Güzellik nedir?

Okuma Süresi 10 dkYayınlanma Pazartesi, Ocak 26 2026
Paylaş
X Post
Güzellik nedir?

Bir görüşe göre güzellik uyumdan ibarettir. Bir zaman, on tane dünya güzelinin birisinin gözünü, birisinin yüzünü, birisinin burnunu, birisinin  kulağını, birisinin yanağını, birisinin yanağındaki benini ve diğer güzel yerlerini resimlerinden alıp bir araya getirmişler, neticede çirkin suret çıkmış. Çünkü bir beyazın, sarışının, bir kızıl renkli güzelin, bir siyahinin yüzünde o parçalar uyum içinde yerlerinde güzel durur. Ama siz onu alır, başka renkte ve şekildeki bir güzele eklerseniz, ne âhenk kalır, ne güzellik kalır. Yani esas olan bütüne uyumdur.  Onun için İslâmiyetin hükümlerini, mesele miras hakkındaki prensiplerini şimdi bireysellik anlayışı içinde hareket eden ve kadın erkek, evinin dışında çalışmak zorunda olan insanlara göre değerlendirirseniz hata edersiniz.

         Seneler önce bir yurt dışı toplantısında İstanbul’da istişare yapıyorduk. Yurt dışındaki okullarımızdaki öğretmen ve müdürler geliyor, onların ihtiyaçları, zümre toplantıları, yeni eğitim metodları ve Hizmet’le ilgili gündemler konuşuluyordu. İki-üç ayda bir bu gelenlere bilgiler aktarılıyordu. Eğitim ve rehberlikte tecrübeli arkadaşlar onlar gelinceye kadar beslenme kaynaklarından bilgiler hazırlıyorlardı. Onlar da sanki anne kuşun gıda getirmesini bekleyen yavrular gibi onlardan bir şeyler bekliyorlardı. Fakat yurt dışına bakan arkadaşlarımızın yükleri çok ağır olduğu ve onun dışında da pek çok meşguliyetleri olduğu için, o gelenlere kısıtlı şeyler aktarabiliyorlardı. Meselenin esas derdini çeken mânevî gıdaları hazırlayanların birşeyler anlatmasına imkân verilmiyordu.

“Bu mevzuları sizden iyi bilen, aylarca hazırlananlar var!”  meâlinde bağırdım… Sonra diğer arkadaşlarımız, ağabeylerimiz beni uyardılar. “Buraya gelenler bizi böyle kavga eder tarzda görürlerse; Bu ağabeyler kendi aralarında uyumsuzlar diyerek  üzülürler.” dediler. Haklıydılar. Ben herkesten özür diledim… Uyarı, uyum, uyum. Çok önemli… Hadis-i şerifte de “Adımlarınızı en yavaş gidenlere göre ayarlayınız!..”  buyuruluyor.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi güzel ve güzellik ile ilgili söyledikleri:

“Gözümüzü, gönlümüzü okşayan, ruhlarımızda heyecan ve takdir hisleri uyaran, sonra gidip iç âlemimizde estetiğe dönüşen ve bize tarifi güç en tatlı, en neşeli anlar yaşatan mefhum, mânâ, muhteva, manzara gibi şeyler ya da bunların ihsas ve imtisas keyfiyetleridir güzellik. Böyle bir yaklaşımla konunun çerçevesi biraz daraltılmış görülse de, bu da bir yorumdur. Eskiden beri, bedîiyât (estetik) unvanıyla değişik anlayış ve görüşler açısından defaatle üzerinde durularak farklı tariflere tâbi tutulan güzelliği, bundan sonra da, varlık, tabiat ve insanı, hatta tabiat ötesini, sonra bunların birbirleriyle münasebetlerini; her birerlerinin mânâ, mefhum ve muhtevalarını; bütününü birden veya her birerlerini teker teker duyup zevk etme, zevk edip değerlendirme, değerlendirip gerçek çerçevelerine yerleştirme yolunda kim bilir daha kaç defa yorumlayacak, seslendirecek ve tariflere tâbi tutacağız. Onu şimdilik, geleceğin bedîiyât üstadlarına bırakarak, biz burada sadece, kendi inanç, kendi duygu ve düşünce dünyamızda, güzelden, güzellikten ne anladığımıza küçük bir-iki atıfta bulunmak istiyoruz.

“Bizim düşünce dünyamızda, her güzel nesne veya obje Hak güzelliğinin bir aynası ve bir aks-i sadâsıdır. Öyle ki, gönüllerimizde takdir, sevgi, hayranlık ve heyecan uyaran her manzara, her âhenk, her ses, her tenasüp, her motif O Güzeller Güzeli'nin bir tecellîsi olması itibarıyla, duygularımız her zaman O'nun solmayan güzelliğinin akisleriyle renklendiğinden, kendimizi hep güzellerle ve güzelliklerle iç içe görür, fenâ ve zevalin kasıp kavuran fırtınaları karşısında dahi sürekli bahar temâşâ ve duygularıyla yaşarız. Ve yine böyle bir iç plân ve bakış zaviyesi sayesinde ölüm ve zevalleri yeniden var olmanın yolu, sararıp solmaları daha taze renklere yürümenin köprüsü, bozulan tenasüpleri de en baş döndürücü âhenklerin esası sayarız; sayar ve her zaman kendimizi ebedî güzelliklerin gel-gitleri arasında hisseder; dolayısıyla da ne hazanın ekşi yüzünü görür, ne yok olup gitmelerin karanlıklarına takılır, ne de gidip geriye dönmemenin hasret ve hicranlarını duyarız. Aksine, imanın zatî güzelliklerinin yanında, ümidin şahlandıran havasını soluklar; değişik beklentilerin farklı dalga boyundaki televvünleriyle coşar; kalbî ve ruhî beklentilerimize ulaşmanın biricik köprüsü diyerek salih amellere koşar; her amelimizde ihlâs vesayetine ve ihsan murâkabesine sığınır; davranışlarımızı bitevî güzel ahlâka bağlayarak Allah ve insanlarla münasebetlerimizde her zaman içten, anlayışlı, şefkatli ve yapıcı olmaya çalışır ve düşündüğümüz, hissettiğimiz, inandığımız, sonra da yerine getirdiğimiz bu işlerin hemen hepsini, hayatımızın en olumlu yanları ve en güzel kareleri kabul ederiz. Bize göre iman, ufkumuzu aydınlatan bir ışık ve beklentilerimiz adına da bir ümit kaynağıdır ve ancak onunla yokluk kaynaklı kaoslar aşılabilir ve onunla bir ucu gönüllerde, diğer ucu da gidip ebedî Cennet saraylarına dayanan bir mutluluğa ulaşılabilir. İşte, bu güç ve enginliğiyle iman bizzat güzeldir. İnsan, ancak onunla dağınıklıktan kurtulup tevhide ulaşabilir; Hakk'a yönelip endişelerden sıyrılabilir ve dünya-ahiret saadetine erebilir.

“Bunlar, hemen hepsi iç içe güzelliklerdir ve bu güzellikleri duyup zevk etmenin sihirli anahtarı da imandır. İmana ulaştıran yollardan olması itibarıyla, kâinat kitabının fasıl, bölüm ve paragrafları ya da bu koskoca meşherin varlık, eşya ve hâdiseler unvanıyla değişik tezahürleri, değişik enstrümanları; sonra bütün bunları değerlendirecek insan mantığı, insan düşüncesi; tabiî, tekvînî bu hususların yanında, teşriî açıdan, yine imanla irtibatlı olup ona dayanan, onun bağrında serpilip gelişen bilumum salih ameller, ahlâkî davranışlar, ümitler, recâlar, ebedî var olma beklentileri de, imana ulaşmanın, onda derinleşmenin, mârifete ermenin, muhabbetle gerilmenin, ruhanî zevklerle kendinden geçmenin yolları ve semereleri olarak güzeldirler. Hatta temelinde iman, teslim ve tevekkül olması açısından, dış yüzleri itibarıyla meşakkatli görülen bütün ibadetler, sık sık maruz kaldığımız belâ ve musibetler; içine düşmeme cehdiyle dişimizi sıkıp sabrettiğimiz günahlar ve mâsiyetler dahi -onlara karşı tavrımızı iyi belirleyebildiğimiz takdirde- birer nisbî güzellik ifade etmektedirler.

“Hakikî güzellik Hakk'a ait, kusursuz kemal de O'na "özgü" ve O'nun lâzımıdır. Topyekün varlık, O'nun değişik tecellîlerinin birer farklı aynası, her nesne ve her hâdisenin çehresinde temâşâ ettiğimiz mânâ, muhteva, parlaklık ve câzibe de -aynaların kabiliyetine göre- O'nun güzelliğinin küçük bir parıltısı ve varlığının zayıf bir ziyasıdır.

Neticede  her şey uyumla güzelleşiyor…