"Bu satırları polis kuşatması altında yazıyorum"

Okuma Süresi 3 dkYayınlanma Cumartesi, Mart 12 2016
Zaman Gazetesi'nin usta kalemlerinden Ali Çolak, kayyım esareti yaşayan gazete binasıyla ilgili öyle bir yazı kaleme aldı ki okuyanlara duygu dolu anlar yaşattı.
"Bu satırları polis kuşatması altında yazıyorum"

Gazete binasının polis kuşatması altında olduğunu belirten Çolak, sosyal paylaşım sitesi Facebook hesabında paylaştığı yazısında, "Şimdi bu satırları, günlerdir polis kuşatması altındaki binamızda, adlarını, görevlerini, kim olduklarını bilmediğimiz onlarca garip insanın dolaştığı, bizimse her seferinde kimlik göstererek ve adlarımızı kaydettirerek girebildiğimiz binamızda yazıyorum." ifadelerini kullandı.

Zaman yazarı Ali Çolak'ın kaleme aldığı "Dedemin sivrilttiği kalem" başlıklı yazının tamamı:

Gayet iyi hatırlıyorum. 27 yıl önce, yine böyle bir bahardı. Apaydınlık, ılık, şerbetli bir ikindi sonrası beş arkadaş, İzmir’de İkiçeşmelik Parkı’nda buluşmuş, mürekkebinin buğusu tüten edebiyat dergimizin çıkışını kutluyorduk. Gevrek, gazoz çekirdek filan almış olmalıyız… Aşağılara, Konak meydanına, Körfez’e ve Karşıyaka kıyılarına bakıyor, baharın rayihasıyla köpüren içimizin heyecanını dizeler mırıldanarak; geleceğe, upuzun geleceğe dair sonsuz hayallere dalıp giderek çoğaltıyorduk. Yeryüzünde bir cennet varsa, o ikindi saatinde, orada kurulmuş olmalıydı.

Üniversiteyi bitirmiş, 50 lira aylıkla bir şirkette çalışıyordum. Diğer dört arkadaşım fakülte son sınıftaydılar. Biricik hülyamıza, dergimize kavuşmuştuk. Dergiye ait her şey, bütün mal varlığımız yanımızda, bir Bond çantanın içerisindeydi! Harçlıklarımızdan, arkadaşlarımızdan topladığımız bağışlardan, daha dergi çıkmadan yaptığımız abonelerden toplanan parayla çıkardığımız Kırkikindi’nin birinci sayısını matbaadan almıştık. Ayaklarımız yerden kesikti, bulutların üzerinde geziyorduk. Dünyanın en güçlü, en yetenekli, en cesur, en zengin adamlarıydık o gün orada. Öyle hissediyorduk kendimizi. Bankların üzerinde dergiyi elden ele dolaştırıyor, defalarca evirip çeviriyor, okşuyor ve onun bizim eserimiz olduğuna inanmakta hâlâ güçlük çekiyorduk. Mutluyduk ve bunu bütün İzmir, hatta bütün dünya duysun istiyorduk.
O gün orada neler konuştuk, çoğunu hatırlamıyorum. Unutamadığı

Bu haberler de ilginizi çekebilir