Besmelenin sırlarından

Okuma Süresi 9 dkYayınlanma Pazartesi, Ağustos 3 2026
Paylaş
X Post
Besmelenin sırlarından

Bir arkadaşıma “Kolay bir zikir olarak her gün 788 defa Bismillahirrahmanirrahim de” demiştim. Aradan bir müddet geçtikten sonra kendisiyle karşılaşınca, bana dedi ki: “Sen söylemeden az önce Hocaefendi bize şöyle bir rüyasını anlatmıştı: ‘Sanki zararlı ve canavar gibi büyük bir şey önümüze çıktı… Ben de Besmele çekip dürte dürte onu uzaklaştırmaya çalışıyordum…. Demek ki, bizim Besmele üzerinde durup çok çok Besmele çekip istifade etmemiz lâzım…’  Hocaefendinin bu sözlerinden sonra, senin tavsiyen çok iyi oldu.” dedi.

Prof. Dr. Yusuf  Kenan  Bal

Yusuf  Kenan Bal ile Amerika’da tanıştık. Kanadalı, ihtida etmiş bir hanımla evliydi. Zaman zaman New York’taki evinde ziyaret ederdim. Korkut Özal ile araları iyi idi. O da Amerika’ya gelince ziyaret ederdi. Harf  İnkılabından sonra Türkiye’yi terk edip Amerika’ya gitmiş. O zaman küçükmüş. Hatta bana, orta okulda iken ders, kitaplarından Osmanlıca basılmış bir edebiyat kitabı gösterdi. Bugün o bilgilerin Edebiyat Fakültelerinde öğretildiğini zannetmiyorum. Arap Edebiyatında önemli bir kitap olan Mâânî kitabının bütün bilgileri mevcut olduğu gibi, tarih düşürme, ebcedi ve cifrî hesaplamalarda bilgi olarak içinde vardı. Bana “1926 senesine kadar Osmanlı idâdîsinden (Lisesinden) mezun herkes Amerika’da üniversiteden mezunmuş gibi muamele görür ve hemen doktoraya başlayabilirlerdi.” dedi ve bana böylece doktorasını yapmış beş altı isim saydı. Keşke o isimleri o zaman not etseydim. Prof. Dr. Yusuf  Kenan Bey Amerikan ordusunda da görev yapmış. Onun için siyasî olaylar üzerinde analizler yapıyordu. Zaten evi ayakkabılıktan itibaren kitaplarla doludur. O kitaplar vefatından sonra ne oldu bilmiyorum. Bazı sözlerini aktarmaya  çalışayım: 

“İngilizler, Hintçe bilmeyen vâlileri Hindistan’a gönderdikleri için, daha doğrusu Hindistan’a gönderdikleri valileri Hintçe bilmedikleri için muvaffak olamadılar. Bizim Hatay Valimiz Arapça biliyordu. Onun için Hatay bize geçti… Maalesef daha sonra okullardan  Arapça  kaldırıldı.  İmkânı ve parası olanlar Arapça tahsilini devam ettirmek için Suriye’ye  kaçtılar ve bize düşman oldular.

“3 Mart 1924 tarihinde Hilâfetin kaldırılmasından birkaç gün sonra Kral Hüseyin kendi halifeliğini ilan etti ve İngilizleri kızdırdı. Eğer öyle yapacağına Halife Abdülmecid’i davet etseydi belki o zaman bu iş tutardı. 800 milyon Sünnî Müslüman nüfusun Halifesini on üç-on dört milyonluk Türkiye kendi aleyhine olarak lağvetti. Şöyle düşünülmedi… O zaman 800 milyonun üzerinde söz söyleme hakkı vardı. İşte bu yüzden Hilafeti ihyâ ediyor diye Kral Hüseyin’i indirip götürdüler. İşi Suudlulara teslim ettiler. İngilizler I. Dünya Savaşı münasebetiyle Şerif Hüseyin’e silah vermişlerdi. Bu silahlarla Osmanlıya isyan etmişti. Ama Medine’yi alamadılar. Medine müdafaasında Arap halk Osmanlı ile beraberdi. Osmanlının düşmesinden sonra 1919’da Medine’nin düşmesi bunu  gösteriyor. Yani halkın hepsi Osmanlıya karşı değildi ve Osmanlıyı arkadan vurmadı.”

400  Atom  Bombası

19-8-1999 Perşembe günleri için neşredilen  Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında şöyle bir haber vardı:  “400 Atom Bombası”  ABD’li uzmanlar, CNN’de, depremin Hiroşimaya atılan 400 atom bombasına eşit olduğunu belirttiler. CNBC’de konuşan bir uzman ise, “Hiroşima’dan 4 kat güçlü” dedi.

Yanmayan Yakamaz

Mevlânâ Celaleddin Rûmî Hazretleri “Yanmayan yakamaz” diyor. Evet “Yanmayan yakamaz ve AYDINLATAMAZ.”  Nazım Hikmet de “Sen yanma / Ben yanma / Nasıl çıkar  karanlıklar aydınlığa” diyor.

İntiharın  Haram  Olduğunu 

İsmi Abdülakir olan Ispartalı bir arkadaşımız vardı; Risale-i Nur Külliyatını çok okurdu. Ona bazı arkadaşlar Abdülkadir Cürcânî derlerdi. Tatilde memleketine gitmiş, önüne iki koyun verip bahçede otlatmasını söylemişler. O da “Ben kitap okuyacağım, beni meşgul etmesinler” diyerek onları uzun birer iple ağaca bağlayıp otlamaları için bırakmış. Kendisi her zaman olduğu gibi okumaya dalmış. Koyunlardan birisinin ipi boynuna dolana dolana onu nefessiz bırakmış. Bir müddet sonra ölmüş. Bizim Cürcânî okula dönünce arkadaşları kendisiyle şaka yapmaya başlamışlar. O da gayet ciddi bir şekilde meseleyi şöyle izah etmiş: “Yâ ne yapsaydım… Bana yetiştirip olgunlaştırmam için iki câhil mürit verdiler. Ne yazık ki, bunlardan birisi  daha henüz kendisine intiharın haram olduğunu belletmeden önce böyle bir şeye tevessül etmiş… Hepsi bu!..”

Cürcânî fizik öğretmeni olarak bir liseye tayin olmuş. Çok güzel fizik dersi anlatıyormuş ama, dinî sorular sorulunca da bir Müftüden daha iyi cevaplar veriyormuş. Tabiî bu durum irtica uzmanı gazete muhabirlerinin kulağına gidince, şöyle bir haber yapmışlar: “Okula yeni gelen fizik öğretmeni fizikten çok metafizikten bahsediyor!”

Mekke  Hakikatı

“Mekke mihrap, Medîne minberdir. Cenab-ı Hak, isteseydi Efendimizi (S.A.S.) Mekke’den ayırmaz, orada korurdu. Medîne, İslâmiyetin objektif olarak herkese yaşayacakları bir İslâmın anlatıldığı yerdir. Mesela zekât 40’da birdir, ama Mekkî âyetlerde hiçbir ölçü söylenmemiştir. Yani Mekkî ölçülere göre malın çoğunu hatta hepsini vermektir. Farz  olan Oruç  Yılda sadece bir aydır ve bu mesele Medine’ye göredir. Hâlbuki Mekkî anlayışa göre, senenin çoğu oruçla geçmelidir. Namaz ve diğer ibadetler de öyle… İkinci Uyanışın yani Hizmet’in temsilcileri bunu yani Mekke hakikatını en üst şuur limitinde yaşadıklarında Mekke sırrını daha iyi anlamış olurlar.” (H.E.)

Bu haberler de ilginizi çekebilir