İhtiyarın sabrı

Vaktiyle bir köyde yaşlı bir adam yaşarmış. Fakir ama vakur, sabırlı bir
insanmış. Bir tek atı varmış. Hem çok güzel, hem de çok güçlü bir at. Köyde
herkes o atı kıskanırmış. Komşuları sık sık derlermiş ki: “Bu atı sat da rahat
et. Sana bir servet verirler.” Yaşlı adam ise sakin bir sesle cevap verirmiş:
“O bir servet değil, benim dostum, dost satılır mı?’’. Bir sabah köylüler
öğrenmişler ki at ahırdan kaçmış. Herkes yaşlı adamın evine koşmuş. “Yazık
oldu! Büyük talihsizlik! At gitti, servetin gitti!’’. Yaşlı adam yine aynı
sükûnetle demiş ki: "Talihsizlik mi, değil mi; onu bilmiyorum. Bildiğim
tek şey atın ahırda olmadığıdır. Şimdi sabırla bekleme zamanı, gerisi sizin
yorumunuz.’’
Aradan birkaç gün geçmiş. Bir sabah at geri dönmüş. Hem de yanında
dağlardan getirdiği on iki yabani atla birlikte! Köylüler hayretler içinde
kalmış: “Büyük şans! Bir atın vardı, şimdi on üç atın oldu!” Yaşlı adam yine
sakin: “Şans mı, değil mi, onu bilmiyorum. Ben sabrettim, Rabbime dua ettim.
Atım on iki atla geri döndü. Gerisi sizin yorumunuz.” Yaşlı adamın bir de oğlu
varmış. Genç ve güçlü bir delikanlı. Yabani atları ehlileştirmeye çalışırken
attan düşmüş, bacağı kırılmış. Köylüler yine gelmiş.
“İşte gördün mü! Bu sefer gerçekten felaket! Oğlun sakat kaldı!’’ Yaşlı
adam yine aynı teslimiyetle: “Felaket mi değil mi, bilmiyorum. Tabii ki buna da
sabredeceğim ve oğlumun şifası için dua edeceğim, hepsi bu.” Aradan birkaç
hafta geçmiş. O sırada ülkede savaş çıkmış. Köye askerler gelmiş, eli silah
tutan bütün gençleri askere almışlar. Yaşlı adamın oğlu ise bacağı kırık olduğu
için alınmamış. Savaşa giden gençlerin çoğu geri dönememiş. Köylüler bu kez
yaşlı adama gözleri dolu dolu bakmışlar: "Sen haklıymışsın. Senin oğlun
kurtuldu. Ne büyük şans!’’
Yaşlı adam yine aynı sözü söylemiş: “Şans mı değil mi, onu da
bilmiyorum. Hayat uzun bir zincirdir. Biz sadece bir halkasını görürüz. Gerisi
Allah’ın takdiri. Ben de en hayırlısı için dua ediyorum.’
Bu kıssa bize şunu öğretir:
Hayatta
“iyi” dediğimiz şey bazen kötüye, “kötü” dediğimiz şey bazen de hayra
dönüşebilir. İnsan, olayların tamamını göremez. Sabır, işte bu göremediğimiz
kısmı Allah’a bırakabilmektir, O’na dua edebilmektir. “Olanda hayır vardır’’
diyebilmektir.
Sabır, hüküm vermede acele etmemek, yaşananı hemen
“felaket” ya da “nimet” diye etiketlememektir. Çünkü zaman, hakikatin en büyük
tercümanıdır. Her zaman, her konuda daima Allah’tan en hayırlısını istemek,
kula düşen bir görevdir.
Farklı kültür ve farklı dinlerdeki her insan, aşağı yukarı sabrın
önemini bilir. Sabırlı olmanın kıymetini ve sabırlı olabilmeye gayret etmenin
faydalarını da dinlemiştir, görmüştür, yaşamıştır. Sabır modunu her
zaman, her yerde ve her şartta kullanabilme bir bakıma, bu konuda tecrübeli
olma ve onu pratik hayata taşımaya bağlıdır.
Ayrı bir ifadeyle, insanın birinci fıtratını, ikinci fıtrat haline
getirmesi çok önemlidir. Allah her insana annesinden, babasından genlerle
gelen farklı bir fıtrat, yani yaratılış
özellikleri vermiştir. Buna birinci fıtrat denir. Bu fıtratta, insan
aceleci, sinirli, geçimsiz, çok hassas, vurdumduymaz, çok alıngan gibi bir çok
özelliğe sahip olabilir. İnsan, kendisi gayret ederek, okuyarak, dinleyerek,
başkalarını da örnek alarak bu özelliklerini değiştirebilme durumuna gelebilir
ki işte buna da ikinci fıtrat denir. Sabır konusu da her insanın bu
ikinci fıtrat konumunu elde etmesine bağlıdır ve mutlaka edinilmelidir. Bu
durumu kazanan insan da, “sabırlı insan“, “sabır kahramanı“ “mütevekkil insan”,
“mülayim” gibi sıfatlarla anılır.
“Sabrımı taşırma” cümlesinden hareketle insan,vicdanında sabra o kadar
geniş bir yer ayırmalıdır ki sabır, asla hiçbir zaman taşmasın.
Sabırla ümit, iç içe iki özelliktir. Sabırsız ümit olmaz, ümitsiz de
sabır olmaz. Dolayısıyla insanın hem sabırlı, hem de ümitli olması, insan
olmanın gereklerindendir. Her zaman, her durumda, daima sabırlı olmanın
yanında, şartlar ne olursa olsun, insanın ümidini de asla yitirmemesi çok
önemlidir.
Sabırlı insanlar, yukarıdaki
anekdotta da anlatıldığı gibi aceleci değildirler, hemen karar vermezler. Biraz
işin önünü sonunu düşünürler, araştırırlar, sonra da istişare ile en uygun
kararı verirler.
Dünya hayatı, bir imtihan yeridir ve kısa
süreli bir hayattır. Esas kalıcı olan öbür alemdir. Bu imtihanda
insanlar ne kadar dikkatli olur, dikkatli yaşar, duyduklarını, öğrendiklerini,
güzel bir şekilde pratiğe geçirebilirlerse, öbür alemi kazanma şansları çok
daha yükselir. İnsana kırmızı kartın ne zaman gösterileceği de belli
değildir. Bu durumda insanın bu hayatı çok ciddi bir şekilde, süzerek,
anlayarak ve dikkatli bir şekilde yaşayarak geçirmesi, öbür alemi kazanma adına
çok önemlidir.
İşte sabır da, bu imtihanı
başarıyla verebilmenin en büyük faktörlerinden birisidir. Ne edip, ne yapıp bu
sabır modunun olması gerektiği gibi edinilmesi ve kullanılması insana hem bu
dünyada, hem de öbür alemde çok güzellikler kazandıracaktır. Sabrı hiçbir zaman
vurdumduymazlıkla karıştırmamak gerekir. Burada hiçbir konuya aldırış
etmeme, ilgilenmeme gibi bir durum söz konusudur ki sabırda böyle bir yaklaşım
söz konusu değildir.
Hz.Yusuf (a.s.)’ın kuyuya atılması
ile ilgili olarak babası Hz.Yakup (a.s.), Kur’anda Yusuf suresi 18.ayette
mealen, "…..artık bana düşen, ümitvar olarak güzelce sabretmektir (sabrun
cemil: feryatsız, şikayetsiz, soğukkanlı ve mütevekkil bir şekilde belayı
karşılamak demektir).
Kur’an’ı Kerimde sabırla ilgili bazı ayetler şöyledir:
– Bakara Suresi 153. Ayet: “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile yardım
isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
- Zümer
Suresi 10. Ayet: “Şüphesiz sabredenlere mükâfatları hesapsız olarak
verilecektir.”
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin sık tekrar ettiği beş önemli esas; iman, ümit, azim,
kararlılık ve aktif sabırdır. Aktif sabır, herhangi bir hadisenin
güzel bir şekilde neticelenmesi için sabırla beklerken, o hadiseyle ilgili
başka tamamlanması gereken konuları da halletme anlamında olup, yalnızca oturup
beklemek değildir. Hocaefendi’nin "zamanın çıldırtıcılığına karşı
sabır’’ tabiri de bu çerçevede ele alınmalıdır. Burada da, bir konunun
hemen, çok çabuk halledilmesi düşünülürken, belli bir zamanı mecburen bekleme
durumunun da göz ardı edilmemesi anlamına gelir.
Hz. Eyüp (a.s.); malını,
evlatlarını ve sağlığını kaybetti; ağır bir hastalıkla uzun yıllar imtihan
edildi. Dilini şikâyetten korudu, kalbini ümitsizliğe düşürmedi, Rabbine olan
güvenini sarsmadı. Bediüzzaman, “sabır kahramanı” ifadesini Hz.
Eyüp (a.s.) için kullanır.
Ona göre Hz. Eyüp’ün sabrı: musibete
karşı isyan etmemek, şikâyeti insanlara değil Allah’a yapmak, imtihanı ubûdiyet
(kulluk) vesilesi görmek şeklinde tecelli etmiştir.
İnsan hayatı, sevinçle kederin, nimetle
imtihanın iç içe geçtiği uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta en güvenilir azık
ise sabırdır. Sabır, pasif bir bekleyiş değil; bilinçli bir duruş, iradeli bir
direnç ve Rabbine güvenerek ayakta kalma ahlâkıdır.
Hz. Muhammed (ASV) ise, sabrın
mahiyetini şu sözle özetler: “Sabır, musibetin ilk anındadır.’’ Asıl
sabır, acının en taze olduğu anda gösterilen metanettir. İlk sarsıntıda
teslimiyet gösterebilmek, kalbi isyandan koruyabilmek… İşte sabrın cevheri
budur. Zaman geçtikçe insan zaten alışır; fakat sabır, o ilk anda Rabbine
yönelip “Bu da Sen’dendir” diyebilmektir.
Yine Hz.Muhammed (ASV) şöyle buyurur:
“Kim sabretmeye çalışırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha
hayırlı ve daha geniş bir nimet verilmemiştir.” Sabır, musibette metanet, nimet
karşısında taşkınlığa kapılmamak, günah karşısında direnmek, uzun vadeli
hayırlara kısa vadeli arzuları feda edebilmektir.
Neticede sabır, kuru bir dayanma değil; Allah’a güvenerek ayakta kalma
sanatıdır. Sabreden insan, dış şartlardan bağımsız bir iç huzur kazanır. Ve
belki de sabrın en büyük mükâfatı, daha dünyadayken kalpte doğan o derin
sükûndur.
Sabır, sadece büyük musibetlerde değil, günlük hayatta da gereklidir.
Bir aile içinde kırıcı olmamak sabır ister. Evlat yetiştirmek sabır ister.
Hastalıkla mücadele sabır ister. İnsanın kendi nefsine karşı direnci sabır
ister. Sabır, aslında her gün küçük küçük verilen bir ahlâk sınavıdır. Kur’ân’da
“Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara 2/153) buyurulur. Bu
beraberlik, sabrı sadece bir erdem değil, ilâhî yakınlığın yolu haline getirir.
Bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey belki de budur; Tepkisellik
yerine sükûnet, öfke yerine merhamet, acelecilik yerine hikmet. Çünkü sabır,
insanı küçültmez; yüceltir. Kırmaz, olgunlaştırır. Yavaşlatmaz; derinleştirir.
Ve çoğu zaman, kaderin kapısını açan anahtar, sabırdır.
O halde ne dersiniz sabırlı olmaya ve sabırlı kalmaya?
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ORHAN KESKİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

TÜRKMEN TERZİ

ABDULLAH AYMAZ

Adalet Bakanı'nın tapu kayıtlarını sorgulayan müdü...

Muhittin Böcek birşeye mi zorlanıyor? Akın Gürlek,...

Yatırım altın ve konuttan, faiz ve borsaya kayıyor

Dogalgaz ve Elektiriğe Nisan ayında zam yolda mı?

ABD paraşütçü birliklerin Ortadoğu'ya doğru yola ç...


