Antidepresan ülkesi: İlaç kullanımı 70 milyonun üzerinde

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Cumartesi, Haziran 6 2026
Paylaş
X Post
Verilere göre, 85 milyonluk nüfusa sahip Türkiye'de, 70 milyonun üzerinde antidepresan ilaç satıldı. Psikolog Hülya Tulgar, yapısal değişim, güvenceli çalışma koşulları, eşitlikçi ekonomi politikaları ve özgürlükçü bir toplumsal ortam yönünde bir çözüm gelişmezse tablonun daha da ağırlaşacağını vurguladı.
Antidepresan ülkesi: İlaç kullanımı 70 milyonun üzerinde

Türkiye’de artan ekonomik kriz, güvencesizlik ve toplumsal baskılar, halk sağlığını ruhsal boyutta da ciddi şekilde tehdit ediyor. Yaklaşık 86 milyon nüfusa sahip Türkiye'de yıllık antidepresan ilaç kullanımı 70 milyon kutunun üzerine çıktı. Resmi veriler sadece 2024 yılında 65 milyon kutu ilacın satıldığını ortaya koyarken, uzmanlar kayıt dışı satışlarla birlikte bu tablonun çok daha vahim bir aşamaya geldiğine dikkat çekiyor.

Artan ilaç kullanımını ve toplumsal psikolojinin geldiği aşamayı Mezopotamya Ajansı’na değerlendiren Psikolog Hülya Tulgar, yaşanan durumu "toplumun medikalizasyonu" olarak tanımlayarak çarpıcı uyarılarda bulundu.

"Mesele Bireysel Değil, Toplumsal Bir Mutsuzluk"

Antidepresanların sadece depresyon değil; anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk ve kronik ağrı gibi birçok farklı klinik tabloda da reçete edildiğini belirten Tulgar, bu yüksek rakamların toplumsal ölçekteki psikolojik yükün ne kadar yaygın olduğunu gösterdiğini ifade etti. Yaşam koşullarının zorluğundan kaynaklanan çaresizliğin bireysel bir hastalık gibi tedavi edilmeye çalışılmasını eleştiren Tulgar, şu ifadeleri kullandı:

"Yoksulluk, güvencesizlik, şiddet ve sosyal izolasyon gibi insanları bu noktaya getiren temel koşulları ele almadan yalnızca semptom yönetimi yapmak, ateşi düşürüp enfeksiyonu tedavi etmemek gibidir. Bu rakamların asıl sorduğu soru şudur: Bu kadar insan neden bu kadar mutsuz ve bunalmış hissediyor?"

Şiddetin Kaynağı: "Güç Eşitsizliği ve İlişkisel Travma"

Toplumda paralel olarak artan şiddet, kavga ve cinayet vakalarına da değinen Hülya Tulgar, şiddeti sadece fiziksel boyutuyla ele almanın yetersiz olduğunu vurguladı. Kadının ekonomik olarak bağımlı kılınmasının, bir emekçinin iş kaybetme korkusuyla susturulmasının ve gençlerin geleceğini görememesinin de birer şiddet biçimi olduğunu belirten Tulgar, tüm bunların temelinde "güç eşitsizliği" yattığını söyledi.

Psikolojideki en yıkıcı travmalardan birinin, güvende hissedilmesi gereken bağlardan zarar görmek anlamına gelen "ilişkisel travma" olduğunu ifade eden Tulgar; kadın için partnerin, çocuk için ebeveynin ya da sistemin, emekçi için ise işverenin bu hasarı derinleştirdiğini kaydetti.

"Çocuklar Sürekli Bir Gerginlik İçinde Büyüyor"

Okullarda yaşanan şiddet olaylarının birkaç "sorunlu çocuğun" üzerine yıkılarak kapatılamayacağını ifade eden Tulgar, çocukların içinde büyüdüğü çevreye dikkat çekti:

"Bugün pek okuldaki sürekli sınav, rekabet ve başarısızlık korkusu çocuklar için kronik bir stres kaynağı. Oyun alanı olmayan, sıkışık kentsel koşullarda büyüyen ve evde ekonomik sıkıntı içindeki tükenmiş ebeveynlerin kaygısını hisseden çocuklar, dünyayı güvensiz ve tehlikeli bir yer olarak kodluyor. Bu durum ilerleyen yaşlarda şiddet ve bağımlılığa zemin hazırlıyor."

Çözüm Siyaset ve Adalet Mekanizmasında

Ruh sağlığı hizmetlerine erişimin bir lüks değil, temel bir insan hakkı olması gerektiğinin altını çizen Psikolog Hülya Tulgar, devletin bu konuda acil adımlar atması gerektiğini vurguladı. "Pozitif düşün" ya da "meditasyon yap" gibi bireysel tavsiyelerin toplumsal yapısal sorunlara çözüm olamayacağını ifade eden Tulgar, tablonun daha da ağırlaşmaması için yapılması gerekenleri iki ana maddede özetledi:

Yapısal Değişim ve Sosyal Haklar: Güvenceli çalışma koşulları, adil ücret, barınma hakkı ve eğitimde fırsat eşitliğini kapsayan eşitlikçi ekonomi politikaları ile özgürlükçü bir toplumsal ortamın inşa edilmesi.

Kolektif Mücadele ve Dayanışma: Toplumun mahalle ölçeğinde birbirine tutunması, sivil alanların güçlenmesi ve dayanışma ağlarının kurulması.

İyileşmenin ancak adalet ve güven ortamıyla mümkün olacağını belirten Tulgar, "Kişisel olan politiktir. İnsanlar umut edebildiğinde, geleceğini görebildiğinde ve kendini güvende hissettiğinde iyileşir. Bu bir psikoloji meselesi olduğu kadar, bir siyaset ve adalet meselesidir" diyerek kolektif mücadelenin önemine dikkat çekti.