Yusuflarını özleyen zindanlar

Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

24 Mar 2017 14:16
  • Nasıl Mısır Zindanları Hz. Yusuf Aleyhisselamın hasretiyle yanıp tutuşuyor idi ise, ülkemizin hapisaneleri de tâ Üstad Bediüzzaman Hazretlerinden bu yana onun talebelerini özlüyordu sanki…

    Üstad’ın kahraman talebelerinden Bayram Yüksel Ağabeyimiz Afyon Hapishanesi'ndeki hatıralarını anlatırken diyor ki: 

    “Kasap Tahir Afyonlu bir eşkıya idi. İri yarı, cesur, gözünü budaktan sakınmayan belalı bir kimse idi. Afyon’u haraca bağlamıştı, herkes ondan tir tir titriyordu. Hanımına sataşan birisinin kafasını kopardığı için kendisine ‘Kasap Tahir’ diyorlardı. Çeşitli suçlardan tevkif edilmiş ve idama mahkum olmuştu. Kararı temyiz ettiği için Temyiz Mahkemesinin kararını bekliyordu. Elinde, ayağında ve boynunda demir prangalar vardı. Bahçeye teneffüse de bunlarla çıkardı. Dördüncü koğuşun hâkimi o idi.

    “Bir gün Üstadımızı ziyaret etmiş. Üstadımız kendisine “Sen namaza başla, ben sana dua edeceğim. Sen inşallah kurtulacaksın’ demiş, bunun üzerine Kasap Tahir, hemen namaza başlamıştı. O vahşi insan, Nurların dersiyle kısa zamanda ıslâh oldu. Ağırbaşlı ve kimseyi üzmez bir hale geldi. Artık Nur Talebeleri ile yemek yiyor ve onlara hürmet ediyordu. Hatta Tahirî Ağabey ve Re’fet  Ağabeye hizmet ederdi. Onlarla beraber yemek yerdi, onların yemeğini yapardı. 

    Namaz kılanları koğuşun en iyi yerinde yatırırdı. Nur Talebelerine çok hürmetkâr davranıyordu. Herkes ondaki bu değişikliğe hayret ediyor ve yakın arkadaşları, ‘Bu adam nasıl bu hâle geldi?’ diye hayretlerini izhâr ediyorlardı. Nihayet Temyiz Mahkemesinden cevap geldi.  Kasap Tahir idamdan kurtulmuştu. Temyiz, Afyon Ağır Ceza Mahkemesinin idam kararını bozmuş. 30 yıl hapse çevirmişti. Sonra 1950’de umumî af çıkınca, Kasap Tahir tahliye edildi. Buna çok sevinen Kasap Tahir, ‘Benim kurtuluşum Hoca Efendinin kerametidir.’ diyordu.

    (Onun gibi) Çobanlarlı Ahmet ve Kıldereli Ahmet isimli iki mahkûm daha vardı. Bu Ahmet Bey, Üstadımızın odununu, kömürünü, suyunu getirirdi. Bir gün Üstadımıza bir çift çorap, bir de bükme getirir. Mustafa Osman Ağabey de kalbinden tefekkür eder. ‘Böyle bir şahsın hediyesini alacak mı?’ derken Üstad Hazretleri, ‘Bismillahirrahmanirrahim’ der lokmayı ağzına kor. Onu gören Ahmet Ağa, ‘Hâ görüyorsun, sizin hediyenizi Üstad almaz, benimkini aldı, canım fedâ olsun’ der. Bu zatın Üstad’a büyük hizmetleri oldu. Bunlar da Kasap Tahir gibi adamlardı. Üstad’a çok hürmet ederler ve ona çok yardımları ve hizmetleri dokunurdu. Üstad’ın yanına kimsenin sokulamadığı zamanlarda bu zatlar kimseden pervâ etmeden Üstad’a hizmet ettiler. Bilhassa Ahmet hiç idarecilerden falan korkmazdı.

    “Çeşitli suçlardan hapishaneye giren bir çok mahkûm, Üstad’ın ve Risale-i Nur’un dersleriyle ıslah olup çıkıyorlardı. Yalnız Üstad’ı bir görsün, Üstad bir selâm versin, derhal hallerini düzeltirlerdi, namaza başlarlardı.”

    Bugün hapisaneleri dolduran mazlum ve mağdurlarımızın arasına başka suçlardan gelenler birkaç gün içinde hemen  Kur’an öğreniyorlar ve namaza başlıyorlar. Geldiklerine ve aralarına girip ibadete başladıklarına çok şükrediyorlar.

    1971’de 54 kişilik davada Risale-i Nur davasından cezaevinde bulunurken, 18 seneye mahkum bir genç vardı. Bizlerle tanıştıktan sonra Kur’an öğrenip namaza başladı. Ziyaretine gelen babasının namaza başlamasına sebep olduğu gibi, ilkokulu bitiren kardeşinin de İmam-Hatip Okuluna gönderilmesine vesile oldu. Çünkü “Eğer namaza başlamaz, kardeşimi İmam-Hatibe göndermesen, bir daha ziyaretime gelme.” dedi. İdam mahkûmlarından da namaza başlayıp hizmete girenler oldu…

    Bu süreçte çok şaşıranlar da oluyor: Uyuşturucu kullanan birisi, arkadaşlarının içinde hakim, kaymakam, savcı ve subayların olduğunu öğrenince “Ben galiba bu gün çok uyuşturucu almışım!..” demiş...

    E.Abdurrahman

    24 Mar 2017 14:16
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR