Mahzun bir kalbin ağlamasıyla

Safvet Senih

Safvet Senih

11 Oca 2024 12:05
  • Mahzun Peygamber (S.A.S.) doğduğu günden itibaren “Ümmetî!  Ümmetî!”  diye inlemeye başlamıştı. 
    Çağın sözcüsü yani başkasının günahına ağlayan adam, zulmen atıldığı hapisanenin penceresinden karşısındaki lisenin gaflet içinde girdaba sürüklenen öğrencilerinin 40-50  sene sonraki hallerini keşf-i sahihle müşâhede edince gözleri pınara dönüyor…
    “Ağlayan” demek daha uygun olan  l-i Beyt yiğidi de kendi derdini koyar da başkalarının dertleriyle ağlar gezer…
    Mahzun Nebî (S.A.S.)  Kur’an’ın hüzünle nâzil olduğunu hüzünle tilavet edilmesini arzu eder. Hüzünle ihtizaza gelen gönüllerin dudaklarından  dökülen Kur’an nağmelerinin bir rezonansla beyinleri ve vicdanları titreteceği alarm ifadelerle uyanışa vesile olacağı kesinlikle ümit edilir…
    “Hüzün” bölümünde M. Fethullah Gülen Hocefendi diyor ki: “Cenab-ı Hak, kılığa, kıyafete, şekle değil; kalblere, kalbler içinde de mahzun, mükedder ve kırık kalblere nazar buyurur, onları maiyetiyle şereflendirir ki, ‘Ben kalbi kırıklarla beraberim’ sözü de bu mânâyı ihtar etmektedir.
    “Süfyan b. Uyeyne:  ‘Allah bazen, mahzun bir kalbin ağlamasıyla bütün bir ümmete merhamet buyurur.” der. Zira hüzün, her zaman kalbin samimiyet yanlarında göğerir ve insanı Allah’a yaklaştıran davranışlar arasında, hüzün kadar fahre, riyaya, sum’aya kapalı bir başka davranış yok gibidir.
    “Her şeyin bir zekatı vardır ve zekât, zekâtı verilen şeyin yabancı nesnelerden arındırılmasıdır. Hüzün de beyin ve vicdanın zekâtıdır ve bu iki duygunun saflaşmasında, saflaştıktan sonra da  dupduru kalmasında hüznün tesiri çok büyüktür.”
    “Yakup Aleyhisselam, Yusufla arasındaki uzaklığı, HÜZÜNDEN  KANATLAR  ile aştı ve gidip bir tatlı rüyanın yorumlanması iklimine ulaştı. Bu itibarladır ki, hüzünle sızlayan bir yüreğin iniltileri, âbidlerin evrâd ü ezkârlarına, zâhidlerin takvâ ü vera’larına denk tutulmuştur.
    “Günah ve ma’siyet dışı, dünyevî huzursuzluklardan dolayı yaşanan tasanın günahlara keffaret olacağını Hz. Sâdık u Masdûk söylüyor… Hele bu ukbâ boyutlu ve Allah hesabına olursa!  
    “Hüzün vardır, ibadet ve taatteki eksiklik mülâhazasından ve ubudiyet vazifesindeki kusur endişesinden kaynaklanır ve bu bir  AVAM  HÜZÜNÜ’dür. 
    “Hüzün vardır, kalbin mâsivâya (Allah’tan başka her şey )  meyil ve muhabbetinden ve duyguların teveccühteki teklemelerinden kaynaklanır. Bu da bir HAVAS  HÜZNÜDÜR. 
    “Hüzün de vardır ki, mahzunun  bir ayağı N SUT  âleminde, diğer ayağı da L HUT âleminde, kalbin kadirşinaslığı ile her iki  LEME  karşı, muvâzene ve temkine riâyet etmeye çalışır; çalışırken de her an muvâzeneyi bozdum veya bozacağım endişesiyle ürperir ve sürekli hüzün ile inler ki,  bu d ASFİYA’nın HÜZNÜDÜR.
    “İlk nebî, hem insanlığın babası, hem peygamberliğin babası, hem de HÜZNÜN  BABASI idi. O, hayata uyanırken aynı zamanda HÜZNE  de gözlerini açıyordu. Peygamberlik ölçüsündeki temkin ve azmindeki zaafın HÜZNÜNE, yitirilmiş cennetin hüznüne, kaybedilmiş visâl ve maruz kalınmış firak hüznüne...  o, bütün bir ömür boyu bu hüzünler ağında inleyip durdu…
    “Hz. Nuh, Peygamberliğiyle kendini bir HÜZÜN  CENDERESİNDE  buldu. Onun sinesinde köpüren HÜZÜN dalgaları, âdeta okyanuslarınkine denkti..  ve bir gün geldi ki onun hüzün kaynağı, okyanusları dağların zirvelerine kadar köpürttü ve yeryüzünü kapkaranlık bir TASA  sardı. Derken o da bir TUFAN PEYGAMBERİ  oldu.
    “Hz. İbrahim, âdeta, HÜZNE  göre programlanmıştı. Nemrutlarla yaka-paça olma hüznü, ateş koridorlarında dolaşma hüznü, eşini ve çocuğunu ıpızsız bir vâdiye bırakma hüznü çocuğunu boğazlamaya memur edilme hüznü..   ve daha bir sürü melekût boyutlu, akılla çatışmalı hüzün silsilesi…
    “Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriyyâ, Hz. Yahya, Hz. Mesih hemen hepsi de hayatı âdeta bir hüzün yumağı olarak tanıdı, duydu ve yaşadılar. Ve hele en byük Nebi, HÜZÜN  PEYGAMBERİ  ve arkasındakiler…”
    (Kalbin Zümrüt Tepeleri)
    Bu HİZMETİN  YUSUFLARI  da zoraki bir hüzün ile, trajik acı ve elemli cenderelerden geçerek pek çok hadiseyi canlı olarak yaşadılar. Zindanlar, Meriçler ve işkenceler onları pişiren geliştiren hüzünleri yaşattılar. Böylece, Peygamberler silsilesinin ve kâfilesinin ihlaslı fertleri olduklarını fiilen görmüş ve göstermiş oldular.  “Tûba lil-ğuraba!..”  müjdesini hak etmiş talihliler olduklarını düşünüyor, ümit ediyor ve inşaallah hayatlarının sonuna kadar bu konumu korumalarını diliyoruz. 

    11 Oca 2024 12:05
    YAZARIN SON YAZILARI