Birlikte başarı ayrılıkta ise felaket var

Önceki yazılarda Allah Rasûlü’nün (sav) ümmetinin tefrikaya (ayrılığa) düşmemesi için ettiği duasının kabul görmemesi, bu hususun insan iradesi ile çözülmesi, hissi değil iradi kardeşlikle hareket edilmesi, bunda başarılı olabilmek için çok gayret edilmesi ve hem fiili hem de sözlü dualarla da desteklenmesi gereken bir iş olduğu üzerinde durulmuştu.
Fethullah Gülen Hocaefendi bu realiteleri nazara verip, kalplerin telifinin ancak Allah’ın elinde olduğunu, insanlar bu konuda yapılması gerekenleri yerine getirdikten sonra O’nun (cc) inayetiyle bu işte başarılı olunabileceğine vurgu yapmaktadır:
“Evet, insan, bir odun parçası ya da bir sürünün şuursuz azası değildir ki, cebren başkalarıyla ittifak etsin ve bir araya gelsin. Onun farklı düşüncelerinin, şahsî mülahazalarının ve bir kısım aykırılıklarının olması gayet tabiîdir. İnsandan beklenen, her söylenene hemen boyun eğmesi, haricî zorlamalarla bir noktaya gelmesi ve diğer insanlarla taşlar misali şuursuzca omuz omuza vermesi değildir; ondan istenen, bazı iç tepkilerini ve reaksiyonlarını irade, mantık ve muhakemesiyle bastırması ve vifakı iradî-mantıkî olarak gerçekleştirmesidir.
Her zaman “insana hürmet” deyip bütün gönülleri hoş tutmaya çalışmak, farklı düşünceleri saygıyla karşılayıp her fırsatta etrafa tebessümler yağdırmak, herkese bir anne şefkatiyle yaklaşıp Allah’ın san’at eserleri olmaları açısından bütün insanlara alâka duymak ama bu alâkaya karşılık hiçbir talepte bulunmamak, hep bu espri içinde oturup-kalkmak ve herkese kadeh kadeh sevgi sunmak; sonra da evrensel bir dil geliştirmek, o dil sayesinde insanları uzlaştırmaya çalışmak, bir kısım âlemşümul argümanlar kullanarak aralarında uçurumlar meydana gelmiş milletleri birbirine bağlayacak köprüler kurmak ve yeryüzünde “sulh adacıkları” oluşturmak…
İşte, bütün bunlar fiilî birer duadır ve şart-ı âdî planında insan iradesine bağlı olarak başvurulması gereken vesilelerdir. Mü’minler, iradelerinin hakkını vererek bunları gerçekleştirirlerse, vifak (aynı müstakim çizgi üzerinde birleşme) ve ittifakın (birlik ve beraberlik) temini için üzerlerine düşeni yapmış sayılacaklardır. Onlar ellerinden geleni ve güçlerinin yettiğini eda edince, Allah Teâlâ yapılanların küçüklüğüne ve vesilelerin ehemmiyetsizliğine bakmaz; O, kendi nâmütenahî (sınırsız) kudret, irade ve meşietiyle Ulûhiyetine yakışır şekilde mukabelede bulunur.” (Mü’minlerin Helâki İftiraktadır!..)
Ümmetin kurtuluşu ve salahı için en önemli bir vesile olan vifak ve ittifak peşinde koşturmanın kazandıracağı sevaplar insanların bireysel ibadetlerinden elde edeceklerinin çok çok üstünde olacaktır. Bu mesele, ehemmiyetinin yanı sıra insanın iradesinin hakkını vermesini, kendine rağmen hareket etmesini ve ciddi fedakârlıklarda bulunmasını gerektirmektedir:
“Diğer taraftan, iradî olarak vifak ve ittifak arayışında çok büyük bir sevap da söz konusudur. Evet, ihtilafa karşı durmanın, iftiraka (ayrılığa) göğüs germenin ve hep ittifak arkasında koşmanın da getireceği bir sevap vardır. Namaz, oruç ve zekat gibi ibadetler birer sevap vesilesi olduğu gibi, tefrikaya karşı adeta harp ilan etme ve anlaşmak, uzlaşmak, birlik ve beraberlik içinde yaşamak için cehd gösterme de çok önemli bir sevap kaynağıdır. İnsanın, sırf vifak ve ittifak arayışından dolayı, kendisine ters gelen meseleleri dahi iradesiyle aşması, zakkum yemiş gibi olacağı ve hazmetmekte zorlanacağı hususlara bile -yine iradesiyle- bir belaya katlanır gibi katlanması ve “İlle de ittifak!..” demesi, ona, nimetlere karşı hamd ü sena etme sevabı ya da ibadetler, musibetler ve günahlar karşısında sabırlı olma mükafatı misillü sevaplar kazandırır.
Ayrıca, bu sevaplardan her birinin hem dünya hem de ukba cihetinden baktığı noktalar vardır. İttifak arayışının kazandıracağı sevap da, uhrevî mükâfatlarının yanı sıra, dünyada mü’minlerin muvaffakiyeti için çok önemli bir vesiledir. Zira, Allah Teâlâ mü’minleri muvaffak kılacak ve muvazene unsuru bir millet haline getirecekse, bunu aralarındaki vifak ve ittifaka mükâfat olarak ihsan edecektir.
Evet, vifak ve ittifak, tevfîk-i ilâhî (Allah’ın mü’minleri başarılı kılması) için pek mühim bir davetiyedir. Vifak, aynı müstakim çizgi üzerinde birleşme; ittifak da bu birliğin insan ruhunda tabiat haline gelmesidir. Diğer bir ifadeyle, ittifak; insanların, anlaşıp bütünleşmeleri; beraberce, karşılıklı saygı içinde ve sevgi yörüngesinde yaşamayı tabiatlarının ayrı bir derinliği ve farklı bir buudu haline getirmeleri demektir.. ve öyle inanıyorum ki, bu birlik ve beraberlik ruhu, Cenâb-ı Hakk’ın tevfîkini yâr etmesi adına el-Kulûbu’d-Daria’yı her gün hatmetmekten daha çaplı bir dua ve kabule karîn bir münacâttır. Vifak ve ittifak içinde, birbiriyle bütünleşmiş ve tek vücut haline gelmiş insanların ruh ve gönlüne her zaman sekîne yağacak; darda kaldıklarında yed-i kudret ve ilahî inâyet hemen imdadlarına yetişecek ve Mevlâ-yı Müteâl onları hep müsbete, güzele ve doğru yöne sevk edecektir.” (Mü’minlerin Helâki İftiraktadır!..)
Vifak ve ittifak, tevfîk-i ilâhî (Allah’ın mü’minleri başarılı kılması) için pek mühim bir davetiye olduğu gibi, başarısızlıkların ve başa gelen felaketlerin en önemli sebebi birlik ve beraberlik ve kardeşlik ruhunun kaybedilmesidir:
“Binâenaleyh, şayet bir beldede ya da bir birimde başarısızlık varsa, orada bir fiyasko yaşanıyorsa veya beklenen netice bir türlü elde edilemiyorsa, bunun sebebi de her şeyden önce uhuvvet ruhunun korunup korunamadığında aranmalıdır. Birlik şuurunu yitirmiş, kardeşlik hislerini kaybetmiş ve birbirinin kurdu haline gelmiş kimselerin başarılı olmaları ve ortak hedeflerine ulaşmaları mümkün değildir. Hele adanmış ruhlar arasında bulunanlardan, tefrikaya düşmüş olduğu halde i’lâ-yı kelimetullah yolunda muvaffakiyeti yakalayabilmiş ve başarılı kalabilmiş insan göstermek neredeyse imkansızdır. Bundan dolayıdır ki, ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde vifak ve ittifakın çok önemli sonuçlarına kesretle işarette bulunulmuştur.” (Mü’minlerin Helâki İftiraktadır!..)
“Bilhassa, “Mü’minler başka değil, ancak kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki O’nun merhametine nâil olasınız.” (Hucurât, 49/10) mealindeki ilahî beyan ve bunu açıklayan nebevî ifadeler kardeşlik ruhunu korumanın ve mü’minlerin arasını bulmak için çalışmanın bir vazife olduğunu vurgulamaktadır:
“Bilhassa günümüzde, çok çeşitli husumet ve kavga sebepleri olduğundan milletin her ferdine “te’lif-i beyn” mesuliyeti de düşmektedir. Te’lif-i beyn; ara bulma, barıştırma, uzlaştırma ve husumeti defetme demektir. İki insan, iki zümre veya iki hizip birbiriyle vuruştuğu zaman, onların haricinde olan kimselere düşen vazife te’lif-i beyndir. İster bir ailede, ister bir kurumda, ister bir toplumda ve isterse de topyekün bir ülkede havanın gerilmesi, başlangıçta tahmin edilemeyecek büyük kayıplara sebebiyet verebilir. Bu itibarla, fertler, zümreler, değişik kesimler, farklı topluluklar ve hatta çeşitli milletler arasında vuku bulan anlaşmazlıkların büyümesine kat’iyen fırsat verilmemeli ve hiç vakit geçirilmeden mutlaka bir uzlaşma yoluna gidilmelidir. Belki bugün, hem özel hem de resmi her müessesede bir te’lif-i beyn birimi olmalı ve bu heyet herkesi çok yakından takip ederek kırgınlıkların, dargınlıkların ve birbirinden uzaklaşmaların önünü almalıdır.” (Mü’minlerin Helâki İftiraktadır!..)
İman ve Kur’an hizmetinde koşturanların bu vifak ve ittifakı gerçekleştiremedikleri takdirde bu kudsi davada bir varlık ortaya koymaları mümkün olmayacaktır. Ayet-i kerime (49/10) mü’minlerin kardeş olduğunu, anlaşamayanların arasını düzeltme vazifesiyle sorumlu olduklarını ve ancak bu şekilde O’nun (cc) merhametini elde edebileceklerini buyurmaktadır. Mü’minler sürekli ve iradi olarak kardeşlik ruhunu güçlendirecek vesileleri yerine getirmeye çalışırken, diğer taraftan da bu ruhu bozacak her şeye karşı da tedbirler almalıdırlar.
Üstelik bu sadece bireyler arasında gerçekleştirilmesi gereken bir hedef değildir. Umum insanlığın kurtuluşu, mutluluğu ve huzuru için milletler, topluluklar ve toplumlar arasındaki çatışma ve anlaşmazlıkların önünün alınması adına da çalışmak ve vesileleri yerine getirmek gerekiyor. Ancak bu şekilde dünya herkes için yaşanan bir yer haline gelecektir. Aksi takdirde ise bütün bir dünyanın yaşayacağı çok büyük kayıpların ve felaketlerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Günümüzde, Hizmet Hareketi’nin değil sadece bireyler bazında, bütün kesimler ve topluluklar bazında gerçekleştirmeye çalıştığı diyalog faaliyetleri bu amaca yöneliktir. Benzer şekilde, dil, din, renk, millet ve ırk farklarına bakılmaksızın bütün insanların değerli olduğunu işleyip nazara vermesi ve buna uygun olarak hem eğitim hem yardım faaliyetleri hem de diğer faaliyetlerinde hiçbir ayrım gözetmeksizin her kesime hitap ediyor olması insanları birbirlerine yakınlaştırıp anlaşmazlıkları azaltmaya hizmet etmektedir.








