/toplu doğası Gülen, dünyanın küçüldüğü ve mesafelerin kısaldığı bu çağda, insanlığa hizmetin (hizmet kavramı) artık istisnai bireyler tarafından değil, kolektif bir yapı tarafından üstlenilmesi gerektiğini savunur. Aynı ruhu, aynı düşünceyi paylaşan insanların, aralarında fiziksel mesafe olsa da, farklı yollardan geçseler de nihayetinde aynı denize akan nehirler gibi birleşeceğine inanır.
3. Diyaloğun temeli: Maneviyat, dogmatizmin önünde Gülen için manevi pratik ve ahlak, ritüel ve dogmadan daha önemlidir. Lester Kurtz'un aktardığına göre Gülen'in düşüncesinde diğer inanç gelenekleriyle diyaloğun yolunu açan dört temel sütun vardır: sevgi, merhamet, hoşgörü ve af.
4. "Aile" metaforu ve kardeşlik Said Nursi'den etkilenerek, insan topluluğunu bir "aile" olarak gören güçlü bir metafor kullanır. Nursi'nin "karşılıklı şefkat" kavramına dayanarak, insanlık ailesini inşa etmeyi Gülen Hareketinin en yüce hedeflerinden biri hâline getirir. Yunus Emre'den alıntıyla da özetler: "Yaratılanı severiz Yaratan'dan ötürü."
5. Kur'an okuması ve evrensel insanlık Gülen'in Kur'an yorumu, metni salt harfi anlamıyla değil, evren, insanlık ve Allah ile derin bağlantısı içinde okumayı önerir. Bu okuma biçimi, "İnsanlığın Birliği" (Oneness of Humankind) perspektifini doğurur — yani hiçbir topluluk ya da grubun, dini veya kültürü nedeniyle Tanrı ile ilişki kurma şansından mahrum olmadığı fikri. Bu yaklaşım, "Tanrı bizimledir, ötekiyle değil" türü dışlayıcı iddiaları reddeder.
6. Diyaloğun pratik zemini Gülen'e göre kutsal metnin yeniden okunması, "dini öteki" ile bizzat temas içinde gerçekleşmelidir. Dünyanın dört bir yanındaki Hizmet Hareketi’nin farklı kültür ve inançlarla beraber yaşama tecrübesi, bu diyaloğu soyut bir teoriden çıkarıp yaşanan bir gerçekliğe dönüştürür.
Birlikte yaşama kültürünü yani barışı yeniden temin etmek, insanlığı kaynaştırmak için, birbirine saygı duyan bireylere, ötelere ve Allah’a inanan herkese büyük bir vazife düşmüyor mu?
https://www.buzzsprout.com/1745031/episodes/19599757








