İhtiyarın sabrı

Okuma Süresi 14 dkYayınlanma Pazartesi, Mart 9 2026
Paylaş
X Post
İhtiyarın sabrı


Vaktiyle bir köyde yaşlı bir adam yaşarmış. Fakir ama vakur, sabırlı bir insanmış. Bir tek atı varmış. Hem çok güzel, hem de çok güçlü bir at. Köyde herkes o atı kıskanırmış. Komşuları sık sık derlermiş ki: “Bu atı sat da rahat et. Sana bir servet verirler.” Yaşlı adam ise sakin bir sesle cevap verirmiş: “O bir servet değil, benim dostum, dost satılır mı?’’. Bir sabah köylüler öğrenmişler ki at ahırdan kaçmış. Herkes yaşlı adamın evine koşmuş. “Yazık oldu! Büyük talihsizlik! At gitti, servetin gitti!’’. Yaşlı adam yine aynı sükûnetle demiş ki: "Talihsizlik mi, değil mi; onu bilmiyorum. Bildiğim tek şey atın ahırda olmadığıdır. Şimdi sabırla bekleme zamanı, gerisi sizin yorumunuz.’’

Aradan birkaç gün geçmiş. Bir sabah at geri dönmüş. Hem de yanında dağlardan getirdiği on iki yabani atla birlikte! Köylüler hayretler içinde kalmış: “Büyük şans! Bir atın vardı, şimdi on üç atın oldu!” Yaşlı adam yine sakin: “Şans mı, değil mi, onu bilmiyorum. Ben sabrettim, Rabbime dua ettim. Atım on iki atla geri döndü. Gerisi sizin yorumunuz.” Yaşlı adamın bir de oğlu varmış. Genç ve güçlü bir delikanlı. Yabani atları ehlileştirmeye çalışırken attan düşmüş, bacağı kırılmış. Köylüler yine gelmiş.

“İşte gördün mü! Bu sefer gerçekten felaket! Oğlun sakat kaldı!’’ Yaşlı adam yine aynı teslimiyetle: “Felaket mi değil mi, bilmiyorum. Tabii ki buna da sabredeceğim ve oğlumun şifası için dua edeceğim, hepsi bu.” Aradan birkaç hafta geçmiş. O sırada ülkede savaş çıkmış. Köye askerler gelmiş, eli silah tutan bütün gençleri askere almışlar. Yaşlı adamın oğlu ise bacağı kırık olduğu için alınmamış. Savaşa giden gençlerin çoğu geri dönememiş. Köylüler bu kez yaşlı adama gözleri dolu dolu bakmışlar: "Sen haklıymışsın. Senin oğlun kurtuldu. Ne büyük şans!’’

Yaşlı adam yine aynı sözü söylemiş: “Şans mı değil mi, onu da bilmiyorum. Hayat uzun bir zincirdir. Biz sadece bir halkasını görürüz. Gerisi Allah’ın takdiri. Ben de en hayırlısı için dua ediyorum.’

Bu kıssa bize şunu öğretir:

Hayatta “iyi” dediğimiz şey bazen kötüye, “kötü” dediğimiz şey bazen de hayra dönüşebilir. İnsan, olayların tamamını göremez. Sabır, işte bu göremediğimiz kısmı Allah’a bırakabilmektir, O’na dua edebilmektir. “Olanda hayır vardır’’ diyebilmektir.

Sabır, hüküm vermede acele etmemek, yaşananı hemen “felaket” ya da “nimet” diye etiketlememektir. Çünkü zaman, hakikatin en büyük tercümanıdır. Her zaman, her konuda daima Allah’tan en hayırlısını istemek, kula düşen bir görevdir.

Farklı kültür ve farklı dinlerdeki her insan, aşağı yukarı sabrın önemini bilir. Sabırlı olmanın kıymetini ve sabırlı olabilmeye gayret etmenin faydalarını da dinlemiştir, görmüştür, yaşamıştır. Sabır modunu her zaman, her yerde ve her şartta kullanabilme bir bakıma, bu konuda tecrübeli olma ve onu pratik hayata taşımaya bağlıdır.

Ayrı bir ifadeyle, insanın birinci fıtratını, ikinci fıtrat haline getirmesi çok önemlidir. Allah her insana annesinden, babasından genlerle gelen  farklı bir fıtrat, yani yaratılış özellikleri vermiştir. Buna birinci fıtrat denir. Bu fıtratta, insan aceleci, sinirli, geçimsiz, çok hassas, vurdumduymaz, çok alıngan gibi bir çok özelliğe sahip olabilir. İnsan, kendisi gayret ederek, okuyarak, dinleyerek, başkalarını da örnek alarak bu özelliklerini değiştirebilme durumuna gelebilir ki işte buna da ikinci fıtrat denir. Sabır konusu da her insanın bu ikinci fıtrat konumunu elde etmesine bağlıdır ve mutlaka edinilmelidir. Bu durumu kazanan insan da, “sabırlı insan“, “sabır kahramanı“ “mütevekkil insan”, “mülayim” gibi sıfatlarla anılır.

“Sabrımı taşırma” cümlesinden hareketle insan,vicdanında sabra o kadar geniş bir yer ayırmalıdır ki sabır, asla hiçbir zaman taşmasın.

Sabırla ümit, iç içe iki özelliktir. Sabırsız ümit olmaz, ümitsiz de sabır olmaz. Dolayısıyla insanın hem sabırlı, hem de ümitli olması, insan olmanın gereklerindendir. Her zaman, her durumda, daima sabırlı olmanın yanında, şartlar ne olursa olsun, insanın ümidini de asla yitirmemesi çok önemlidir.

Sabırlı insanlar, yukarıdaki anekdotta da anlatıldığı gibi aceleci değildirler, hemen karar vermezler. Biraz işin önünü sonunu düşünürler, araştırırlar, sonra da istişare ile en uygun kararı verirler.

Dünya hayatı, bir imtihan yeridir ve kısa süreli bir hayattır. Esas kalıcı olan öbür alemdir. Bu imtihanda insanlar ne kadar dikkatli olur, dikkatli yaşar, duyduklarını, öğrendiklerini, güzel bir şekilde pratiğe geçirebilirlerse, öbür alemi kazanma şansları çok daha yükselir. İnsana kırmızı kartın ne zaman gösterileceği de belli değildir. Bu durumda insanın bu hayatı çok ciddi bir şekilde, süzerek, anlayarak ve dikkatli bir şekilde yaşayarak geçirmesi, öbür alemi kazanma adına çok önemlidir.

 İşte sabır da, bu imtihanı başarıyla verebilmenin en büyük faktörlerinden birisidir. Ne edip, ne yapıp bu sabır modunun olması gerektiği gibi edinilmesi ve kullanılması insana hem bu dünyada, hem de öbür alemde çok güzellikler kazandıracaktır. Sabrı hiçbir zaman vurdumduymazlıkla karıştırmamak gerekir. Burada hiçbir konuya aldırış etmeme, ilgilenmeme gibi bir durum söz konusudur ki sabırda böyle bir yaklaşım söz konusu değildir.

Hz.Yusuf (a.s.)’ın kuyuya atılması ile ilgili olarak babası Hz.Yakup (a.s.), Kur’anda Yusuf suresi 18.ayette mealen, "…..artık bana düşen, ümitvar olarak güzelce sabretmektir (sabrun cemil: feryatsız, şikayetsiz, soğukkanlı ve mütevekkil bir şekilde belayı karşılamak demektir).

Kur’an’ı Kerimde sabırla ilgili bazı ayetler şöyledir:

– Bakara Suresi 153. Ayet: “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”

- Zümer Suresi 10. Ayet: “Şüphesiz sabredenlere mükâfatları hesapsız olarak verilecektir.”

         Fethullah Gülen Hocaefendi’nin sık tekrar ettiği beş önemli esas; iman, ümit, azim, kararlılık ve aktif sabırdır. Aktif sabır, herhangi bir hadisenin güzel bir şekilde neticelenmesi için sabırla beklerken, o hadiseyle ilgili başka tamamlanması gereken konuları da halletme anlamında olup, yalnızca oturup beklemek değildir. Hocaefendi’nin "zamanın çıldırtıcılığına karşı sabır’’ tabiri de bu çerçevede ele alınmalıdır. Burada da, bir konunun hemen, çok çabuk halledilmesi düşünülürken, belli bir zamanı mecburen bekleme durumunun da göz ardı edilmemesi anlamına gelir.

         Hz. Eyüp (a.s.); malını, evlatlarını ve sağlığını kaybetti; ağır bir hastalıkla uzun yıllar imtihan edildi. Dilini şikâyetten korudu, kalbini ümitsizliğe düşürmedi, Rabbine olan güvenini sarsmadı. Bediüzzaman, “sabır kahramanı” ifadesini Hz. Eyüp (a.s.) için kullanır.

         Ona göre Hz. Eyüp’ün sabrı: musibete karşı isyan etmemek, şikâyeti insanlara değil Allah’a yapmak, imtihanı ubûdiyet (kulluk) vesilesi görmek şeklinde tecelli etmiştir.

         İnsan hayatı, sevinçle kederin, nimetle imtihanın iç içe geçtiği uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta en güvenilir azık ise sabırdır. Sabır, pasif bir bekleyiş değil; bilinçli bir duruş, iradeli bir direnç ve Rabbine güvenerek ayakta kalma ahlâkıdır.

         Hz. Muhammed (ASV) ise, sabrın mahiyetini şu sözle özetler: “Sabır, musibetin ilk anındadır.’’ Asıl sabır, acının en taze olduğu anda gösterilen metanettir. İlk sarsıntıda teslimiyet gösterebilmek, kalbi isyandan koruyabilmek… İşte sabrın cevheri budur. Zaman geçtikçe insan zaten alışır; fakat sabır, o ilk anda Rabbine yönelip “Bu da Sen’dendir” diyebilmektir.

Yine Hz.Muhammed (ASV) şöyle buyurur: “Kim sabretmeye çalışırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir nimet verilmemiştir.” Sabır, musibette metanet, nimet karşısında taşkınlığa kapılmamak, günah karşısında direnmek, uzun vadeli hayırlara kısa vadeli arzuları feda edebilmektir.

Neticede sabır, kuru bir dayanma değil; Allah’a güvenerek ayakta kalma sanatıdır. Sabreden insan, dış şartlardan bağımsız bir iç huzur kazanır. Ve belki de sabrın en büyük mükâfatı, daha dünyadayken kalpte doğan o derin sükûndur.

Sabır, sadece büyük musibetlerde değil, günlük hayatta da gereklidir. Bir aile içinde kırıcı olmamak sabır ister. Evlat yetiştirmek sabır ister. Hastalıkla mücadele sabır ister. İnsanın kendi nefsine karşı direnci sabır ister. Sabır, aslında her gün küçük küçük verilen bir ahlâk sınavıdır. Kur’ân’da “Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara 2/153) buyurulur. Bu beraberlik, sabrı sadece bir erdem değil, ilâhî yakınlığın yolu haline getirir.

Bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey belki de budur; Tepkisellik yerine sükûnet, öfke yerine merhamet, acelecilik yerine hikmet. Çünkü sabır, insanı küçültmez; yüceltir. Kırmaz, olgunlaştırır. Yavaşlatmaz; derinleştirir. Ve çoğu zaman, kaderin kapısını açan anahtar, sabırdır.

O halde ne dersiniz sabırlı olmaya ve sabırlı kalmaya?

 

Bu haberler de ilginizi çekebilir