Hala Hissiyat mektebini bitiremediler

Safvet Senih

Safvet Senih

21 Ara 2023 11:32
  • Üstad Bediüzzaman Hazretleri  1911’de yazıp bastırdığı “Muhakemat”  isimli “Ulema Reçetesi” dediği eserinin ilk bölümünün Sekizinci Mukaddimesi”nde  “İşte bu bölümün mevzuu, geçmişin nesilleri ile geleceğin nesillerini mukayese ve muvazene etmektir. Hem de yüksek Mekteplerde  elif-bâ’dan başlanmaz. Okunan ilmin mâhiyeti bir olsa da ders verme şekli başkadır. (Elbette ilk okulda okunan coğrafya ile Fakültede okunan coğrafya dersi bir değildir.)  Evet mâzi denilen HİSSİYAT  Mektebi ile, istikbâl denilen FİKİRLER  Fakültesinde okunan coğrafya dersi bir değildir.
    “Malumdur ki; insanda, çoğu kere onu yönlendiren ya akıl veya  gözdür. Diğer bir tabirle ya fikirdir veya hislerdir. Veyahut ya haktır veya kuvvettir. Yahut da hikmet veya hükümettir. Veya hatta ya kalbî meyillerdir veya aklî temayüllerdir. En nihayet ya nefsî  ve nefsânî heva ve hevesler veya hüdâ ve hidayet düsturlardır.
    “Geçmiş ve gelecek arasındaki işte bu farklılık sebebiyle mâzi nesillerinin bir derece sâfî olan ahlâkları ve hâlis olan hissiyatları, hâkimiyeti elde ederek aydınlanmamış olan fikir ve düşüncelerine yön verip istihdam ettikleri için sen ben kavgaları ve ihtilâflar meydan aldı. (…)
    “Daha önce mâzi derelerinde, hükmü geçen garaz, husumet ve başkalarından üstün olma meylini doğuran hissiyat, meyiller ve kuvvet idi. İşte bu sebeplerden dolayı o zamanın insanlarını irşat etmek için, iknâ edici konuşmalar yetiyordu. Zira onların duygularını okşayıp meyillerini tesir altına alacağı için iddia edilen davayı söyleyip tezyin ederek şaşalandırmak veyahut korkunç göstermek, yahut edebiyat ve belâğatın gücüne dayanıp hayale karşı sevimli hâle getirmek, delilin yerini tutardı. Fakat bizi onlara kıyas etmek bir ric’at  ve gerileme hareketiyle bizi o geçmiş zamanın köşelerine sokmak demektir. Her bir zamanın bir hükmü vardır. Biz delil isteriz, savunulan dâvayı hiç delil getirmeden öyle süsleyip püslemeler bizim zihnimizi doyurmaz, böyle şeylere kanarak aldanacak değiliz. (…)
    “Mâzi ülkesinde ekseriyetle hükmü geçen: Kuvvet, hevâ, tabiat, meyiller   ve hissiyat olduğundan, kötülüklerden birisi, her bir şeyde, kısmen bile olsa, istibdat ve tahakkümün olması idi… Hem de başkasının mesleğine olan düşmanlığa,  kendi mesleğini tutmak ve ona muhabbet beslemekten daha çok önem verilmesi idi. Hem de bir şahsa düşmanlık, başkasına muhabbet şeklinde tezâhür ederdi. Hem de hakikatin keşfine engel olan,  taraf tutma ve taassup duygularının işlere müdahaleleri idi. Netice itibariyle meyiller başka başka olduğu için tarafdarlık hissi, her şeye parmak vurarak ihtilaf doğurup ihtilallerin çıkarılmasına sebep olduğundan, hakikat kaçıp gizlenirdi.
    “Hem de hissiyatın istibdadının kötülüklerindendir ki: Meslekler ve mezhepleri ayakta tutan dinamik, çoğu kere taassup veya başkalarını dalâlette göstermek veyahut safsata idi. Halbuki, hem taassup hem başkalarını dalâlette göstermek hem de safsata, bu üçü de İslâmiyet nazarında kötülenmiştir. İslâmî kardeşliğe, insanlık münasebetlerine ve fıtrî yardımlaşmaya aykırıdır. (…)
    Aynı şekilde görüyoruz ki: Fennin himmet ve gayretiyle, şimdi kısmen, inşaallah  gelecekte tamamen hâkim olacak olan; kuvvete bedel, hak; safsataya bedel delil ve burhan; tabiat ve huya bedel akıl; hevâ ve hevese bedel  hidayet; taassuba bedel metânet; garazkârlığa bedel hamiyet yani vatan, millet ve mukaddesat muhabbeti; nefsânî meyillere bedel aklî temâyüller ve hissiyata bedel fikir ve düşünceler olacaktır; nitekim Hicrî ilk asır, ikinci ve üçüncü asırlarda olduğu gibi. Beşinci asra kadar da kısmen tahakkuk ettiği gibi…  Ama  Hicri beşinci asırdan şimdiye kadar kuvvet hakkı mağlup etti.”
    Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu gerçekleri 1911’de yazıp kitaplaştırdı. 112  sene geçtiği halde bizler henüz nazardan akıla, histen fikire, kuvvetten hakka, hükmetmekten, hikmete, kalbî meyillerden aklî temayüllere, nefsî-nefsanî hevâ ve hevesten, hüdâ ve hidayete geçip yükselmedik.
    İnsanımızın seviyesi bu olunca, sinsi niyetliler onları kolayca kandırıp peşlerinden sürükleyebiliyorlar. “Elcihad bi’l-çene,”  yani bütün kabiliyet ve becerilerini çenelerine verenler, sözlerin tılsım ve câzibesiyle insanları kandıranlar, gözlerini boyayıp peşlerine takanlar algı operasyonları ile, her türlü yalana inandırabiliyorlar. Böylece istemedikleri insanları, kötülüklerine engel olacakları itibarsızlaştırıp, zombileştirdiklerinin nazarında şeytanlaştırarak, her türlü zulmü, kötülüğü hatta öldürmeye varıncaya kadar her türlü cinayeti rahatça işleyebiliyorlar.

    21 Ara 2023 11:32
    YAZARIN SON YAZILARI