İlk diyalog görüşmeleri 1

İlk diyalog görüşmeleri 1

          Gazeteciler ve Yazarlar Vakfından bir grup arkadaşla diyaloglar yapmak için  gazeteleri ziyarete başladık. Sabah gazetesinden Güngör Mengi’yi (07-06-1995)  ziyaret ettik. Vakfımızın bu faaliyetini takdir etti. Kendisinin orta-lise yıllarında, komşuları bulunan, yaşlı dindar ve nuranî bir hanımın duasını aldığını, âdeta onu manevî bir sığınak gibi bulduğunu hatta ellerinde çıkan siğiller, siğilceler için incir yaprağını, okuyup siğilcelere sürdüğünü, sonra da bir türlü geçmeyen siğile benzer  ârızaların geçtiğini anlattı. Bu güzel hatıralara hep aklımızda. Şimdi bizim çocuklar, dindarlardan korkuyorlar. Sebebi ise, bazı İslam temsilcilerinin o yumuşak ve tatlı havayı verememesidir.” dedi. Buradan başta Radikallar olmak üzere bazı din bilgisi öğretmenlerinin  tutumlarına gönderme yapıyordu.

          Vakfımız için bize neler tavsiye edebileceğini sorduğumuzda, şöyle dedi: “Cenevre’de bir Vakıf var. Bu Vakıf, dünya çapında tanınmış ilim, sanat adamlarından eser verebilecekleri tesbit ediyorlar. Onlara, ‘İki sene sonra sizi davet edeceğiz. En lüks bir otelde kalacaksınız. Bilgisayar ağlarından tutun da herşey hazır. Eşinizle bir ay kalacaksınız. Yalnız akşam yemeğini beraber yiyeceğiz’ diyorlar. İkinci bir teklif ancak on sene sonra yapılıyor. Bu sene Nilüfer Göle eşiyle davetli…

          Akşam yemeği tam bir sohbet ortamı. Her dalda ilim adamı çeşitli mevzularda görüşlerini bildiriyorlar. Ufukları açılıp gelişiyor. Âdeta o kimseler sağılıyor ve onların yazdıkları kitapların ve meydana getirdikleri eserlerin telif hakkını yine yazar ve çizerlerine veriyorlar. Böylece hem vakıf sahiplerinin hem de davet edilenlerin görüş ve anlayış ufukları gelişiyor. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı böyle şeyler yapabilir. Bu mesele hep devam ettiğine göre, bu toplantılar da şimdi gerçekleştirilmelidir.

          Aynı gün Hasan Cemal’e uğradık. O da gazetelerin haber vermekteki abartı ve yanlışlardan söz etti. Bazı isimleri bile söyledi. Amerika’da yayın ilkeleri üzerine neşredilen dergilerden söz etti. Kendisi abone imiş. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının da üç ayda bir böyle bir dergi çıkarmasını teklif etti. “Ben de yazarım.’ dedi. Üst seviyede bir araya gelmelerden –görüşmelerden ve bunların faydalı olacağından söz etti.

          Sonra Salih Memecan’a  uğradık. Mütevâzi  ve  mahçup tabiatlı birisi… Yedi sene Amerika’da mimarlık üzerine doktora çalışması yapmış. Amerika’da bulunduğu sürede çeşitli gazetelerde  karikatürler çizmiş. Onları bize gösterdi. Altı yaşındaki Zeynep’in çizdiği resimleri odasının duvarına asmış… Oldukça kabiliyetli görünüyor. Kendisine 1988’lerde çizdiği bir karikatürünü hatırlattım. Baş örtüsü ile ilgili hücumların arttığı bir zamanda siz üç kareli bir karikatür çizmiştiniz. “Şeriat geliyor!..” diye bağırıp çağıranlar vardı… Sonraki karelerde 5-6 yaşında başı örtülü minik bir kızcağız çıka geliyor. Onu görünce öbür karede ise, “Ama işte geldi!.. Geldi!..” diye zangır zangır titriyorlardı. Bu karikatür bizim çok hoşumuza gitmişti. Herkese de göstermiştik… Memecan dedi ki: “O zaman bana o kadar çok baskı geldi ki, söylesem şaşırırsınız!  C.C. bile ‘Nasıl böyle bir şey çizebilirsin?” dedi. Halbuki Amerika’da herkes dilediği gibi inancına,  anlayışına ve giyimine göre dolaşır ve kimse de bir şey demez. Ben belki onları bildiğim için Türkiye’deki mânasız baş örtüsü düşmanlığını daha iyi anladım. Bu anlayış çizgilerime yansıdı.”

          Memecan son gelişen olaylar için, “Bazı ters şeyler oluyor ama bence bunların iyi tarafları da var. Gerek Alevîlik, gerekse Kürt meselesinde bilmediklerimizi öğrendik. Onlara karşı onların hassas oldukları konularda dikkatli olmayı da öğreniyoruz. Yoksa bastırıla bastırıla kangren olmuş meselelerden hiç haberimiz olmayacaktı. Onun için de bilmeyerek yaptığımız yanlışlıklar devam edecekti.” dedi. Siyasiler için şöyle değerlendirme yaptı: “Özal gelir, bizimle ilgilenirdi. Ne Demirel, ne Çiller öyle değil. Özal, ‘Bilgisayarla nasıl karikatür yapılır? Bilgisayarın özellikleri nedir?’ der, birer birer sorardı. Kendisi de anlardı. Bir sefer geldi, ‘Şimdi karşına oturacağım. Bir de bana baka baka çiz bakalım’ dedi.” dedi. 

YAZARIN SON YAZILARI

İlk diyalog görüşmeleri 1