Kürtaj tartışmalarında gözden kaçan nokta

Bir haftadan beri, bir kürtaj tartışmasıdır aldı başını gidiyor. Meseleye “özgürlük” noktasından yaklaşanlar, kadının bu konuda hür olması gerektiğini, iradesine engel olunmamasının doğru olduğunu savunurken; diğer kesim de, özgürlüğün sınırsız olmadığını, canı ancak verenin alabileceğini, bu nedenle kürtajın cinayet olduğunu savunuyorlar. Bu konuda göz ardı edilen nokta ise; birçok konuda olduğu gibi bu mevzuda da yine problemin kendine odaklanıp, arka planını gözden kaçırmamız. Yani, millet olarak, bir probleme o kadar çok odaklanıyoruz ki o problemi ortaya çıkaran asıl gerçeği ihmal ediyoruz. Böyle olunca da sağlıklı bir tartışma yapamadığımız gibi doğru sonuçlara da ulaşamıyoruz. Oysa bu konuda, kürtajı tartıştığımız kadar, ona yol açan nedenleri de göz önünde bulundurursak daha sağlıklı neticelere ulaşacağımızı düşünmekteyim. Kürtaj, aslında toplumsal bir hastalığın yansıması. Bu hastalık ister, nefsinin zebunu olmuş bir erkeğin, izni olmadan bir kadına tecavüzü, ister nikâhsız olarak iki cinsin beraber olması, isterse de yeterli korunmayı sağlamadan bir araya gelen çiftlerin geçmişe kader olarak bakamayıp, kendilerine ikram edilen meyveyi reddetmeleri… burada problem kürtajda olmaktan daha çok; ona neden olan arka planda. İNSAN VE TOPLUM ARASINDAKİ BENZERLİK VE FARK İnsan vücudu kusursuz bir makine. Bu makinenin işlemesi için insan iradesine düşen binde bir. Yaratılıştan gelen mükemmel bir düzen, insanın cüz’i katkısıyla devam edip gidiyor. Örneğin; insanı ruhla var edip, üzerine beden gibi bir elbiseyi giydiren, kalp gibi maddi-manevi benzersiz bir hayat kaynağını var edip, onun vasıtasıyla kanı saç tellerinden parmak uçlarına kadar bir ömür boyu pompalattıran, beyin gibi harikulade bir kumanda merkezini yaratıp üzerine bir de akıl ve irade gibi, insanı nev-i şahsına münhasır kılan nimetleri yaratan zat, Allah’ü Teala (c.c.). İnsanın, ayakta kalabilmesi için kendi vücudunu idare etmesi gerekmiyor; sadece, yapması gereken yeme-içme v.b. küçük işleri yerine getirmesi gerekiyor. Büyük bir insan olarak tasavvur edebileceğimiz cemiyetin ayakta kalması ise; neredeyse tamamen insan iradesine bağlı. Yani cemiyetin bir hücresi olan her bir insan, toplumun yaşaması için üzerine düşenleri yaptığı oranda toplum ayakta durup, hayatiyetini devam ettirebiliyor. Bu konuda da insanı var eden Zat (c.c.) onun imdadına yetişiyor. Sağlıklı bir toplum için ne yapılıp ne yapılmaması gerektiğini gönderdiği onlarca elçi vasıtasıyla insanlara bildiriyor. İşte “nikah müessesesi” çok önemli olan bu, olmazsa olmaz kurallardan bir tanesi. Nikah, sağlıklı bir toplumun en temel yapı taşı. Sağlık Bakanı’nın açıkladığı rakamlara göre kürtaj hadisesi her geçen yıl artıyor. Doğum kontrol bilincindeki artışa rağmen, kürtaj hadisesindeki tırmanışı açıklamanın tek bir yolu kalıyor: Nikâhsız, gayr-i meşru birliktelikler. CİNAYETİ CİNAYETLE ÖRTMENİN ADI İşte bu noktada asıl sorulması gereken soru şu: Kürtaja yol açan asıl cinayet nedir? Bu sorunun cevabı: Sağlıklı bir toplumun temel kuralı olan nikah müessesesini ortadan kaldırmak, onu gereksiz, hâşâ, çağdışı bir uygulama olarak görmektir. Nikah gibi kutsal bir değeri aşındırdıktan sonra, meşru gibi görünen gayr-i meşru beraberlikler neticesinde meydana gelen canı ortadan kaldırmak ise, cinayeti cinayetle örtmeye çalışmak gibi, talihsiz bir hadisedir. Bu konudaki rahatlığın bir nedeni de, günümüz modern insanının kendini her şeyi yapmaya muktedir addetmesidir. Teknoloji ve tıbbın adeta azdırdığı modern insanlık, haşa, yer yer kendine yaratıcılık gibi, sadece Allah’a mahsus bir sıfat yakıştırmaktadır. Bu da emanet kavramında sarsılmalara sebep olduğu için, kürtajda bir beis görülmemektedir. Oysa, şaşmaz ve şaşırtmaz kılavuz, Yüce Kitabımız ne güzel buyurmakta: “Hem kibirli kibirli yürüme! Zira ne kadar kibirlenirsen kibirlen, ne yeri yarabilirsin, ne de dağların boyuna erişebilirsin! Böylesi davranışların hepsi kötü olup, Rabbinin nazarında hoş görülmeyen şeylerdir” (Nisa, 37-38). Taha ÜNAL/Din Sosyolojisi uzmanı [email protected]

YAZARIN SON YAZILARI