Ulvi bakış

Hüseyin Odabaşı
Yayınlanma Cuma, 19 Haziran 2026

Niyet, nazar eşyayı tağyir eder, diyor Üstadımız. Tağyir, mahiyetin değişmesi demektir. Bu kardeşlerimiz ve dostlarımız için de geçerlidir. Dostlarımıza ne gözle bakıyorsak, ne niyetle nazar ediyorsak, onlar gözümüzde o hale dönüşürler. İhlas risaleleri bu ulvi bakışı bu duyuşu temin etmek için yazıldılar.
Bir tarafta “insan insanın kurdu veya güvesidir” diyenler, diğer tarafta “İslam binasının rükünleridir bunlar” diye bakanlar. Bu rükünlerin meziyetleriyle iftihar etmeliyiz, inkâr değil. Fakat kardeşlerimizin inkâr girdabına karşı İhlas Risaleleri 15 günde bir tekraren okunmalıdır. Tekrar, terdat ve teakkul için olduğu kadar kalpte iman içindir de. Tekrar, ihlas risalelerinin 4 maddesine imanı temin etmek içindir. Bizden istenen birbirimize karşı ulvi bir bakışla nazar etmeyi iman haline getirmektir. Ulvi bakışın en önemli şartı kardeşliğimize imandır.
Hadiste nasıl geçiyor; “iman etmeden cennete gidemezsiniz birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” Kardeşliği bir iman meselesi gibi görmeyenler uhuvvet yolunda ilerleyemezler. Çünkü hayvanların her nevine karşılık insanoğlunun her bireyi bir nevidir, bir türdür. Bu bakımdan hayvanlardaki yaşayışın sade ve basitliğine dayalı fıtri bir uyumu insanlardan beklemek mümkün olmaz. Bu bakımdan her mesele gibi kardeşlik de uhuvvet de zihinlerde ve kalplerde halledilmelidir. Niyet ve nazar da kalplerin ürünüdür. Oralarda dostlarımıza karşı ulvi ve aziz bir bakış ürünü üretilmelidir. Birbirimiz aziz bilmeliyiz.
Dikkat ettiyseniz her bozulan insanın önce kardeşlerine, evlatlarına, dostlarına veya eşyaya karşı bakışı, niyeti bozulur. Bu niyet ve algılama bozukluğu zamanla onu da kalbini de bozar. Mesela yardım edenleri yolunacak kaz, hayır ve hasenat etrafında berber bir araya gelmiş olanları bir avuç enayi olarak görür. Veya idare ettiği müesseseleri zamanla kendi malı olduğunu sanır. Böyle nazar ve algı bozukluğu o insanların kalbini paslandırır ve çürütür. Ve derken partal, çürümüş bir insan meydana gelir.
“Kella bel rane ala kulubihim ma kanu yeksibun- Hayır, hayır! Bilakis, onların yapıp ettikleri şeyler kalplerini kararttı.” (Muttaffifin, 14)
Kalplerin içine otağını kurmuş olan niyet ve nazarın tetiklemesiyle (saikiyle) meydana gelen değişimin insan hayatında etkisini göstermesi uzun zaman alabilir. Dolayısıyla mahiyetimizdeki bozulma anlamına gelen değişimin fark edilebilmesi sağlam bir süreç takibini zaruri kılar.
“Ve umli lehum, inne keydi metin. - Onlara süre tanıyorum. Kuşkusuz, Benim planım çok sağlamdır”(Kalem, 45)
Evet, bu bakımdan pek çok şey yaşansa da halen daha kardeşlerimize dostlarımıza ve arkadaşlarımıza karşı ulvi bir gözle bakıp aziz görebiliyor muyuz? Dostlarımıza dava arkadaşım, yoldaşım, cennete girme vesilem, dünya ve ahirette Allah'ın lütfunun mesnedi diyebiliyor muyuz?
Birbirimize karşı düşmanların amansız saldırıları karşısında sığınabileceğim sağlam bir kale gözüyle bakabiliyor muyuz? Sarp yokuşları kandan irinden deryaları geçerken yarenlik yapacağım mübarekler ordusu bunlar diyebiliyor muyuz? Gücümüz ve huzurumuz bu bakışın sırrında saklı. Dinimiz de gücünü aynı kaynaktan yani kardeşliğimizden alır. Kardeşliğini bozanların bir zaman sonra dinleri de bozulur. Dinini ikame etmenin yolu kardeşliği ikame etmekten geçer.
Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.” (Müslim, Îmân 93. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 131; Tirmizî, İsti‘zân 1; İbni Mâce, Mukaddime 6, Edeb 11)
Zayıflığına, acizliğine, fakirliğine karşı Allah’tan gece gündüz ellerini açarak yardım mı istiyorsun? Allah’ım güç ver. Allah’ım derman ver. Allah’ım düşmanlarımızın elinde bizi oyuncağa çevirme. Belimizi doğrult. Sırtımızı yere getirme...vs mi diyorsun? Allah da bu tür dertlerimizin çözüm adresi olarak kardeş ve dostlarımızın “uhuvvet” kapısını gösteriyor. Madem güçlü olmak ve zalimlerin tasallutu altına girmek istemiyorsan dostlarınla kavga etme, niza etme. Yoksa yerlerde sürüm sürüm olmaktan kurtulamazsın.
“Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız ve kuvvetiniz elden gider. O halde zorluklara sabredin; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46)
Kavga ederek yendiğin veya mağlup ettiğin her arkadaş aslında senin mağlubiyetin, gücünü yitirişin demektir. Bu kadar net!. Kardeşliğin yücelmesi adına gerektiğinde kardeşine bireysel olarak tevazularından dolayı yenilenler daha da güçlenirler.
İki dev sahabi Velid oğlu Halid (r.a) ile Ebu Vakkas Oğlu Sad birbirine darılmıştı. Durumu fırsat bilen münafık, sinsice Sad’ın yanına yanaştı. O münafık, Velid oğlu Halid hakkında açtı ağzını, yumdu gözünü.... Demediğini bırakmadı. Sonra da ümit dolu bakışlarını Sa’d’a yöneltti. Ateşe körük tuttuğunun farkında değildi. Ve şimdi de “aferin” i Sa’d’dan aferin bekledi. Fakat Sad'ın tepkisi bir tokat gibiydi, münafığın yüzünde patladı:
“-Sus! Halid ile aramdaki kırgınlık dinimizi bozacak seviye varmamıştır.”
Hz. Sa’d Efendimiz biliyordu ki kardeşlik bozulunca din de bozulur. Bu bakımdan dini bozmak isteyen fesat şebekleri işe kardeşlerin arasına fitne tohumları ekerek başlarlar. Ondan sonra ne din kalır ne de diyanet!
Dinimizi ayağa kaldırmak kardeşliğimizi ayağa kaldırmaktan farklı değildir. Bu nedenle dinleri uğruna hayatlarını istihkar edenlerin kaba saba davranarak gönüller yıkarak dinlerini, hizmetlerini tamir ettiklerini sanmaları ne büyük bir aldanmışlıktır, ne büyük bir gaflettir.
Dinimizi çürütmek isteyenler de bu espriye göre hareket ederler. Din düşmanları önce dine omuz veren büyüklerimizi çürüterek (karalama) işe başlamaları bir tesadüf değildir. Sahipleri perişan edilmiş bir dinin perişan hale gelmesi işten bile değildir.
Evet, bizler dinimize, kitabımıza veya yolumuza sahip çıkmak istiyorsak önce kardeşlerimize sahip çıkmalıyız. Çünkü kardeşlerimize sahip çıkmak dinimize sahip çıkmak demektir. Bu nedenle Bediüzzaman Hazretleri: “Kuranımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cennetleri dahi istemem” (Tarihçe-i Hayat) der.
Bu anlayana büyük bir laftır
YAZARIN SON YAZILARI

Ek ifade vermişlerdi! Muhittin Böcek ve oğlu yine ...

Mahkemenin amacı ortaya çıktı! ABB davasında ara k...

Özel'den Erdoğan'a sert eleştiri: “Muhalefete huku...

Trump'ı Türkiye'ye uçarken canlı takip edenlerin s...

AKP kulisleri: CHP tartışmaları seçmeni etkilemiyo...


