Günde kaç saat kalbinizi yoruyorsunuz?

Bir günün sonunda bedeninizi kaç saat hareketsiz bıraktığınızı hiç hesapladınız mı? Sabah işe giderken araçta geçen süre, masa başında geçen mesai, akşam kanepede izlenen bir dizi, elde tutulan telefon... Bu anların her biri tek başına zararsız görünür. Ama art arda dizildiğinde günün on, on bir saatini oluşturabilirler. Oysa bedenimize verilen kalp, bu denli uzun süreli bir sükûnete katlanmak üzere yaratılmamıştır. Bilim dünyası bu meseleyi yıllardır farklı bir isimle konuşuyor: sedanter yaşam tarzı. Halk arasında "kanepe patatesi" olarak da anılan bu yaşam tarzı, tuzak gibi içine çekerek fiziksel aktivitenin neredeyse hiç olmaması demektir. Sıcak bir yaz gününde bahçeye çıkmak yerine klimayı açıp koltuğa yerleşmek, soğuk bir kış akşamında yürüyüşe çıkmak yerine bir dizinin peş peşe bölümlerine dalmak, bize o an için bir rahatlık hissi verir. Fakat bu rahatlığın bedelini, yıllar içinde kalbimiz öder.
Ekran Başında Geçen Saatler Neden Bu Kadar Belirleyici?
Kalp hastalıklarının bu denli arttığı bir dönemde, konuşulan risk faktörleri arasında genellikle kolesterol, tuz tüketimi veya sigara yer alır. Oysa gözden kaçırılan, belki de en sinsi risk faktörü hareketsizliğin kendisidir.
Cambridge Üniversitesi'nde yaklaşık on iki yıl boyunca yapılan bir çalışma, günde bir saatten fazla televizyon izlemenin, koroner kalp hastalığı riskindeki artışla ilişkili olduğunu ortaya koydu. Koroner kalp hastalığı, dünya genelinde önde gelen ölüm nedenlerinden biri olma özelliğini koruyor. Aynı çalışma, kişinin genetik yatkınlığından bağımsız olarak, günde dört saatten fazla televizyon izleyenlerde bu riskin en yüksek seviyeye çıktığını gösterdi; yani beden, kalıtsal yapısı ne olursa olsun, kendisine verilen hareket ihtiyacını göz ardı ettiğinde bir bedel talep ediyor.
Cleveland Clinic Kalp ve Damar Enstitüsü'nün yürüttüğü çalışmalar da saatlerce televizyon karşısında oturmanın, kişinin egzersiz yapma ve sağlıklı beslenme konusundaki hassasiyetini zayıflattığını ve bunun birçok kalp sağlığı riskini beraberinde getirdiğini gösteriyor. Uzun süre oturmak yalnızca kalple sınırlı kalmıyor; kötü beslenme ve yetersiz uyku ile birlikte anılarak tip 2 diyabet ve bazı kanser türleri için de zemin hazırlıyor. Bu yüzden bilim insanları uzun süreli oturmayı, kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri bakımından sigara içmeye benzeterek, çağımızın yeni bir zararlı alışkanlığı olarak tanımlıyor. Uzun süre hareketsiz kaldığımızda kaslarımız âdeta uykuya geçiyor. Ayakta durarak ya da herhangi bir aktivite yaparak harcayacağımız enerjiyi harcamadığımız için sağlıklı bir kiloyu korumak zorlaşıyor, bedenin düzenli işleyişi de bundan payını alıyor.
Bir Organın Talebi: Koroner Kalp Hastalığı
İnsan kalbi uyurken de uyanıkken de, ömür boyu durmaksızın yorulduğunu hissettirmeden atar. Ne var ki bu durum, bize her şeyin yolunda gittiğine dair yanlış bir güven de verebilir. Çünkü kalp, kendisini yoran şeyleri çoğu zaman dile getirmez; sıkıntısını belli etmeden, sessizce biriktirir.
Kalbimize giden yollar, yani atardamarlar, oksijen bakımından zengin temiz kanı taşır. Bu yollardan biri daraldığında ya da tıkandığında ortaya çıkan tabloya koroner kalp hastalığı denir. Kalbi besleyen atardamarlar zamanla daralmaya başladığında, kişi bunu genellikle hissetmez. Sorun çoğu zaman, ancak göğüste beklenmedik bir ağrı belirdiğinde ya da bir kalp krizi yaşandığında gün yüzüne çıkar. Bu yüzden hekimler koroner kalp hastalığını "sessiz katil" olarak da adlandırır; belirti vermeden ilerleyen, ama sonuçları hiç de sessiz olmayan bir süreçtir bu. Yüksek kolesterol ve genetik yatkınlık bu sürece zemin hazırlayan etkenlerin başında gelir. Ancak asıl belirleyici olan, bu zemine her gün ne eklediğimizdir. Ekran karşısında geçirilen saatler, hareketsiz kalan kaslar, yapılmayan kısa bir yürüyüş; bunların her biri, kalbin taşıdığı yükü biraz daha ağırlaştırır. Buna karşılık, önerilen düzeyde fiziksel aktiviteye sahip olan kişilerin, ekran karşısında geçirdikleri süreden bağımsız olarak daha az kalp problemiyle karşılaştığı görülür.
Küçük Adımlar, Kalıcı Denge
Sevdiğiniz bir diziden ya da akşam dinlenme alışkanlığınızdan tamamen vazgeçmeniz gerekmiyor. Değişmesi gereken, gün içinde bedeninizi ne kadar süreyle hareketsiz bıraktığınızın farkında olmanızdır. Kısa bir yürüyüş, birkaç dakikalık esneme molası, merdiven kullanmak gibi küçük tercihler, uzun vadede kalbin yükünü hafifletir. Fiziksel aktivite kan basıncını düşürür, kolesterol ve diğer yağ değerlerini iyileştirir, kan şekeri ile insülin dengesini destekleyerek tip 2 diyabet riskini azaltır ve sağlıklı bir kiloyu korumaya yardımcı olur.
Bize emanet edilen bu beden, hareket etmek üzere muhteşem bir denge içinde kalp, damarlar ve kaslar birbirini tamamlayacak şekilde yaratılmıştır. Bu dengeyi göz ardı etmek, üstümüze düşen bir sorumluluğu ihmal etmek anlamına gelir. Koroner kalp hastalığı riskinin yarısından fazlasının, gün içinde aldığımız küçük ve doğru kararlarla önlenebilir olduğunu hatırlamak, kendimiz için yaptığımız önemli bir yatırımdır.
Yazıyı dilemek isterseniz:
https://open.spotify.com/episode/56KV428NBbI4t0LJC70scl?si=XBkW4bc2RDSW_wYMHx-Fng
[email protected] X:@esrabc
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar
ESRA BÜYÜKCOMBAK

HÜSEYİN ODABAŞI

ŞERİF ALİ TEKALAN

HARUN TOKAK

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

Deutsche Bank açıkladı: Türkiye ekonomisinde neler...

RTÜK'ten Sözcü TV'ye 'Colani' incelemesi: Gerekçe ...

Muhalef uyumaya devam ederken Saray’a bağlı ‘dijit...

Yeni Parti'den Mansur Yavaş mesajı: "Süreci hassas...

139 yıllık Alman pil devi Varta iflas etti






