Biraz Sade Biraz Şuurlu Yaşayabilsek Keşke...

1993 yılında öğrenci olarak gittiğim ABD’de dikkatimi çeken ilk şey amerikalıların teknolojiye olan ‘ilgisizliği’ idi. Şaşırtıcı değil mi? Amerikalılar bizim düşündüğümüzün aksine Hollywood filmlerinin aksine en son model teknoloji harikaları, cep telefonları, televizyonlar, yada arabalara meraklı değiller. Dahası ingiliz kültürü nesline şunu öğütler ‘Sana lazım olanı satın al özendiğini değil’ Amerikalılar ve ingilizler dünyada reklam ve pazarlamayı keşfeden milletler oldukları için onları kandırmanız zordur. “Renkli söylemler onların sadece ürün hakkındaki şüphelerini arttırır”. Japonya'da da aynı kültürün hakim olduğunu gördüm. Lüks tüketim çok az diyebiliriz. Evlerde hala bugün “florosan lamba” kullanılır. Araçların büyük çoğunluğu 660 cc motorlu yada en çok 1499 cc hacimlidir. İnsanlar sade evlerde yaşar. Şimdi bakıyorum ülkeme taa uzaklardan. Önce eğitimdeki içler acısı duruma bakıyorum. Özel okulların, kolejlerin yada üniversite hazırlık okullarının dil uçuklatan fahiş fiyatları. Batan bir gemide herkesin kendi kamarasında oturup kurtulabileceğini sanmasına benziyor. Ardından son model teknolojik cihazlar i-phone`lar Blue-Ray`ler yada şu 1 litre süper benzinle 5 km giden 3000 ila 5000 cc lüks alman arabaları takılıyor gözüme. Biz tabii Japonya`da 1 lt benzinle 35 km giden Toyotalara alıştık garip geliyor.. . Sonra bakıyorum lüks konut ilanlarına. Yazık diyorum içimden.. Üretime yatırıma akması gereken paralar “lale devri zihniyeti ile çarçur ediliyor”. İşsizlik almış başını gitmiş, ekonomik sınıflar arası gelir dağılımı açığı uçurumda. Birileri ise milyon dolarlarını konut ve lüks tüketime yatırmakla meşgul. Gelelim medyaya.. İnsanımıza çok değerli ve faydalı bilgiler ulaştırmakla sorumlu medya. Seküler medya aklını “kapak güzelleri ile erotizmle” bozmuş. Kimin neresi güzel bu problemi hala çözmekle meşgul. Bunlarla doruğa ulaştıktan sonra veya sıkılınca sıra başörtüsüymüş yada irtica gibi “uyduruk gündemlere” geliyor.. Buda bitince sıra Hollywood dedikodularına geliyor.. Ya ALLAH aşkına siz Monako’damı yaşıyosunuz yoksa Lüksemburg filan mısınız? Sanki ülke dünyanın en zengin ve refah ülkesi sıra fanfazi yapmaya geldi.. Çoğunuz ya Fransa'da yetiştiniz ya Amerika'da yada İngiltere'de. Hiç mi şu millete sunacağınız alternatif yok. Eğitim aldığınız ülkeler Türkiye'den 50 yıl ilerde. Demokrasi meselesini çözmüş, ekonomide ilerlemiş hukuk sistemi ileri ülkeler. Ne öğrendiniz oralarda, ne öğrettiniz millete? Gazetelerinizin dış basın kısmında ‘Endonezyayı sel bastı’ manşetlerinden başka millete dünyada olan biten nelerden haber verdiniz. İyi tamam Avrupalısınız. Amerikancısınız. İyi ya oralardan vakalar sunun. Millete mantıklı alternatifler ithal edin. Bu kadar tembellik bu kadar “reytingcilik” pes doğrusu(!!).. Muhafazakar medyada al benden o kadar.. Sahıslara endeksli habercilik yapılıyor. Şovenizm, kahramanlık destanları yazılıyor. İktidar partisini eleştiren bir kişi çıktı (Fehmi Koru) anında ağzının payını aldı. ‘Sevsinler Seni’.. Yani gazetecilik sadece filanca bakan filanca yasayı çıkardı yada başbakan filanca laf söylediyle mi oluyor?.. Halkı Ankara'ya hapsettiniz. “Tayyip Erdoğan ile oturup muhalefetle kalktınız”.. Yazarlara sesleniyorum: Aşırı şekilde iç politikaya endekslendiniz. Kürt Açılımı ve Öteki mahalle ile aşırı uğraştınız oysa sizin daha ciddi vazifeleriniz vardı. Halka günlük hayatında yardımcı olacak pratik bilgiler içeren köşeleriniz olmalıydı? Menemen yemeği nasıl yapılır yada kravat nasıl bağlanır? konuları sizce çok seviyesiz bir makaledir belki ama okula giden öğrenci için belkide bir gazeteden öğreneceği en mühim bilgidir. Japonya'daki Tsunami yada ABD’deki hortumu yazmak mühimdir ama bu ülkelerdeki iş imkanlarını SMALL Business köşeleri oluşturup halkımızla paylaşsaydınız görevinizi yapmış olurdunuz.. Yanıbaşındaki Suriye’den, Irandan, Ortadoğu'dan, yada Avrupa'dan milletin işine yarayacak kaç haber yazı dizisi yaptınız.. İş imkanları teşvik potansiyelleri hakkında aydınlattınız mı milleti?.. Açın bir İngiliz gazetesini size Kongo`nun köylerinde neler olduğunu anlatsınlar en ince detayına kadar.. Devletten, iktidardan, muhalefetten, askerden, cemaat önderlerinden birşeyler bekleme devri bitmiştir. Her birey üretmek, öğrenmek, haberdar etmek, örgütlenmek ve fayda üretmek zorundadır. Bu gidişat hiç de hayra alamet bir gidişat değildir.. Her firma yada kuruluş dünya devleri ile kendisini kıyas etmeli kurumunu o seviyelere taşımaya çalışmalıdır. Bu ülkede İngilizce Michael Jackson dinlesinler diye öğretilmiyor herhalde.. Murat O. ERDEM - Japonya [email protected]

YAZARIN SON YAZILARI