Dünya dili haline getirilmiş Türkçe

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, “Türkçeyi gelecekte dünya dili haline getirmeye mecburuz.” dedikten sonra bir soru üzerine bu sözünü şöyle izah ediyor: “Türkiye’nin yeni bir Türk dünyası ile tanışıp kaynaşması; Avrupa, Amerika, Avustralya’da yetişen Türk nesillerinin mevcudiyeti, Türkçenin bir dünya dili haline getirileceğinin emareleri (işaretleri) sayılır. Ayrıca dilin kültürle yakın münasebetlerinin olduğu, hatta onun bu bir buudunu teşkil ettiği düşünülecek olursa, TÜRKÇENİN DOKUZ ASIRDAN BERİ Bir Arada Yaşamış Bir Topluluğun ORTAK DİLİ olduğu AVANTAJI da söz konusu. Evet Türkçe, Selçuklulardan beri bu topraklar üzerindeki –her ne kadar o dönemde devletin resmi dili olmasa da- halk tarafından konuşula gelen bir dildir. Bu bakımdan bizim, Orta Asya’daki milletlerde aramızdaki ORTAK DEĞERLERİN gün yüzüne çıkartılıp, beklenen o engin kültür zenginliğinin sağlanması ve 70 yıl süren kopuk ilişkilerin aşılarak Türkçenin geliştirilmesi geleceğimiz adına çok önemlidir.
“Diğer taraftan BATI İLE ENTEGRASYONUN SAĞLANMASI, mesela Teknolojinin Gelişmesi ile elde edilecek yeniliklerden haberdar olma, yani bilgi ve TEKONOLOJİ TRANSFERİ İLE ÇAĞIN BÜTÜN VÂRİDATININ BENİMSENMESİ de yine Türkçenin ORTAK DİL OLMASINA bağlıdır. (…)
“Günümüzde, koskocaman bir Türk dünyası olarak bütün bu fonksiyonları edâ edebilmek için, yarım yamalak bir FARSÇA bir ARAPÇA veya İngilizce ile birşeyler yapma ve hedefe ulaşmamız oldukça zordur.
“Bu itibarla, Türkçenin böylesi önem arz etmesi, başta edebiyatçılar olmak üzere, herkese ciddi sorumluluklar yüklemektedir. Bu açıdan sadece mevcudu öğrenip-öğretmekle kalmayıp; büyük istidatlar yetiştirerek onlara ciddi sorumluluklar yüklememiz ve dilimizin gelecekte çok ileri bir seviyede temsil edilmesini sağlamamız gerekmektedir. Bunun için de, bir taraftan dilin kendi kurallarına uygun kelime üretirken, diğer taraftan da asırlardan beri kullanıla kullanıla dilimize mâl olmuş kelimelerin muhafazasının zaruretine inanıyorum. Evet, millete mâl olmuş bu kelimeler artık bizimdir ve dil zenginliğimizin bir boyutudur. Mesela, medreselerimizde okutulan eski kitaplara baktığımızda, o dönemde kullanılan dilin, maksadı ifadede –günümüzde olduğu gibi(!) –istidradî bir takım açıklamalara ihtiyaç duymayacak ölçüde bir derinliğe ve zenginliğe sahip olduğunu görürüz. O halde, günümüzün gençleri bu dili anlamıyor diye bu zenginliğin bir kenara atılması katiyen doğru olamaz.
“Günümüzde, her zamankinden daha geniş imkanlara sahip bulunmuyoruz. Bugün, Türkçeye hakim insanlar, konferans, seminer, panel ve sempozyumlarla meselenin önemini vurgulayabileceği gibi, gazete, TV, dergi gibi yazılı ve görsel medya, bu önemli neticeye ulaşmada vasıta olarak kullanılabilir. Milletimizin kendini bütün dünyaya anlatabilmesi, yeniden isbat-ı vücud edebilmesi, bir açıdan Türkçenin DÜNYA DİLİ haline getirilmesine bağlıdır.
“Son olarak sübjektif bir değerlendirmemi de arz etmek istiyorum: Benim eskiden beri Türkçeye karşı ayrı bir sevgim, hatta özlemim vardır. Mesela bana Arapça –ki Kur’an dilidir- ile Türkçe arasında, her iki dilde de aynı ölçüde yazı yazma kabiliyeti verilseydi, ben Türkçeyi seçer ve Sultanü’ş-Şûara Bâkî’nin ifadesini, Şeyh Galib’in mânâdaki derinliği, Mehmed Akif’in samimiyetini satırlarım arasında cem etmek isterdim, ama heyhat!..
“Hâsılı, geleceğe emin adımlarla yürüyen Türkiye ve Orta Asya dünyası, Türkçeyi mutlaka dünya dili haline getirme mecburiyetindedir.”
Muhterem Hocaefendi’nin ufuk açıcı bu tesbitlerinden sonra şu düşüncelerimi de eklemek istiyorum… Her yüz senede bir gelen MÜCEDDİTLERİN tecdidi hep İslam içinde olmuştur. Âhir zamanın en büyük problemi İNKÂR-I ULÛHİYET yani ALLAH’ı İNKÂR… Bunun halledilmesi için gelecek MÜCEDDİDLERİN ona göre bir donanıma sahip olmaları gerekiyor. Akıl, ilim ve fen çağında iman konusunda insanlara hitap edebilmek için Kur’an makuliyetinde ve akliliğinde imanî konuların ifade edilmesi gerekiyor. Bugün bu hususta elimizde Risale-i Nurlar ve Pırlanta serisi var. Bunları okuyan yabancılarda ne kadar müessir olduklarını görüyoruz. Hatta Alexander Scoot ve Marcia hanım gibi meşhur profesörler, “Biz bunları aslından okumak istiyoruz” diye defalarca Türkiye’ye gelip Türkçe öğrenmeye çalışmışlardır.
İmam Gazali, İmam Rabbanî ve Mevlana gibi mücedditler eserlerini Arapça ve Farsça yazmışlardır. Üstad ise Arapça ve Farsça yazabilecekken sonradan öğrendiği Türkçe ile Risaleleri yazmıştır. Pırlanta serisi ise olgun ve renkli – zengin Türkçe kelimelerle yazılmıştır. Hiçbir eser yazıldığı dilden başka bir tercüme dilinde o güzelliği, zevki ve hazzı veremez. Bu mücedditlerin Türkçe yazdığı bu eserler bile, Türkçenin Dünya Dili olması gerekliliğini gösterir. Biz üzerimize düşeni yapalım yeter…
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU

KEMAL GÜLEN

NUMAN YILMAZ YİĞİT












