Hayatımızın mimarı şikayet mi şükür mü?

Bazı insanların neden sürekli gergin, sabırsız ve mutsuz olduğunu hiç düşündünüz mü? Belki de mesele yaşadıkları hayat değil mesele hayata bakış açılarıdır. Hayatınızı hangi kelimeleri kullanarak anlattığınız çok önemlidir. Çünkü beyin, anlatılanı ciddiye alır ve tekrar edileni gerçek sanır.
Hele güne başlarken zihinde bir liste oluşuyorsa eyvah trafik, çocuklar, işler gibi her şey hızlıca “şikayet edilecekler” dosyasına girer. Zamanla bu tekrardan dolayı insan, yaşamı gerçekten zor ve sorunlu olarak algılamaya başlar.
Zihinsel Filtrelemede "Gri Gözlük" Etkisi
Şikayet etmek, başlangıçta sadece bir stres atma yöntemi gibi görünür. Ancak her şikayet, beyindeki nöral yolları o yönde güçlendirir. Bir süre sonra zihin, etrafındaki güzellikleri veya fırsatları "gereksiz veri" olarak silmeye başlar. Sabah bindiğiniz otobüsteki boş koltuğu değil, yanınızdaki kişinin yüksek sesle konuşmasını görürsünüz. Dünya değişmez, ama sizin dünyayı algıladığınız filtre kirlenir.
Ayrıca ilginç bir şekilde, şikayet etmek bize pasif bir güç hissi verir. Sorunu tespit ettiğimizde kendimizi o sorundan üstün veya haklı hissederiz. Fakat bu bir yanılsamadır; çünkü şikayet etmek, çözüme yönelik eylemi felç eder.Ve bir döngü oluşur. Sorun var! Şikayet et! Mağdur hisset! Eyleme geçme! Bu döngü, hayatın kontrolünün bizde değil, dış etkenlerde (başkaları, trafik, patron, ekonomi) olduğu inancını kökleştirir. Bu dosyalama sistemi sadece bireyselde de kalmaz. Bizim gibi düşünenlerle "şikayet birliği" üzerinden bağ kurmaya başlarız. Ortak bir düşman bulmak, geçici bir aidiyet hissettirir. Ancak bu bağ, zehirli bir zemine kuruludur; bir araya geldiğimizde birbirimizin enerjisini yükseltmek yerine mevcut "şikayet dosyalarını" senkronize ederiz.
Beyniniz kendi gerçeğinizi inşa ediyor
Beynimiz kullandığımız dille sürekli yeniden şekillenen dinamik bir sistem olarak yaratılmıştır. Bu duruma “nöroplastisite” denir. Yani beyin, tekrar eden düşünce kalıplarını güçlendirir, kullanılmayanları ise zayıflatır. Bu noktada şikayetin etkisi düşündüğümüzden çok daha derindir. Her şikayet, beyinde “tehdit algılama sistemi”nin bulunduğu bölge olan amigdalanın çalışmasını tetikler. Şikayetler tekrar ettikçe beyin bu “şikayet modunu” öğrenir. Bir süre sonra dış dünyayı nötr değil, potansiyel tehditlerle dolu bir yer gibi algılamaya başlar. Küçük gecikmeler, basit yanlış anlamalar bile zihinde gereğinden büyük alarm sistemlerini devreye sokabilir. Kronik huzursuzluk hali çoğu zaman karakterden çok, yıllar içinde yerleşmiş zihinsel bir alışkanlığın ürünüdür.
Nöroplastisite tek yönlü çalışmaz. Yani beyin yalnızca şikayete ve strese değil, sükunete ve şükür etmeye de yeniden programlanabilir. Tehdit görmeye alıştıysa, huzurlu hissetmeye de alışabilir. Bu dönüşümün en temel araçlarından biri ise sandığımızdan daha basittir: kullandığımız kelimeler.
Kullandığımız kelimeler yalnızca iletişim aracı değil, zihinsel mimarinin temel yapı taşlarıdır. Sürekli şikayet eden bir dil, zamanla şikayeti besleyen bir zihin yapısını güçlendirir. Buna karşılık çözüm odaklı ve farkındalık içeren bir dil, beyinde farklı nöral ağlar oluşturur. Ancak bu durum, yüzeysel bir “pozitif düşün” çağrısı değildir; mesele gerçekleri inkâr yerine, zihnin nasıl yorumladığını fark etmek ve bu yorumu dönüştürebilmektir.
Düşünce Biçimini Değiştiren İfadeler
Bu dönüşümün günlük hayattaki karşılığı ise küçük ama etkili seçimlerde ortaya çıkar. Sabah “Bugün yine mi kötü geçecek” demek yerine “Bugün bana ne katacak?” sorusunu sormak, beyinde farklı bir devreyi harekete geçirir. Aynı şekilde, bir sorun karşısında sadece yakınmak yerine çözüm üretmeye yönelmek, zihinsel gerginliği azaltır ve daha dengeli bir noktaya taşır. Belki de asıl mesele, hayatı değiştirmeye çalışmadan önce onu hangi pencereden gördüğümüzdür. Çünkü bakış açısı değişmeden, yaşananların anlamı da değişmez.
“Andolsun, eğer şükrederseniz siz(e olan nimetim)i artırırım” ayeti de bu bakış açısına ve manevi dönüşüme işaret eder. Buradaki “artış”, yalnızca maddi nimetlerle sınırlı değildir; anlayışın genişlemesi, huzurun ve bereketin artması da bu kapsamda değerlendirilir. Şükür, yalnızca dil ile söylenen bir söz değil; verilen nimeti fark etmek, onu yerli yerinde kullanmak ve kalben kıymetini bilmek anlamına gelen bütüncül bir tavırdır. Nimete odaklandıkça onu fark eder, fark ettikçe kıymetini bilir ve kıymetini bildikçe o nimetten aldığımız lezzet artar. Her şeye farklı ve güzel nazarla bakmaya başlarız. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır. Buna karşılık şikayet edince, mevcut olan nimet de sıradanlaşır ve görünmez hale gelir. Yani şikayet şikayeti, şükür şükrü çoğaltır.
Öyleyse bu hafta kendi kendinize basit bir gözlem yapın: Kaç kez şikayet ettiniz? Ve her bir şikayetin yerine hangi soruyu veya şükrü koyabilirdiniz? Yerine koyduklarınız size ne hissettirdi? Çünkü bu küçük farkındalık bile yalnızca bir gününüzü değil, hayatınızın nasıl şekilleneceğini de belirler.
Yazıyı dinlemek isterseniz:
https://open.spotify.com/episode/6KqC6R2hI47Bvq0UZ3a9kZ?si=ocwca-k1TwmppsKlq02elQ
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar
ESRA BÜYÜKCOMBAK

HARUN TOKAK

ŞERİF ALİ TEKALAN

NUMAN YILMAZ YİĞİT

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

Yargıtay’dan 'Memnu Hakların İadesi'ne net çizgi: ...

AKP'nin çözümü x-ray, turnike, panik butonu... Pek...

İran barış şartlarını Pakistan'a sundu

Trump'tan şok eden karar: Pakistan'a müzakere için...

16 yıllık iktidarı devrilen Orban hakkında flaş id...






