Güzellik nedir?

Bir görüşe göre güzellik uyumdan ibarettir. Bir zaman, on tane dünya
güzelinin birisinin gözünü, birisinin yüzünü, birisinin burnunu, birisinin kulağını, birisinin yanağını, birisinin
yanağındaki benini ve diğer güzel yerlerini resimlerinden alıp bir araya
getirmişler, neticede çirkin suret çıkmış. Çünkü bir beyazın, sarışının, bir
kızıl renkli güzelin, bir siyahinin yüzünde o parçalar uyum içinde yerlerinde
güzel durur. Ama siz onu alır, başka renkte ve şekildeki bir güzele eklerseniz,
ne âhenk kalır, ne güzellik kalır. Yani esas olan bütüne uyumdur. Onun için İslâmiyetin hükümlerini, mesele
miras hakkındaki prensiplerini şimdi bireysellik anlayışı içinde hareket eden
ve kadın erkek, evinin dışında çalışmak zorunda olan insanlara göre
değerlendirirseniz hata edersiniz.
Seneler
önce bir yurt dışı toplantısında İstanbul’da istişare yapıyorduk. Yurt
dışındaki okullarımızdaki öğretmen ve müdürler geliyor, onların ihtiyaçları,
zümre toplantıları, yeni eğitim metodları ve Hizmet’le ilgili gündemler
konuşuluyordu. İki-üç ayda bir bu gelenlere bilgiler aktarılıyordu. Eğitim ve
rehberlikte tecrübeli arkadaşlar onlar gelinceye kadar beslenme kaynaklarından
bilgiler hazırlıyorlardı. Onlar da sanki anne kuşun gıda getirmesini bekleyen
yavrular gibi onlardan bir şeyler bekliyorlardı. Fakat yurt dışına bakan
arkadaşlarımızın yükleri çok ağır olduğu ve onun dışında da pek çok
meşguliyetleri olduğu için, o gelenlere kısıtlı şeyler aktarabiliyorlardı.
Meselenin esas derdini çeken mânevî gıdaları hazırlayanların birşeyler
anlatmasına imkân verilmiyordu.
“Bu mevzuları sizden iyi bilen, aylarca
hazırlananlar var!” meâlinde bağırdım…
Sonra diğer arkadaşlarımız, ağabeylerimiz beni uyardılar. “Buraya gelenler bizi
böyle kavga eder tarzda görürlerse; Bu ağabeyler kendi aralarında uyumsuzlar
diyerek üzülürler.” dediler.
Haklıydılar. Ben herkesten özür diledim… Uyarı, uyum, uyum. Çok önemli… Hadis-i
şerifte de “Adımlarınızı en yavaş gidenlere göre ayarlayınız!..” buyuruluyor.
M. Fethullah Gülen Hocaefendi güzel ve güzellik
ile ilgili söyledikleri:
“Gözümüzü, gönlümüzü okşayan, ruhlarımızda heyecan ve takdir hisleri
uyaran, sonra gidip iç âlemimizde estetiğe dönüşen ve bize tarifi güç en tatlı,
en neşeli anlar yaşatan mefhum, mânâ, muhteva, manzara gibi şeyler ya da
bunların ihsas ve imtisas keyfiyetleridir güzellik. Böyle bir yaklaşımla
konunun çerçevesi biraz daraltılmış görülse de, bu da bir yorumdur. Eskiden
beri, bedîiyât (estetik) unvanıyla değişik anlayış ve görüşler açısından
defaatle üzerinde durularak farklı tariflere tâbi tutulan güzelliği, bundan
sonra da, varlık, tabiat ve insanı, hatta tabiat ötesini, sonra bunların
birbirleriyle münasebetlerini; her birerlerinin mânâ, mefhum ve muhtevalarını;
bütününü birden veya her birerlerini teker teker duyup zevk etme, zevk edip
değerlendirme, değerlendirip gerçek çerçevelerine yerleştirme yolunda kim bilir
daha kaç defa yorumlayacak, seslendirecek ve tariflere tâbi tutacağız. Onu
şimdilik, geleceğin bedîiyât üstadlarına bırakarak, biz burada sadece, kendi
inanç, kendi duygu ve düşünce dünyamızda, güzelden, güzellikten ne anladığımıza
küçük bir-iki atıfta bulunmak istiyoruz.
“Bizim düşünce dünyamızda, her
güzel nesne veya obje Hak güzelliğinin bir aynası ve bir aks-i sadâsıdır. Öyle
ki, gönüllerimizde takdir, sevgi, hayranlık ve heyecan uyaran her manzara, her
âhenk, her ses, her tenasüp, her motif O Güzeller Güzeli'nin bir tecellîsi
olması itibarıyla, duygularımız her zaman O'nun solmayan güzelliğinin
akisleriyle renklendiğinden, kendimizi hep güzellerle ve güzelliklerle iç içe
görür, fenâ ve zevalin kasıp kavuran fırtınaları karşısında dahi sürekli bahar
temâşâ ve duygularıyla yaşarız. Ve yine böyle bir iç plân ve bakış zaviyesi
sayesinde ölüm ve zevalleri yeniden var olmanın yolu, sararıp solmaları daha
taze renklere yürümenin köprüsü, bozulan tenasüpleri de en baş döndürücü
âhenklerin esası sayarız; sayar ve her zaman kendimizi ebedî güzelliklerin
gel-gitleri arasında hisseder; dolayısıyla da ne hazanın ekşi yüzünü görür, ne
yok olup gitmelerin karanlıklarına takılır, ne de gidip geriye dönmemenin
hasret ve hicranlarını duyarız. Aksine, imanın zatî güzelliklerinin yanında, ümidin
şahlandıran havasını soluklar; değişik beklentilerin farklı dalga boyundaki
televvünleriyle coşar; kalbî ve ruhî beklentilerimize ulaşmanın biricik köprüsü
diyerek salih amellere koşar; her amelimizde ihlâs vesayetine ve ihsan
murâkabesine sığınır; davranışlarımızı bitevî güzel ahlâka bağlayarak Allah ve
insanlarla münasebetlerimizde her zaman içten, anlayışlı, şefkatli ve yapıcı
olmaya çalışır ve düşündüğümüz, hissettiğimiz, inandığımız, sonra da yerine
getirdiğimiz bu işlerin hemen hepsini, hayatımızın en olumlu yanları ve en
güzel kareleri kabul ederiz. Bize göre iman, ufkumuzu aydınlatan bir ışık ve
beklentilerimiz adına da bir ümit kaynağıdır ve ancak onunla yokluk kaynaklı
kaoslar aşılabilir ve onunla bir ucu gönüllerde, diğer ucu da gidip ebedî
Cennet saraylarına dayanan bir mutluluğa ulaşılabilir. İşte, bu güç ve
enginliğiyle iman bizzat güzeldir. İnsan, ancak onunla dağınıklıktan kurtulup
tevhide ulaşabilir; Hakk'a yönelip endişelerden sıyrılabilir ve dünya-ahiret
saadetine erebilir.
“Bunlar, hemen hepsi iç içe
güzelliklerdir ve bu güzellikleri duyup zevk etmenin sihirli anahtarı da
imandır. İmana ulaştıran yollardan olması itibarıyla, kâinat kitabının fasıl,
bölüm ve paragrafları ya da bu koskoca meşherin varlık, eşya ve hâdiseler unvanıyla
değişik tezahürleri, değişik enstrümanları; sonra bütün bunları değerlendirecek
insan mantığı, insan düşüncesi; tabiî, tekvînî bu hususların yanında, teşriî
açıdan, yine imanla irtibatlı olup ona dayanan, onun bağrında serpilip gelişen
bilumum salih ameller, ahlâkî davranışlar, ümitler, recâlar, ebedî var olma
beklentileri de, imana ulaşmanın, onda derinleşmenin, mârifete ermenin,
muhabbetle gerilmenin, ruhanî zevklerle kendinden geçmenin yolları ve
semereleri olarak güzeldirler. Hatta temelinde iman, teslim ve tevekkül olması
açısından, dış yüzleri itibarıyla meşakkatli görülen bütün ibadetler, sık sık
maruz kaldığımız belâ ve musibetler; içine düşmeme cehdiyle dişimizi sıkıp
sabrettiğimiz günahlar ve mâsiyetler dahi -onlara karşı tavrımızı iyi belirleyebildiğimiz
takdirde- birer nisbî güzellik ifade etmektedirler.
“Hakikî güzellik Hakk'a ait,
kusursuz kemal de O'na "özgü" ve O'nun lâzımıdır. Topyekün varlık,
O'nun değişik tecellîlerinin birer farklı aynası, her nesne ve her hâdisenin
çehresinde temâşâ ettiğimiz mânâ, muhteva, parlaklık ve câzibe de -aynaların
kabiliyetine göre- O'nun güzelliğinin küçük bir parıltısı ve varlığının zayıf
bir ziyasıdır. ”
Neticede her şey uyumla güzelleşiyor…
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ORHAN KESKİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

TÜRKMEN TERZİ

ABDULLAH AYMAZ

Adalet Bakanı'nın tapu kayıtlarını sorgulayan müdü...

Muhittin Böcek birşeye mi zorlanıyor? Akın Gürlek,...

Yatırım altın ve konuttan, faiz ve borsaya kayıyor

Dogalgaz ve Elektiriğe Nisan ayında zam yolda mı?

ABD paraşütçü birliklerin Ortadoğu'ya doğru yola ç...






