Çıkış yolu

⏱ Okuma Süresi 15 dk•Yayınlanma Cuma, Ekim 2 2026
Paylaş
X Post
Çıkış yolu

Tavşan, yavrularına ders veriyor. ‘’Avcı şu yönden gelirse şunu yaparsınız, şöyle kaçarsınız, şuraya saklanırsınız derken bir anda üzerlerine ağ iniyor. Yavrular, annelerine şimdi ne yapacağız diye soruyorlar. Anne de; ‘’Bu yukarıdan gelen bir ağdır, buna karşı yapılacak hiçbir şey yoktur’’ diyor. Aynen bunun gibi insanın da hiç beklemediği şeyler başına gelebilir. Bu açıdan da kadere inanma, sonra da o işin gereğini yerine getirmeye çalışma, ama asla morali bozmama çok önemlidir. Hadiseler karşısında, daima tedbirli olmak gerekir. Alınan bütün tedbirlere rağmen yine de o hadise oluyorsa, o zaman da ‘’pederin dediği değil, kaderin dediği olur’’ prensibi hatırlanmalıdır.

 

Ölümün mukadder olduğunu, mutlaka öleceğimizi, ama ne zaman başımıza geleceğini bilemeyiz. Bizden öncekilerin göç ettiği gibi biz de gideceğiz, ama zamanını bilemiyoruz. Çünkü Allah böyle bir sistem yaratmış. Canlılar, insanlar, doğuyorlar, büyüyorlar, ihtiyarlıyorlar, sonra da ölüp öbür âleme yani ahiret dünyasına, esas kalıcı olan diyara gidiliyor.

 

Bunun dışındaki yani ölümün dışındaki insanın başına gelebilecek olan her bir hadisenin çözümü için mutlaka uygun, legal, insani yolların ve çarelerinin olduğunun bilinmesi, insan açısından çok önemlidir. Ölümün dışında her şeyin çaresi vardır.

         İnsan, hayatı boyunca küçük veya büyük pek çok problemle karşılaşır. Bazen önüne aşılması zor görünen engeller çıkar, bazen de bulunduğu şartlar içinde hiçbir çıkış yolu yokmuş gibi hissedebilir. Fakat insanın en önemli özelliklerinden biri, karşılaştığı problemler karşısında düşünmesi, farklı yollar araması ve yeni çözümler üretebilmesidir. Hangi konu, ne zaman, nerede, nasıl insanın başına gelirse gelsin, Allah’ın insana verdiği akılla, tecrübelerle ve istişarelerle mutlaka bu durumlardan, problemlerden çıkış yolları hep olmuştur, olmaktadır ve bundan sonra da olmaya devam edecektir.

Bu hadiseler, bazen çok basit, bazen çok karmaşık, bazen de çok zor olabilir. Bunlar karşısında hiçbir zaman karamsarlığa düşmeden, ‘’acaba bu konuyu ben elimdeki imkanlarla, geçirdiğim tecrübelerle, başkalarıyla da istişare ederek nasıl çözmeliyim, nasıl çözebilirim’’ yaklaşımı içinde de olunduktan sonra Allah’ın izniyle çözülemeyecek problem yoktur.

 

Japonlar öyle dermiş; “bir problem olsa da çözsek “. Hakikaten Japonlar böyle demişler midir bilemiyorum da, fakat bu yaklaşım da, insanın problemler karşısında asla pes etmemesini ifade eder. Mutlaka bunların çözülebileceğinin bilinci içinde olarak aktif sabırla, yani bir yandan problemin çözülmesi için gayret ederken bir diğer yandan da telaşlanmadan, aklı selimle, sabrederek o işi çözmek anlamına  gelir.

İnsan, doğduğu günden öldüğü güne kadar yaşadığı zaman diliminde küçük-büyük, zor-kolay, basit-karmaşık konularla, meselelerle, problemlerle karşılaşabilir, karşılaşacaktır da. Çocukluğundan itibaren insan, öncelikle ailesinden, daha sonra eğitimi esnasındaki hocalarından, arkadaşlarından, zaman ilerledikçe beraber mesai yaptıklarından, eşinden, çocuklarından problemlerini çözmesi açısından onların da fikirlerini ve tavsiyelerini alarak ve problemlerini çözerek hayatına devam eder. Daha önceki başkalarının tecrübelerinden de istifade eder, etmelidir de.

 

Bu konuda esas bilinmesi gereken nokta, çözümsüz konu, çıkmaz yol yoktur. Her problemin mutlaka bir çözümü vardır, ama bunların yollarını ve metotlarını bilmek gerekir.

 

Hani Arşimet( MÖ. 287–212)  “Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım” dediği gibi, doğru bir konum, doğru bir araç ve doğru bir yöntem bulunduğunda, insanın küçük görünen gücü, yerinde kullanıldığında çözüm adına çok büyük sonuçlar meydana getirebilir. Allah’ın insana verdiği akılla, edindiği tecrübelerle, danıştığı insanların yaklaşımlarıyla insan, karşılaşacağı her türlü problemi çözebileceğinin bilincinde olmalıdır.  Burada önemli olan, yalnızca güç değildir. Doğru noktayı bulmak, doğru yöntemi kullanmak ve mevcut imkânları doğru değerlendirmek de en az güç kadar önemlidir.

 

Yani çıkmaz yolların değil, çıkar yolların daima olduğunu bilmek çok büyük bir önem taşır.

         Her problemin mutlaka aynı çözümü olmayabilir; fakat çoğu problemin bir çıkış yolu vardır. Bazen biraz sabır, bazen farklı bir bakış açısı, bazen istişare, bazen geçmiş tecrübeler, bazen de hiç düşünmediğimiz yeni bir yöntem o çıkış yolunu önümüze çıkarabilir.

 

Bu sebeple insan, “Artık yapacak hiçbir şey yok.” demeden önce kendisine şu soruyu sormalıdır: “Acaba henüz göremediğim başka bir yol var mı?” Çünkü hayat, bütünüyle tek yönlü yollardan oluşmaz. Bir kapı kapanmışsa başka bir kapı açılabilir, bir imkân ortadan kalkmışsa başka bir imkân ortaya çıkabilir. Bazen insanın kayıp zannettiği bir şey, kendisi için yeni ve daha hayırlı bir yolun başlangıcı olabilir.

 

Elbette bu anlayış, insanın her şeyi kendi gücüyle başarabileceği anlamına gelmez. İnsan çalışır, düşünür, tedbir alır, tecrübesinden yararlanır ve sebeplere başvurur, fakat neticeyi Allah’tan beklemelidir. “Ben elimden geleni yaptım, şimdi Rabbimin takdirine güveniyorum.” diyebilmek de, insanın huzur kaynaklarından biridir. Burada tecrübenin ayrı bir yeri vardır. İnsan yalnız kendi yaşadıklarından değil, başkalarının yaşadıklarından da ders almalıdır. Kendi karşılaştığı bir sıkıntıda bulduğu çözüm, belki başka bir insanın yıllardır aradığı çıkış yolu olabilir. Onun için elde edilen tecrübeleri paylaşmak, yalnızca bir iyilik değil, aynı zamanda önemli bir kazanma kuşağıdır. Çünkü Allah cc yaptığı bu iyiliğin karşılığını bir şekilde ya bu dünyada ya da ahirette verecektir. Bir insanın başkasının yolunu aydınlatması, kendi yolunun ışığını da artırır.

İnsanın hayatı sınırlıdır. Hayatının yarısı zaten uykuyla geçer. Büyük bir kısmı çocukluk esnasında harcanır, yine bir kısmı hastalıklarla, kendisine hem bu dünyada hem öbür alemde lazım olmayacak olan faaliyetler içinde geçer. Dolayısıyla insanın yaşadığı aktif ömür, yani aktif zaman dilimi, çok azdır. Bir de kazalar ve değişik felaketlerle bu ömür daha da kısalır. İşte bu kısa ömürde insanın, Allah’ın kendisine bildirdiği vazifeleri yerine getirmesine göre ahiret denilen ve yatık sekizle ifade edilen sonsuz bir âleme gidileceğinin bilincinde olarak insan, hayatı çok dikkatli, süzerek, iman, ümit, azim, kararlılık ve aktif sabırla geçirmeye çalışmalıdır.

 

Bu konunun ayrı bir tarafı da insanın bu dünyadan öbür âleme gidince, ötede; “zamanını nerede ve nasıl geçirdin? “sorusunun mutlaka sorulacağıdır. Özellikle de bu açıdan, bu işin bir oyun, ihmal edilebilir bir durum olmadığının ciddiyeti içinde olmak, bu geçici hayattaki başa gelen her şeyin bir imtihan sorusu olarak ele alınması gerekir. Bu ‘’imtihan’’ sorularının mutlaka cevaplarının da olduğunun bilinmesi ve ona göre davranılması da yine aklı başında bir insanın düşünmesi ve ona göre yaşaması gerekir. Bu şekildeki yaklaşım, insana öbür alemde kazanma imkânı verecek özellik ve güzelliklerden birisidir. Aynı zamanda bu dünyada da o kısacık hayatı huzurla, mutmain olarak geçirecektir.

         Öyleyse hayatın karşısında temel düsturumuz şu olmalıdır: Problemler karşısında pes etmemek, düşünmek, araştırmak, danışmak, tecrübelerden yararlanmak, yeni yollar denemek ve Allah’tan yardım istemek, şuurlu bir insan olmanın gereğidir. Çünkü insanın önünde bazen duvarlar olabilir, fakat her engelin aşılacak, etrafından dolaşılacak veya başka bir kapıya yönlendirecek bir tarafı vardır. Yeter ki insan, çıkış yolunun bittiğini düşünmeden önce yeni bir yol aramaya devam etsin. Hayatın en güzel kazançlarından biri de yalnız kendi yolumuzu bulmak değil, bulduğumuz bu güzel yolu başkalarının da bulmasına yardımcı olmaktır.

Dolayısıyla mademki başa gelebilecek her hadisenin mutlaka bir çözümü, bir çıkış yolu vardır ve Allah’ın insana verdiği değişik kabiliyet ve özelliklerle bunları da halledebileceği aşikardır. O zaman gelin kazanma kuşağında kaybetmeyelim. İnsan hayatı, küçük büyük pek çok imtihan ve problemlerle iç içedir. Bazen önümüze öyle engeller çıkar ki, sanki hiçbir çıkış yolu yokmuş gibi düşünürüz. Hâlbuki Allah, insana akıl, irade, tecrübe ve düşünme kabiliyeti vermiştir. Önemli olan, karşılaştığımız problemin büyüklüğünden önce çözümünü aramaya devam edebilmemizdir.

 

         Öyleyse hayat karşısında “Bitti.” demek yerine, “Başka hangi yol var?” diye sormalıyız. Çalışacağız, düşüneceğiz, tedbirimizi alacağız, istişare edeceğiz; sonra da neticeyi Allah’a bırakacağız. Kur’an-ı Kerim’de, Allah cc, “Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah, 94/5-6) buyurulur. Demek ki sıkıntının içinde bile bir kolaylık ihtimali vardır. İnsan, ümitsizliğe kapılmadan düşünmeli, araştırmalı, istişare etmeli, tecrübelerden faydalanmalı ve yeni yollar aramalıdır. Kendi yolumuzu bulmak bir başarıdır; bulduğumuz yolu başkalarına göstermek ise daha büyük bir güzelliktir. Belki dünyayı yerinden oynatamayız; ama doğru bir düşünce, güzel bir söz ve samimi bir rehberlikle bir insanın dünyasını değiştirebiliriz.

 Ayrıca ve çok önemli bir nokta da, her türlü çıkış yolu denendikten sonraki oluşacak her türlü netice için de imanın 6 şartından biri olan kadere inanmanın gereği olarak, ‘’ vardır bunda da bir hayır’’ diyebilmek ve ona göre davranabilmek, insanı hem bu dünyada, hem de ahirette kazananlardan eyler.

Her işin bir çıkar yolu olduğu bilincinden hareketle, öncelikle kendimiz ve ailemizin fertleri, daha sonra da en yakınlarımızdan başlayarak en geniş dairedeki bütün insanlığa bu açılardan, uygun usul ve üsluplarda, uygun doz ve dozajlarda, makuliyet çerçevesi içinde yardımcı olalım. Böylece Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyerek, kazanma kuşağında kaybedenlerden olmayalım.

 

Ne dersiniz?