Gönüllerin şifresi : Selam

Okuma Süresi 15 dkYayınlanma Pazar, Ağustos 9 2026
Paylaş
X Post

Kayseri’de Tıp Fakültesinde öğretim üyesi iken, benim gibi öğretim üyesi bir arkadaşımızla haftanın belli günlerinde sabah erken vakitte, bir tepenin etrafında yürüyüş yapardık. Bizden önce yürüyüş için gelen birisi, yüzünü gözünü sarmış şekilde tepeden inerken, biz de daha yeni tepeyi tırmanmaya başlardık. İkinci gün de aynı kişi, biz tepeye tırmanırken, o yine bizden önce gelmiş tepeden aşağı doğru iniyordu. Arkadaşım, ‘’bu insan kimdir acaba? Yüzünü gözünü her yerini kapatmış, in midir cin midir?’’ dedi. Biraz sonra başını ve gözlerini kapatmış bu insan, tam yanımızdan geçerken, ben ;“ hayırlı sabahlar, nasılsınız?“ deyince, o da başındaki ve gözündeki örtüyü kaldırdı ve bize; “hayırlı sabahlar efendim“ dedi. Ben, kendimizi tanıttım, o da kendini tanıttı. Bir fabrikanın müdürüymüş.

Ertesi gün yine arkadaşımızla yürüyüşe gittiğimizde, bizden önce yürüyüşe gelen bu insan, neredeyse 50 metre uzaktan bize ismimizle hitap ederek ‘’hayırlı sabahlar efendim, nasılsınız’’ diye selam verdi. Biz de ona selam verdik, kısa hoş beşden sonra ayrıldık.

 

Yanımdaki arkadaşıma; “eğer biz bu insana selam vermeseydik, her gün, belki de aylarca hep kendi kendimize, bu insan kimdir, in midir, cin midir diye söylenip duracaktık. Selam verip tanıştıktan sonra gördüğün gibi, o bizden önce bize selam vermeye başladı. Sonra da artık onunla arkadaş olduk.

Aslında hayatta, her vesileyle insanların birbirine selam vermesi, tanışması, daha sonra da bu tanışıklığı devam ettirerek arkadaşlıklar kurması, hem insani bir davranıştır, aynı zamanda bir sorumluluktur.

Benzeri bir durumu Afrika’nın bir ülkesinde yaşadım. Afrika’nın bir ülkesinden başka bir ülkeye giderken, havaalanında uçuş kartlarımızı almış bekliyorduk. Oturan birisinin yanında boş yer vardı. Ben de kendisine ‘’oturabilir miyim?’’ diye sorunca, o da ‘’tabii ki’’ dedi ve oturdum. Ben selam verdim ve kendimi tanıttım, o da kendisini tanıttı. Aynı ülke ve aynı şehre gidiyormuşuz. Uçakta yerlerimiz ayrıydı, ama onun yanı boş olunca ben onun yanına gittim. Yolculuk esnasında ben kendimi tanıttım, ne yaptığımı söyledim. O da büyük bir inşaat firmasının genel müdürü imiş. Gittiği şehirdeki bir inşaatı kontrol etmeye gidiyormuş.

Ben kendisine, uçaktan indikten sonra o şehirdeki bir arkadaşımızın evinde kahvaltı yapacağımızı söyledim ve onu da bu kahvaltıya davet ettim. O da memnuniyetle kabul etti. Havaalanında onu bekleyen araba da varmış. Biz de kendi arabamızla eve gittik, arkamızdan o da bizi takip etti. Ben, misafirimizi  ev sahibiyle ve kahvaltıya  gelen davetlilerle bu misafirimizi tanıştırdım. Çok samimi bir havada kahvaltı yapıldı. Ev sahipleri de kendilerini tanıttılar. Ev sahibi ,oradaki okulların genel müdürü idi. Eşi de öğretmendi.

Misafirimiz, çok memnun oldu. Biz eğer vakti müsaitse okulları birlikte ziyaret edebileceğimizi söyledim. O da “bir toplantımız var, beni bekliyorlar, benim gitmem lazım“ dedi. Ben de onu akşam yemeğine davet ettim ve adresi kendisine verdim. Akşam yemeğine geldi. Oradaki iş adamlarıyla, öğretmenlerle tanıştı. Ev sahibinin sıcak karşılamasından çok memnun oldu. Yemekleri de çok beğendi.

 

Biz tekrar geldiğimiz şehre döndüğümüzde bu misafirimiz de bizden önce o şehre gelmişti. Orada da yine arkadaşlarımızla beraber olundu, onlarla da tanıştı. Halen de görüşmeye ve tanışmaya devam ediyor. Aramızda düzenli mesajlaşıyoruz.

Selam, insanları birbirine bağlayan, birbirleriyle tanıştıran, birbirleriyle dost yapan çok güzel, kısa, sihirli, sevgi dolu bir iletişim aracıdır. Selam, insanların birbirini tanımasının; tanışma ve güvenin, güven ise ortak aklın ilk adımıdır. Büyük değişimler çoğu zaman samimiyetle verilen küçük bir selamla başlar. Sözle olabildiği gibi, davranışlarla, işaretlerle, el kaldırmayla, hafif bir gülümseme ve başla selam gibi çok değişik şekillerde olabilir. Hayırlı günler, nasılsınız, gibi sorularla karşıdaki ile tanışıp, daha sonra da kendimizi tanıştırma ile devam eder.

İçinde yaşadığımız zaman diliminde maalesef insanlar, genel anlamda selamı çok kullanmıyorlar, çok önem vermiyorlar, umursamayabiliyorlar. Kimseyi suçlamaya girmeden, bu işin önemini  bilen insanlar, her vesileyle, alışverişte, sokakta, asansörde, merdivende başla, gülümseyerek, sözle yaşanılan yerin diline göre uygun cümlelerle selam verebilirler. Eğer durum müsaitse, bu selam biraz daha geliştirilir ve karşılıklı tanışılır. İnsan, kendi adını, soyadını, ne yaptığını söyler. Yine durum müsaitse, telefon numarasını ve mailini verir. Büyük çoğunlukla bu şekilde başlanan bir selamla, karşıdaki de irtibat bilgilerini verir. Daha sonra da yine uygun vesilelerle mesaj ve mail gönderilerek hal hatır sorulur, bazı programlara davet edilir.

O da gelirse dostluk biraz daha geliştirilir. O da bizi bir yere davet ettiğinde, biz de müsaitsek gideriz. Hem onunla, hem de onun çevresiyle tanıştığımız gibi o da bizim çevremizdeki insanlarla tanışır. Böylece bu daire gittikçe genişler.

Daha sonra da geliştirilen bu dostluklar, Fethullah Gülen hoca efendinin dediği gibi; “feda edilemeyecek arkadaşlıklar kurma“ seviyesine getirilir. Böylece insanlar, birbirlerini çok iyi tanımıştır, birbirlerinin dertlerine derman olmaya varıncaya kadar bu tanışıklık ilerlemiştir. Zamanla bu seviyeye gelmiş olan insanlar, birbirlerine kendi tanıdıklarını da tanıtırlar. Böylece bu çember genişler gider.

Legal, ahlaki, kabul edilebilir, uygun konum ve durumlarda ve uygun ortamlarda selamla tanışılıp, bu işin devam ettirilmesi hem çok kolaydır, hem de çok önemlidir.

Aslında diyalog denilen insanlar arası ilişkilerde, ilk başlangıç böyle bir selam olduğu için, selamın önemi büyüktür. Selam, adeta diyaloğun anahtarı gibidir. Geliştirilen diyaloglarla insanlar artık zamanla birbirinin kardeşi gibi olurlar.

         Selamın önemi ile ilgili çok güzel atasözlerimiz vardır: “Selam, kalpler arasında kurulan en kısa köprüdür.” “Bir selam, bazen uzun bir dostluğun ilk adımıdır.” “Selam vermek, karşısındaki insana ‘Seni fark ettim ve sana değer veriyorum.’ demektir.” “Güler yüz ve selam, hiçbir maliyeti olmayan, ama değeri ölçülemeyen iki hediyedir.” “Bir toplumda selam yaygınlaştıkça güven ve kardeşlik de yaygınlaşır.” “Selam, kapıları anahtarla değil, gönülle açar.” “Bir tebessümle verilen selam, gün boyu sürecek bir mutluluğun başlangıcı olabilir.” “Selam, sevgiyi büyüten; dargınlığı küçülten, en güzel sözdür.” “Selamın olmadığı yerde samimiyet; samimiyetin olmadığı yerde huzur zor bulunur.” “İnsanlar arasındaki mesafeleri kısaltan en güzel kelime, samimiyetle söylenen bir ‘selam’dır.”

Peygamberimiz Hz.Muhammed’in (sav)’ın  iki hadisi şöyledir: ‘’Aranızda selamı yayınız.”  “Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.”

         Mevlana da şöyle der: “Gönülden verilen bir selam, bin kelimeden daha değerlidir.”

         Selam, insanların birbirini tanımasının; tanışma, güvenin; güven ise istişarenin ve ortak aklın ilk adımıdır. Büyük değişimler çoğu zaman samimiyetle verilen küçük bir selamla başlar.

Bu şekilde yaygınlaştırılan selam vasıtasıyla dili, dini, kültürü, memleketi farklı çok değişik çevrelerden insanın dostları olmaya başlar. Her geçen gün bu dostların sayısı da artar. Karşılıklı hiçbir beklenti ve art niyet olmadan, kurulan bu dostluk köprülerinden artık düzenli geçişler olmaya başlar. Bu köprüyü, daha önce tanıştığımız arkadaşlarımız, aile üyelerimiz de kullanırlar.

Dünyanın her yerinde bu köprülerin de sayısı arttıkça, insanların dostları da artar. Dostu artan insanlar, maddi yönden değil de özellikle insani açıdan zenginleşirler. Bu şekildeki bir zenginleşme de mutlulukları arttırır. Harvard üniversitesi tarafından yapılan dünyanın en uzun araştırmalarından birisi olan ve halen de devam eden bir çalışmasında, şöyle bir durum tespit edilmiştir: dünyadaki en mutlu insanlar, parası çok olanlar, makam sahibi olanlar, meşhur olanlar gibi birçok özellikler değil, ama insan ilişkilerini geliştirmiş ve dostları çok olan insanlar olarak tespit edilmiştir.

         Selam, küçük görünen, fakat büyük sonuçlar doğuran bir davranıştır. Bir kelimeyle başlayan selam, bir tanışmaya, tanışma bir dostluğa, dostluk ise karşılıklı anlayış ve kardeşliğe dönüşebilir. Dünyanın daha huzurlu, insanların daha yakın ve toplumların daha barış içinde olması için herkesin yapabileceği en kolay ve en güzel şeylerden biri, çevresine samimi bir selam vermektir. Çünkü bazen büyük değişimler, küçük ama samimi bir “selam” ile başlar.

         Selam vermek, “Seninle konuşmaya, seni anlamaya ve seni dinlemeye hazırım” demektir. Bu sebeple selam, diyaloğun kapısını açan anahtardır.

         Selam küçüktür, ama etkisi büyüktür. Bir kelimedir ama içinde bir gönül dünyası taşır. Çoğu zaman büyük dostlukların, güzel hatıraların ve kalıcı barışların başlangıcıdır.

O zaman bize düşen, bu dostlukları başlatmak, geliştirmek, devam ettirmek ve başkalarına da bu konuda yardımcı olmak ve onları bu güzel alışkanlığa yönlendirmek, çok önemlidir. Ne kadar çok dostumuz ve tanıdığımız varsa, o kadar mutlu ve zengin olacağımıza göre, böyle kolay, insani, hiçbir sıkıntıya girmeden insanın devamlı mutluluğunu sağlayacak bir gayreti niçin kendimizden esirgeyelim ki?

         Buyurun selamlarımızı çoğaltma ve geliştirmeye.

Ne dersiniz?