Mülteci bir ailenin kurban kesmesi gerekir mi?

Ali Demirel

Ali Demirel

31 Tem 2020 10:18
  • Soru: “Hocam malum süreçten dolayı Avrupa’da bir ülkeye iltica ettik. Devletin sağladığı yardımlarla geçinmeye çalışıyoruz. Bu durumda bize kurban düşer mi?” (Halil K.)

    Aslında daha önce böyle bir soruya cevap vermiştik. Ancak ehemmiyetine binaen tekrar cevap vermekte fayda var. 

    İsterseniz öncelikle kurban kimlere vacip onu bi tekrar hatırlayalım. 

    Kurban, akıl sağlığı yerinde, buluğa ermiş (ergen olmuş), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan her müslümanın yerine getirmesi gerekli malî bir ibadettir. 

    Peki dinen zengin sayılacak mal varlığının ölçüsü nedir?

    Klasik fıkıh kitaplarımızda bu ölçü, temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka yaklaşık 85 gr. altın veya değerinde paraya sahip olma şeklinde verilir.

    Dolayısıyla 85 gr. altın veya mukabili paranız varsa kurban kesmeniz gerekir. Sorudan anlaşıldığına göre kenarda bu şekilde birikmiş bir paranız yok. O yüzden kurban kesmeniz üzerine vacip değildir.

    Meselenin fıkhî boyutu bu şekildedir. 

    Gelelim meselenin diğer boyutuna. Burada şöyle bir soru soralım müsaadenizle. Soruda bahsedildiği şekilde geçimini sağlayan bir kardeşimiz her ne kadar fıkhî yönden kendisine vacip olmasa bile isterse kurban parasını biriktirebilir mi?

    Bir hisse bedeli ülkeden ülkeye değişse bile yaklaşık 100 ile 150 dolar/euro civarı. Devlet yardımlarıyla hayata tutunmaya çalışan bir kardeşimiz istediği takdirde tasarruf yaparak bu rakamı kenara koyabilir mi?

    Bu soruyu lütfen kendimize soralım. Eğer kişi, “Ben şu yaşıma kadar kurban ibadetimi her daim yerine getirdim. Bu rakamı da yıl boyunca biriktirebilirim. Beni yormaz. Dolayısıyla kurban ibadetinden kendimi mahrum etmek istemiyorum.” diyorsa elbette kurban kesebilir. Daha doğrusu kesmelidir.

    Neden?

    İsterseniz öncelikle Kur’an-ı Kerim’e bakalım. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de çeşitli vesilelerle pek çok ayette kurban ibadetinden bahsediyor. Özellikle Saffat, Hac, En’am, Maide, Bakara, Fetih ve Kevser surelerinde, doğrudan doğruya dini terim anlamındaki kurbanı, yani kurban ibadetini konu eden ayetler yer alıyor.

    Mesela En’am suresinin 162. ayetinde “De ki, şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” buyrularak kurban ibadetinin, ibadetlerin en güzeli namazla, insanın en önemli sermayesi hayatla ve insanın dünyadan terhisi manasında ölümle birlikte ifade edilmesi çok anlamlıdır.

    Peygamberimiz Efendimiz (s.a.s.) de hadis-i şeriflerinde, “İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!” (İbn Mâce, Edâhî, 2). “Her hane halkının senede bir kere kurban kesmesi gerekir.” (Tirmizi, Edahî, 18) buyurarak kurban ehemmiyeti üzerinde duruyor.

    Peki Allah Resulü nisap miktarı mala sahip miydi?

    Evet bu çok önemli bir soru. Efendimiz’in (s.a.s.) hayatına baktığımızda ganimet, ve kullanımına vakfedilen arazilerden dolayı eline belli zamanlarda nisap miktarı maldan fazlası geçmiş olsa bile bunları bekletmeyip hemen ihtiyaç sahiplerine dağıttığı için hiçbir zaman fıkhın bize verdiği ölçüler ışığında zengin olmamıştır.

    Ancak buna rağmen Efendimiz’in kurbanın meşru kılındığı hicretin ikinci yılından vefatına kadar hiç aksatmadan hayatı boyunca her sene kurban kestiğini biliyoruz. (Tirmizi, Edâhî,11) 

    Hatta kaynaklarımıza baktığımızda Allah Resulü’nün ümmetinden kurban kesemeyenler adına da kurban kestiğini görüyoruz. (Tirmizi, Edahi 10; Taberanî, Mucemu’l-Kebir, 3/182; Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, 4/23) Dolayısıyla biz de yaşadığımız şu zorlu süreçte özellikle kaybettiğimiz arkadaşlarımız için de birer kurban kesebiliriz. 

    Efendimiz’in kurbana verdiği ehemmiyetle bununla da kalmıyor. O (s.a.s), damadı Hz. Ali’ye vefat ettikten sonra da kendisi için kurban kesmesini vasiyet ediyor. Bu vasiyet üzerine Hz. Ali (r.a.), her sene kurbanda birisi Peygamber Efendimiz için olmak üzere iki tane koç kesiyor. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda, “Allah Resulü bana yaşadığım müddetçe kendisine kurban kesmemi vasiyet etti. Asla bunu terk etmem.” buyuruyor. (Ebu Davud, Edahî, 1)

    Evet, yazı uzadı belki. Son söz olarak şunu söyleyebiliriz. Fıkhî yönden kendisine kurban vacip olmayan kardeşlerimiz yukarıdaki veriler ışığında vicdanın sesini dinlemeli, “Ben fedakârlık yapıp kurban parasını biriktirebilirim” diyorsa kendisini nafile de olsa kurban ibadetinden mahrum bırakmamalı... 
    31 Tem 2020 10:18
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR