Çirkinliklerin yaşanmayan İslam'a fatura edilmesi

Çirkinliklerin yaşanmayan İslam'a fatura edilmesi

Günümüz dünyasında, umumi manada hem gerçek İslâm’ı yaşayan Müslümanlarla bir temsil ortada yok hem de İslâm adına ortaya konan yanlış temsillerden kaynaklı çok çirkinlikler ve yanlışlıklar vardır. 

Mesela, terörle anılan faaliyetler bu çirkinliklerdendir, ama İslâm dünyasında din tam ve doğru bilinmediğinden bunlara karşı gösterilmesi gereken doğru tavır da ortaya konamamaktadır. M. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye bu durum sorulduğunda, günümüz Müslümanlarının bu konulardaki cehaletine vurgu yapmış ve Müslümanca tavrın ne olması gerektiğini geçmiş örnekler üzerinden ifade etmiştir:  

“Günümüzde Müslümanlık bilinmiyor. Müslümanlar çıkıp demeliydiler; 'Hakiki Müslümanlıkta terör yoktur.' Çünkü İslam bir insanın öldürülmesini küfre denk tutuyor. Bir insanı öldüremezsiniz. Savaşırken bile masum insanlara ilişemezsiniz. Bu mevzuda kimse fetva veremez. Kimse intihar komandosu olamaz. Kimse vücuduna bombalar bağlayıp, masum insanların içine giremez. İçine girdiği bu toplum hangi dinden olursa olsun caiz değildir. 

Savaş halinde bile -ki orada dengeler çok korunamaz- buna cevaz verilmemiştir. Çocuklara ilişmeyin, kilisede ibadet edenlere dokunmayın denmiştir. Bir dönemde böyle denmiş de bitmiş değildir. Efendimiz ne demişse onu Hz. Ebu Bekir demiştir, Hz. Ebu Bekir ne demişse Hz. Ömer demiştir, o ne demişse daha sonraki dönemlerde Selahaddin Eyyübi, Alparslan ve Kılıçarslan demiştir. 

Fatih de bunu demiş ve ondan dolayı karmakarışık bir curcunanın yaşandığı Kostantiniye İstanbul olmuştur. Yani ne Rum Ermeni'ye bir şey yapmış, ne Ermeni Rum'a. Ne de Müslümanlar onlara bir şey yapmışlar. İstanbul fethedildikten sonra Patrikhane'de Fatih'in kocaman bir posteri vardı. Zamanında yapmışlar. O zamanki patriği çağırmış, anahtar vermiş. Saygıyla yâd ediyorlar. Bütün fikirlere karşı hep saygılı olmuşlar.” (Bugün İslam Dünyası Diye Bir Dünya Yok)

İşte Müslümanlığı anlamadaki bu eksikliklerden dolayı, İslâm hak hedeflere ulaşmak için batıl vesilelerin kullanılmasına ve devlet dışında bireylerin, grupların, hiziplerin veya organizasyonların savaş başlatmasına izin vermediği halde, maalesef bunların hepsi Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda yaygın olarak yapılmaktadır: 

“Ama günümüzde her şeyin eksikliği gibi bir yönüyle Müslümanlığı anlamada da bir eksiklik vardır. Üzülerek ifade edeyim ki, İslam dünyasında bazı softa hocaların, ham Müslümanların kullanacağı başka silah yoktur. Müslümanlık hak bir dindir, doğru yaşanmalıdır. Ona giderken de batıl vesileler kullanılması katiyyen doğru değildir. Hedef doğru olduğu gibi o hedefe ulaşmak için kullanılacak bütün vasıtaların da doğru olması lazımdır. Bu açıdan adam öldürerek cennete gidilmez. Müslüman, "Ben adam öldüreyim cennete gideyim" diyemez. Adam öldürerek Allah'ın rızası kazanılmaz. Bir Müslüman'ın en önemli hedefleri Allah'ın rızasını kazanmak, Allah'ın yüce adını aleme duyurmaktır…

İslam'ın kuralları bellidir. Savaşı fertler ilan edemezler. Savaşı bir hizip, bir organizasyon ilan edemez. Savaş, devletin ilan edeceği bir şeydir. Devlet başkanı savaş demeden, bir ordu savaş demeden savaşa kalkamazsın. O zaman herkesin kafasına göre bir savaş olur. Alır etrafına üç-beş tane -bağışlayın- çapulcu, onlarla bir savaş cephesi oluşturur ve bir başkası da başkalarını alır. Türkiye'yi düşünün. Sağlam düşünen insanlar vardır. Bunların bile birbirlerine karşı hazmedemedikleri yanları olduğundan dolayı cephe olabilir. Bunlar kalkar derler ki ben de falana karşı savaş ilan ediyorum. 

Hıristiyanlığa karşı müsamaha ile bakan bir insan için biri kalkar "Hıristiyanlığa yardım ediyor, Müslümanlığı zaafa uğratıyor. Buna karşı savaş ilan edilmeli ve bu öldürülmeli." der, o da bir savaş ilan eder. Devlet savaş ilan etmeyince gidilmez. Bu öyle çok kolay değildir. Bunu başkası da yapsa, benim en çok sevdiğim ilim adamları da yapsa doğru değildir. Çünkü İslam'ın ruhuna aykırıdır. İslam'da sulh ve savaş kuralları belirlenmiştir.” (Bugün İslam Dünyası Diye Bir Dünya Yok

Hasılı, İslâm gerçek anlamda temsil edilmediğinden, dışarıdan bakanlara bu yanlış gösterilen İslâm hiçbir şey ifade etmediği gibi bir şey de vaat etmemektedir:

“Günümüzün dünyasında Müslümanlığın özünü görmek zor, her yanda şekil, suret ve söz hakimdir… Müslümanca yaşamanın büyük ölçüde özü sıyrılıp gitti, sadece aramızda mevcut olan sözü kaldı; manası muhtevası bir yerde unutuldu; bizimle beraber takılıp arkamızdan gölgemiz gibi yürüyen sadece şekli ve sureti kaldı. Böyle derken, umum İslam toplumunu nazara alıyoruz; buradakileri tecrîme, ayıplamaya ve tahkire matuf söylemiyoruz. “Biz” derken koskocaman bir heyetten bahsediyoruz…

Çok tekerrür eden bir mülahazamız var: Ezkaza sizler bir kilise ya da bir havra haziresinde neşet etseydiniz (dünyaya gelseydiniz), sonra da bir rasathaneden veya çok uzakları gösteren bir dürbünle âlem-i İslam dediğimiz şu mezar-ı müteharrik bedbahtların diyarını seyretseydiniz, Müslümanlığı tercih, takdir, tebcil adına içinizde bir duygu uyanır mıydı? İnsaflarınıza sorulan bir sorudur bu!..

(…) Siz olsaydınız; bir kilisede, bir havra çevresinde ya da Budizm, Şintoizm gibi farklı bir tarz-ı telakki içinde neşet etmiş bulunsaydınız, sonra iç âlemi itibarıyla bu dünyanın anatomisini size gösterselerdi; İslam dünyasını, şu birbirini yiyen, haram helal bilmeyen, adalet ve hukuk tanımayan, gücü ve kuvveti elde ettiği zaman zehirlenen, her türlü mesâvîyi (kötülüğü) irtikap eden (yapan) insanların dünyasını, anatomisini tam görerek, temaşa etseydiniz -insaflarınıza soruyorum- bu istikamette, böyle bir tercihte bulunur muydunuz?” (Sözde Değil Özde Müslümanlık)

Müslümanlar İslâm’ı hakkıyla temsil etmediklerinden dolayı, insanlığa bir katkı sağlamamakta, dolayısıyla bütün dünyanın batıl düşüncelerden kurtulmasına da yardım edememekte ve insanlığın çok ihtiyaç duyduğu, dertlerine çözümler sunabilecek bir alternatif olamamaktadırlar: 

“Dünyanın bir kısım batıl düşünceler içinde bata-çıka yürümesine sebebiyet veren İslam dünyasındaki hal fakirliği, temsil fakirliği, meseleyi özüyle kavrayamama fakirliğidir. İnsanlar hâle ve temsile bakarlar. Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) bütün güzel sıfatları, amelleri, ahlakı derindir. Yerde durup gökler ötesi âlemle irtibatı, mesaj alması ve sizlere mesaj sunması -ki buna irsal ve tebliğ denir- derinlerden derindir. 

Fakat zannediyorum, O’nun temsilini (yaşayarak göstermesini) tebliğinin (anlatmasının) yanına koysanız, o temsili kendi anatomisiyle tahlil (analiz) etseniz, o zaman diyeceksiniz ki, “tebliğden daha derin bu!” Neyi söylemişse, ölesiye onu yaşamıştır… Senelerce O’nu bu istikamet içinde gören insanlar “Yahu bu meselenin içinde binde bir taklit olsaydı, herhalde bir inhiraf (sapma) görürdük… Onun için gözlerindeki o aba u ecdadı (atalarını) taklidin, o gururun, o inhiraf bakışının perdeleri yırtılınca, Nasr Sûresi’nde ifade buyurulduğu gibi, İslamiyet’e fevc fevc (gruplar halinde) dehalet etmişlerdir…

Hal ve temsil gönüllere öyle bir aksediyordu ki “Vallahi bu adamın çehresinde de, tavırlarında da, davranışlarında da yalan yok!” dedirtiyordu. Gönülleri fetheden, imrenme duygusunu harekete geçiren işte bu hal ve keyfiyetti. Bizim yitirdiğimiz de işte budur.

Onun için Türkiye’ye dıştan bakan insanların Müslümanlığı seçmesi düşünülemez. Zannediyorum, koca devleti senelerce idare eden insanların gayret ve sa’yleriyle (çalışmalarıyla) -devlet imkânlarını da kullandıkları halde- onlara bakan yüz tane insan Müslüman olmamıştır. Fakat adanmışlık ve vakıflık mülahazasıyla, işin esasını, sahabe yolunu, peygamber yolunu şöyle böyle, yarım yamalak taklit eden insanlar sayesinde pek çokları hakikate uyanmışlardır…

Adanmışların yolu, misyonerlik, zorlama ve propaganda yapma değil; onlar hal şivesi ve temsil dilini kullanıyorlar. Hal, durum ve keyfiyetin şuaları ve tecellileri karşısında muhatapların nefsaniyet, hayvaniyet ve garize-i beşeriyeleri pes ediyor; insanlar bütün kendi değerlerini bir tarafa atıyor ve “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve rasûluhu” diyorlar.” (Sözde Değil Özde Müslümanlık)

Devlet imkânlarını seferber edenler ortaya varlık adına bir koyamadıkları halde bir sürü imkânsızlık içerisinde hizmet eden adanmışlara ise, Allah (CC) insanların kalp kapılarını açmaktadır:

“Peygamber yolunda, özellikle ashab-ı kiram ve tabiîn-i izam tarafından hal ve temsil asliyet planında ve çok mükemmel şekilde cereyan etmişti. Bugün o mefkûre muhacirleri tarafından zılliyet (gölge) planında, nisbî olarak ortaya konuyor; Müslümanlığın yarısı mı yaşanıyor, çeyreği mi yaşanıyor ama bir adanmışlık ruhu ve bir istikamet var. Onlar durdukları gibi duruyorlar; Allah (celle celaluhu) da devletlerin yapamadığı işi o bir avuç insana yaptırıyor. Hem de neye rağmen? Sizin arkadaşlarınızın açtığı o müesseseleri kapama adına ilan-ı harb (savaş ilanı) etmiş ve seferberlik yapmış gibi, senelerden beri değişik kimselere tesir edip bütün yabancı misyon şeflerini bu işin üzerine sürmelerine rağmen!..” (Sözde Değil Özde Müslümanlık)


YAZARIN SON YAZILARI