Gönüller tahtın...

⏱ Okuma Süresi 15 dk•Yayınlanma Pazartesi, Ekim 19 2026
Paylaş
X Post



Tarihler 20 Ekim 2024'ü gösterdiğinde, o gün Hocaefendi ruhunun ufkuna yürümüştü. Bu vefat, sadece Hizmet gönüllülerini değil, bütün sevenlerini üzmüştü. O da her fâni gibi bir gün Rabbinin “İrciî!” (Dön!) emrine uyacaktı. Bu kaçınılmazdı. Nitekim öyle de olmuş; her zaman dualarında yâd ettiği “Allahümme şevkan ve iştiyâkan ilâ likâike” (Allah'ım! Sana kavuşmaya olan istek, arzu ve iştiyakımı artır.) temennisi, duası kabul olmuş ve Rabbinin rahmetine kavuşmuştu.


O, gerek ilim ve irfanı, gerek kulluğu, gerekse ahlakıyla gönüllere taht kurmuş bir âlim, bir mütefekkir, bir aksiyon insanı ve önemli bir kanaat önderiydi. Ulaştığı zirveye, en başta Allah'ın lütuf ve inayetiyle; sonra da gönüllere girmesiyle, insanlık yararına ortaya koyduğu projelerle ve onlara yaptığı rehberlikle ulaşmıştı.


Halkın kendisine olan teveccühü hiçbir zaman dünyevi ve şahsi çıkarları adına değerlendirmedi; değerlendirmeyi de düşünmedi. O, o krediyi ülkesi, milleti ve insanlık adına yapılan çalışmalara yönlendirdi. Ona duyulan sevgi ve saygı, şayet şahsi çıkarlar peşinde koşturan birinde olsaydı herhâlde o kişi bu potansiyeli dünyevi menfaatler elde etme adına kullanmaktan çekinmeyecekti. Şimdilerde bazılarının yaptığı gibi... Fakat o bundan titizlikle kaçındığı gibi, kendisine duyulan hürmet ve güvenle insanlara hizmet götürmeyi tercih etti.


O, bu fâni dünyadan bâki âleme intikal etti fakat geride takip edilebilecek bir iz bıraktı. Eserler bıraktı. Eserler derken sadece bizzat yazdığı, kitaplaştırılmış eserlerini kastetmiyorum. O, öncelikle geride birçok yazılı eser bıraktığı gibi sözlü ve görüntülü eserler de bıraktı. Bence onun en önemli eserlerinden biri de, hiç kuşkusuz, yetişmesine vesile olduğu nesil üçüncüsü de ortaya koyduğu hizmet yoludur.


Birinci eser, ikinci ve üçüncü eserlerin nazarî arka planını oluştururken ikinci ve üçüncü eserler de birinci eserin pratik hayata bakan yönünü teşkil etmektedir. O, kendi şahsına bağlı değil, kendisinden sonra da devam edecek/ettirebilecek, insanlığın istifadesine sunulmuş kalıcı eserler bıraktı. Dolayısıyla bu eserlerden hem insanlık istifade etmeye devam edecek hem de manen kendisi. Zira Hocaefendi arkasında bıraktığı eserlerle; yani sadaka-i câriye hükmünde hizmet veren müesseselerle, salih bir nesil ve onların dualarıyla yahut insanların istifade edeceği ilmî eserlerle, ötelerde hasenat kefesine akarak onu dolduracak tükenmez bir sevap çağlayanı bıraktı ve öylece göçtü bu alemden. Üstad Bediüzzaman'ın (ra) dediği gibi:

“Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fânî dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.” (Mesnevî-i Nuriye, Habbe)


Hocaefendi, gerçekten de bu yönüyle çok bahtiyar bir insan. Belki bir evladı olmadı fakat ona bedel manevi evladı yerine geçen, milyonlarla ifade edilebilecek talebesi, kardeşi, muhibbi, seveni ve taraftarı olan bir gönül insanı olarak yaşadı ve ruhunun ufkuna yürüdü.


Bu kadar hayra, hayırlı hizmetlere vesile olup da insanların kınamasından, şerrinden emin olan biri var mıdır, bilemiyorum? Herhalde yoktur. Her hayırlı işin takdir edicileri olduğu gibi tenkit edenleri de çok olur. Hani ‘Meyveli ağaç taşlanır’ denilir ya! Bunun gibi. Bundan dolayıdır ki Kur'an, müminleri uyarır. Dininden dönen bir topluluk olursa Allah'ın onların yerine yeni bir topluluk getireceğinden bahsettiği o ayette, o topluluğun özelliklerini sıralar ve:


“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah, onların yerine öyle bir topluluk getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, inkârcılara karşı izzetli ve güçlüdürler. Allah yolunda gayret gösterir ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın lütfudur; onu dilediğine verir. Allah''ın lütfu geniştir, O her şeyi hakkıyla bilendir.” (Mâide, 5/54) buyurur.


Evet, bu ayette en dikkat çekici yer, “Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar.” kısmıdır. Yani ne yaparsanız yapın, birileri mutlaka bir şeyler diyecektir. Takip ettiğiniz yol, yaptığınız işler hak ve doğru ise -samimi tenkit, tavsiye ve nasihatler istisna edilecek olursa— aleyhteki söz ve davranışlara aldırmadan yapılması gereken vazifeleri yapmaktan geri durmayın demektedir bu ayetteki bu ifade.


İşte Hocaefendi, malum birtakım çevrelerin yıldırma ve vazgeçirme yöntemlerine aldırış etmeden -olumlu tenkit ve tavsiyeleri de dikkate almak suretiyle- eğitim, yardımlaşma, sosyal dayanışma ve diyalog alanlarında pek çok projeyi hayata taşımış, böylelikle de milyonlarca insanın hayatına dokunmuştur. Dolayısıyla da onların haklı takdir ve sevgilerine mazhar olmuştur.


Gönüllerde İz Bırakan Bir Hatıra


Gelin, isterseniz, onu tatlı bir hatırayla analım.


Zaman zaman eski Bozyaka talebesi arkadaşlarla buluşurduk. O buluşmalarda en çok hoşumuza giden şeylerden biri de, Hocaefendi ile ilgili hatıralarımızı paylaşmaktı. Hâlen görüşen arkadaşlar arasında da bu böyledir.


İşte yine böyle bir buluşmamızda, arkadaşlarımızdan biri, Mustafa Bey'in anlattığı hatırayı, dinleyebildiğim kadarıyla sizlere aktarmaya çalışayım.


Mustafa Bey, yurtta kalırken —tahminen 1978-1979 yılları, kendisi en fazla lise öğrencisi— bir gece rüyasında Hocaefendi'nin kendisine harçlık verdiğini görüyor.


Hemen ilk fırsatta Hocaefendi'nin misafir olarak kaldığı kata, yani beşinci kata çıkıyor ve odasının kapısını tıklatıyor. O zaman Hocaefendi'nin kapısında bekleyen biri yok.


İçeriden Hocaefendi:

“Gir!” diye seslenince arkadaşımız odaya giriyor.


Hocaefendi:

“Buyur!” deyince o da anlatmaya başlıyor:

“Hocam, gece rüyamda sizi gördüm. Bana harçlık veriyordunuz. Onu anlatmak için geldim.”


Hocaefendi konuya biraz ihtiyatlı yaklaşıyor ve:

“Pekâlâ, Allah hayretsin, gidebilirsin.” diyor.


O tam dönüp giderken Hocaefendi birden sesleniyor:

“Paran var mıydı?”


Arkadaşımız da:

“Hayır hocam, yok.” diyor.


Bunun üzerine Hocaefendi:

“Şu dolabın kapağını aç. Ceketimin iç cebinde cüzdanım var, al onu bana ver.” diyor.


Sonra da cüzdanından para çıkarıyor ve arkadaşımızın ifadesine göre ona “hatırı sayılır” bir harçlık veriyor.


Evet, o, bu güzel davranışıyla hoca olma vasfı ile arkadaşımızın gönlünde, müslümanlık adına unutulmaz bir iz bırakıyor. O arkadaşımız, Hocaefendi'nin Allah namına gönüllerde iz bıraktığı yüzlerce, binlerce kişiden sadece biri.


Gelin, velev ki bir kişi dahi olsa biz de, bir gönülde, güzel, hayırlı bir iz bırakarak bu dünyadan göçelim.


Hocaefendi'yi rahmet ve dualarla anıyor, açtığı çığırda hizmet etmeye devam edebilme adına Cenâb-ı Hak'tan istikamet diliyoruz.