Ne zaman başlar?

Kadir Gürcan
Yayınlanma Pazartesi, 18 Mayıs 2026
İki ayı geride bırakan İran-ABD gerilimi, başladığı noktadan çok farklı bir zemine kaydı. Pazarlığın Hürmüz'e dayanması, İran'ın elini güçlendirmekten daha ziyade zayıf bir argümana bel bağlaması olarak değerlendiriliyor. Seksenli yıllardaki İran-Irak savaşından sonra ülkenin verdiği en ağır savaş imtihanı beklentileri karşılamaktan çok uzak.
Dışarıdan gelen saldırıya yarım asırdır geliştirdiğini iddia ettiği silah gücü ile karşılık vermesi bekleniyordu. Evdeki hesap çarşıya pek uymadı. Hürmüz Boğazı üzerindeki ısrar sadece ABD için değil dünya için ekonomik bir sorun haline geldiğinde işin renginin değişeceği belliydi. İngiltere'den sonra Fransa'nın istemeye istemeye oyuna dahil olması, krizde sona yaklaşıldığının en önemli sinyalleri arasında. Kaç zamandır ayak direten Çin'in krizin çözümüne hız vermesi an meselesi. Kriz çözüldüğünde Hürmüz Boğazı dünya ekonomisi için zar atılan kumar masası statüsünden kurtulmuş olacak. İnsan, nükleer dışında savaşın ikinci kazanımının da Hürmüz'un “Tek el” den kurtulması olabileceği ihtimalini düşünmeden edemiyor. Şeytanın gizlendiği detayların haddi hesabı yok!
1956'da Mısır Devlet Başkanı Abdunnâsır'ın Süveyş Kanalı'nı Mısır'ın mülkiyetine geçirme teşebbüsü ülkeye ağır bir fatura olarak geri dönmüştü. Uluslararası konsensus ile çözülen krizden sonra Mısır, yaşadığı bölgesel krizlerin hiçbirinde Süveyş'i pazarlık unsuru yapmadı. Denenmişi deneme budalalığı kimseye bir şey kazandırmıyor.
Ekonomik sıkıntılar, idari kaos ve ülkenin geleceği ile alakalı belirsizlikler yanında İran Halkı, mevcut rejimin ağır cezai uygulamaları ile de karşı karşıya. Kriz öncesinde ekonomik nedenlerin sebep olduğu sokak gösterileri, mevcut idari yapı tarafından rejim karşıtlığı olarak algılandı. Gösterilerde yakalanıp içeri atılan bir çok genç hukuki sürece uyulmadan ağır bir şekilde cezalandırılıyor. Trafikte işlenen suçun cezası ne ise, iktidar karşıtlığının hukuki karşılığı aynı!
Bölgedeki gelişmeleri takip konusunda pek uzun soluklu olamayan Türkiye'nin oyun dışına itilmiş olma ve özgül ağırlıktan yoksunluğu iç siyasetteki kısır çatışmalar ile telafi etme teşebbüsleri alışılmış siyasi manevralardan. Bineğini dövemeyen semerini dövüyor. Öyle ki, haftalardır ortalarda görünmeyen dışişleri bakanının bölge ile alakalı görüşmeleri, kimlik kartındaki vesikalık resimleri ile veriliyor. Saray'ın günlük nabzını tutan havuz medyası çevre ülkelerdeki gelişmelerin umursanmadığını daha nasıl ifade etsin. Kendilerince “İran ile görüşüyorsun da ne oluyor?” demeye getiriyorlar. Saray'ın tetikçileri, Hürmüz'de biriken siyasi stresten sonra “Boğazları kapatalım, dünyaya diz çöktürelim!” tehditlerini ağızlarına almaz oldular, nedense!
İktidarın ana muhalefet belediyelerine karşı yürüttüğü operasyonlar hukuk görünümünde orantısız güç kullanımından başka bir şey değil. Otel odasında uygunsuz hal ile basılan belediye başkanı neden sonra itirafçı olarak statü değiştirdi. Şu an havuz medyasının yıldızı konumunda işlem görüyor. Hemen her gün yeni bir ifşa ile yakaladığı gündem payı dışişleri bakanını ona katlıyor. Hukukun muhalif ve iktidar karşıtı kesimleri dize getirmek için kullanılması işte böyle bir şey. An itibariyle Türk Halkı, zavallı belediye başkanının otel odası macerasından mı, parti başkanına gıcıklığından mı, yoksa iktidar partisinin tehditlerini ciddiye alıp parti değiştirmede geç kaldığından dolayı mı yargılandığı konusunda ciddi bir şaşkınlık içinde. Neyse ki bu suçlardan hiçbiri, tövbekar belediye başkanını tan yeri kızıllığında ipe götürecek büyük suçlar kategorisinde değil.
John Locke 1689'da, “Whenever law ends, tyrany begins” hukukun bittiği yerde otokratik ve tiranik zorbalıklar başlar sözü anti-demokratik idareler için hala geçerliliğini koruyor. İran ve Türkiye'de hukuk dışılığın farklı versiyonları sözümona mahkeme ve hukuk adamlarınca icra ediliyor.
Savaş halinin olağanüstülüğüne rağmen katılık ve müsamahasızlığından taviz vermeyen İran rejimi genç kuşakları sorgusuz sualsiz infaz etmekten vazgeçmiyor. Türkiye için bir şey söylemek şimdilik zor ancak, kriz sonrası İran'ı yeni halk direniş ve protestoları bekliyor. Hep öyle olmuş.
Locke'in tiranik rejimlerin başlama çizgisini söylemesine rağmen ne zaman ve hangi şartlarda sonlanacağı konusunda suskunluğu dikkat çekici. Duayen filozof baskı ve zorbalık dozajının kültür ve coğrafyaya göre değişeğini çok iyi kavramış. Kibarca “Bekleyin görün!” diyor. Demek ki, John Locke'a boşuna, sıradışı filozof ve teorisyen denmiyormuş!
YAZARIN SON YAZILARI

Tayyar'dan dikkat çeken çıkış: 'Sıcak yaz kapıda!'

İddia: İsrail, İran'la yeniden çatışma için en üst...

ROK hesabına giren 51 milyon TL’yi inkar edemedi a...

Gıda fiyatları son 5 yılda dünyada yüzde 1.2, Türk...

Trump'tan Tayvan açıklaması: 15 bin km öteye savaş...


