Yeni başlangıçlar için niyet hedef ve denge

Yeni başlangıçlar, insanda fıtrî bir hareketlenme oluşturur: yeni hedefler, yeni kararlar, yeni umutlar… Yeni bir yıla girildiğinde ya da üç aylar gibi manevî iklimi güçlü zamanlar geldiğinde, bazı değişiklikler için bunun “doğru zaman” olduğu hissi belirir. Bu dönemler, arınma, niyetlerin tazelenmesi ve hayatın yeniden düzene girmesi için birer fırsat kapısıdır. Ne var ki bu heyecan çoğu zaman kalıcı olmaz. Bir süre sonra, önceki niyetlerin hâlâ tamamlanmadığı, ertelenenlerin yine ertelendiği ve birçok gayretin yarım kaldığı fark edilir.
İnsanın kendine yeni hedefler
koyması çok önemlidir; fakat hedefler, yalnızca yapılacaklar listesine eklenen
maddelerden ibaret olmamalıdır. Önemli olan, insanın kendi yolunu ve niyetini
sorgulamasıdır: Hangi adımlar beni gerçekten geliştirecek, hangi gayretim
hayatıma anlam katacak? İnsan, eksiklerini görebildiği ve onları düzeltmek için
çabalayabildiği ölçüde olgunlaşır; işte bu çaba, gerçek gelişimin temelidir.
Gerçek gelişim, büyük sıçramalarda
değil; hatayı fark edip tekrar etmemekte, aynı ihmali görüp yönünü az da olsa
değiştirebilmekte gizlidir. Aksi takdirde her gün, dünün aynısı olur. Nitekim
İki günü aynı olan ziyandadır hadisi şerifi, bu durgunluğa karşı güçlü bir
ikazdır. İnsan-ı kâmil olma gayesi ise kusursuzluk iddiası değil eksiklerinin
bilincine varma ve her gün daha şuurlu yaşayabilme çabasıdır.
Niyet ve Hedef Dağınıklığı
Olduğumuz yerde kalmak, zamanla
gevşemeye ve tembelliğe yol açabilir. Bu yüzden insanın kendini diri
tutabilmesi, kulluk ve sorumluluk bilincini canlı tutmasına bağlıdır. Hedefler
insanı zorlamalıdır; ancak bu zorluk, yönü dağıtan bir baskıya değil, istikameti
koruyan bir gayrete dönüşmelidir. Ne var ki yeni dönem başlagıçlarında
genellikle bir anda her şeyi düzeltme arzusu, kişiyi hem strese sürükler hem de
başarısızlık duygusuna neden olur. Örneğin yeni bir yıla girerken ya da manevi
arınma mevsiminde her alanda kusursuz olmayı hedeflemek, zihni oldukça ağır bir
yük altına sokar.
Bu noktada mükemmeliyetçilik, süreci en çok zorlayan engellerden biri hâline gelir. En doğru zamanı ve en iyi sonucu bekleme hâli, çoğu zaman hareketsizliğe dönüşür. Yapılamayan her niyet, suçluluk duygusunu artırır; başlangıçtaki heyecan yerini zihinsel yorgunluğa bırakır. Aslında bu, zihnin aynı anda taşıyamayacağı kadar çok yüklenmesi karşısında geliştirdiği doğal bir savunma tepkisidir.
Stres ve Beyin Sisi
Psikolojik olarak hissedilen yük,
yalnızca zihinde kalmaz; zamanla vücut üzerinde somut biyolojik etkiler de
oluşturur. Sürekli stres ve kaygı, bedenin fizyolojik dengesini zorlar. Yoğun
baskı altında kalındığında odaklanma güçlüğü, dalgınlık ve unutkanlık gibi
belirtiler ortaya çıkabilir. Araştırmalar, özellikle kaygının arttığı
dönemlerde bireylerin “beyin sisi” olarak adlandırılan zihinsel bulanıklık ve
konsantrasyon kaybı yaşadığını gösterir. Zihnin bu hâli, ilerleme
kaydedememenin nedenini açıklar: Beyin, biyolojik olarak aşırı bir yük
altındadır. Bu durumu, çok ağır bir yükü tek seferde kaldırmaya çalışan bir
hamal ile karşılaştırabiliriz. Yük parçalar hâlinde taşındığında ilerlemek
kolaylaşır; hepsini birden omuzlamaya çalıştığında ise hamal olduğu yerde
kalır, hatta çöker. Beyin de benzer şekilde çalışır: Tüm görevleri ve
sorumlulukları aynı anda yüklenmeye çalıştığında, zihinsel kapasitesi zorlanır
ve yorgunluk ortaya çıkar. Oysa yük parçalara ayrıldığında ve adım adım ele
alındığında hem hareket alanı genişler hem de ilerleme hissi güçlenir. Böylece
kişi, yükün altında ezilmeden ilerlemenin ve kontrolün verdiği rahatlamayı
hisseder.
Zihinsel yükün yanı sıra beden de bu
sürece katılır. Sürekli “yetişme” ve “tetikte olma” hâli, kaslarda fark
edilmeyen bir gerilime ve genel fiziksel yorgunluğa yol açar. Vücut
dinlenemediğinde, ruh da kendine alan bulamaz. Bu biyolojik tepkiler, motivasyonu
zayıflatarak kişiyi farkında olmadan bir kısır döngüye sürükleyebilir. Bu
nedenle hedeflerle bedenin ve zihnin kapasitesini dengede tutmak, hem verimli
ilerlemenin hem de ruhsal rahatlamanın anahtarıdır.
Yükü Hafifletmek ve Nefis Muhasebesi
Peki, bu yük nasıl yönetilebilir? Bu
sorunun cevabının temelinde “küçük adımlar” ve “öz-denetim” vardır. İnsan,
zaman zaman durup hedeflerini ve önceliklerini gözden geçirmeye ihtiyaç duyar.
Neye yetişmeye çalıştığını, neyi ihmal ettiğini fark etmek, zihinsel yükü
azaltır ve yönü netleştirir. Bu iç muhasebe, hayatın tamamına dair daha berrak
bir farkındalık kazandırır.
Bu farkındalık, hedeflerin somut ve
ulaşılabilir hâle getirilmesiyle güçlenir. “Bu yıl daha çok kitap okuyacağım”
gibi belirsiz hedefler yerine, “Her gün on dakika okumaya zaman ayıracağım”
gibi net adımlar, motivasyonu korur ve
sürekliliği destekler. Küçük ama düzenli ilerlemeler, insanı yormadan
geliştiren en sağlıklı yoldur.
Bir hedefe ulaşmakta zorlanıldığında
mesele her zaman zaman yetersizliği değildir; çoğu kez sorun, yüklenilen
hedefin insanın taşıyabileceğinden büyük olmasıdır. Hedef netleştikçe yol
görünür hâle gelir, adımlar atılır. Bu şekilde bakıldığında, her gün ve her an
yönü yeniden ayarlamak ve tazelenmek mümkündür.
Yazıyı dinlemek isterseniz:
https://open.spotify.com/episode/5glC7sEZp3XDFFMXguaxfs?si=DMiWa789SqK8dzW7amCL5g
[email protected] X:@esrabc
YAZARIN SON YAZILARI

Türk milyarder, safari için gittiği Afrika'da çatı...

Romanya, Daltonlar çetesi üyesinin Türkiye’ye iade...

Trump'tan protestoculara çağrı: Kurumları ele geçi...

Sadece savaşlarda görülüyordu! Bu yıl ölümler doğu...

İdamı isteniyor! Cumhurbaşkanlığında sıkı yönetim ...


