İlk diyalog görüşmeleri 2

Bir önceki yazımda diyaloglar adına, yaptığımız ziyaretlerden Güngör Mengi’ye, Hasan Cemal’e ve Salih Memecan’a olan ziyaretlerimizden bahsetmiştim. Bugün de devam etmek istiyorum.
Salih Memecan’dan sonra
Sabah Gazetesi’nden çıkıp İstanbul Üniversitesi’ne giderek Mehmet Altan’ı
ziyaret ettik. Dağınık ve yığılmış kitapların arasında idi. Müslümanların, hem
son derece İslam’a bağlı hem de çağını yakalamış birer demokrat olmalarını istiyor:
“Kardeşim, siz Müslümanlar da, adamın Cehenneme gitme özgürlüğünü elinden
almayın, insanları bırakın kendi haline… Müslümanlar, Avrupa hakkında ziraatçı
toplumdan sanayici topluma yükselmiş bir anlayışla Hıristiyanlığı
karıştırıyorlar. Bir Batı düşmanlığı var. Hıristiyan Batı ile Sanayi toplumu
Batı’yı birbirinden ayırmak lâzım. Yoksa dünyaya evrensel mesajlar
veremezsiniz. Sizi biraz devletçi görüyorum. Ben de devleti savunurum ama, şu
anda iflas etmiş bir sistemi devlet diye savunmam. Gerçi gerçekleri cesurca
haykırmak kolay değildir. Belki azar azar, alıştıra alıştıra söylemek gerekir.
Bu cüreti gösterenler gelecekte kazançlı olacaklardır. Çevreyi kızdırma, oy
potansiyeli kaybetme endişesi doğruları söylemeye engel olabilir. Ben,
eksikliklerin Müslümanlığa sığınıp örtülmesine karşıyım. Senin Müslümanlığın
sana… Sen gerçekten tam değilsen, kendi noksanlığını niye Müslümanlık tarafınla
örtüyorsun ki? Slogan olarak da kullanmak doğru değil: ‘Kur’an gelecek… Dertler
bitecek.’ gibi… Böyle demekle şimdi
herşey tamam mı? Hele hele ‘Müslümana kurşun işlemez!’ sloganı beni kızdırıyor. Bunu söyleyenle ben
artık ne konuşabileyim!.. Aslında içtihat kapısının açık tutulması lâzım.
Günümüzde alınacak şeylerle daha güzel yorumlar yapılabilir.” dedi.
Daha sonra Ahmet ve Mehmet
Altan’ların babaları Çetin Altan’ı evinde ziyaret ettik. Sohbetimiz uzayınca
baktım ikindi namazımız tehlikeye girecek, kendisine bu endişemi anlattım.
Hemen güzel bir seccade getirdi ve “Annem namazını bunun üzerinde şu tarafa
dönerek namazını kılardı” diyerek önümüze serdi. Namazdan sonra da hiç
unutamayacağım bir şey söyledi: “Bir zamanlar Necip Fazıl ile atışmalarımız çok
olurdu. Baktım, bir yazısında bana hücum ederken anneme de lâf atıyor. Hemen
ziyaretine gittim, dedim ki: “Üstad! Bana kızıyorsun tamam. Ama annemin ne suçu
var? Senin dediğin gibi olması hiç
mümkün mü? O Tatar Ahmet Paşanın kızı…
Eğer öyle yoldan çıkmış birisi
olsaydı bile, umumhaneye düşmesi hiç mümkün olur muydu? Bilakis annem beş vakit
namazını kılan dindar bir hanımdı… Bunları niye yazdın?’ Bunun üzerine bana ‘Ya
Çetin sen buna inanıyor musun?’ demesin mi?”
O günlerde bunları ve başka ziyaretlerimizi değerlendirdiğimizde, görüştüğümüz
şahsiyetlerin bizlerden bazı şeyler beklediklerini de anlamış olduk. Bir kere
bizden onlara, onlardan bize bir diyalog ve hoşgörü çağrısı var. İslâmiyet ise
zaten ta baştan herkesle bilhassa Ehl-i Kitap ile diyaloga hazır bir pozisyonda
bulunuyor. Âl-i İmran Suresinde “De ki: ‘Ey Ehl-i Kitap! Gelin, bizimle sizin
aramızda birleşeceğimiz, müşterek bir sözde karar kılalım!” (3/64) buyuruluyor.
Neticede Gazeteciler ve
Yazarlar Vakfı olarak olan biteni Onursal Başkanımız M. Fethullah Gülen
Hocaefendi’ye arzettik; “Güzel bir hava var. bu şahsiyetleri sizinle görüşmeye
davet edelim mi?” diye sorduk. “Aceleye gerek yok. Onları ben de ziyaret edeyim,
sonra davet ederiz.” dedi. Sağ-sol ayırt etmeden, Hocaefendi’yle beraber
ziyaretlere gittik. Doğan Grubuna olan ziyaretimizi arz edecek olursak: O zaman
Hürriyet – Milliyet aynı gruba dâhildi. Bütün yazarlar ve patron beraber bir
görüşme olmuştu. Eğitim, okullar, yurt
içi ve yurt dışı ile ilgili sorular sorulduktan ve diyaloglar üzerinde
durulduktan sonra bazı dini sorulara geçildi: Bir yazar, “Bazı radikal
görüşlere sahip kimseler bize mürted-dinsiz diyorlar. Halbuki biz Müslümanız…
Böyle mevzular için ne söyleyebiliriz?” dedi. Hocaefendi, hiç kimseye apaçık
bir inkârı olmadan kâfir-mürted denilemeyeceği söyledikten sonra, Üsame
bin Zeyd’in tam savaş sırasında, bir
düşmanın öldürüleceğini anlayınca, şehadet getirdiğini, ama bunu kalbinden gele
gele değil de, ölüm korkusundan böyle söylediğini onun için de onu öldürdüğünü
ifade edince, Efendimizin (S.A.S.) çok üzüldüğünü ve çok kızdığını, “Kalbini
yarıp da içine mi baktın?” dediğini söz
konusu ederek, “Herkesin kalbinin içindekini sadece Allah bilir. Biz zâhire
göre hükmetmek zorundayız.” dedi.
Sonra onlara dedim ki:
“Hocaefendi, bu cevabı, sırf size hoş görünmek için söylemedi. Bundan 20 sene
önce bu mealde sorular sorulmuştu. Bornova Camii’nde “Bir grup Müslüman öbür
gruba ‘dinsiz’, diyordu. Onlar da onlara “karpuz” yani içi kırmızı, Kızıl Komünist,
dışı yeşil yani Müslüman görünümlü Münafık diyordu. Bu durum, soru olarak
Hocaefendi’ye arz edilince, o gün, aynen bu gün söylediklerini söyledi…” dedim.
On Beş Sene
Sonra Anlarsın
Küçük yaşta Risale-i Nur
Külliyatını tanıdım ve hayran oldum. Cenab-ı Hakka binlerce hamd ve şükrederim.
O Kur’an hakikatları, insana öyle bir şuur ve ümit veriyordu ki, kısa zamanda
Kur’an Hakikatlerinin dünyaya yayılacağı hissini içimizde duyuyorduk. Halbuki
çevrene ve hadiselere bakınca “Nasıl olur?” diye düşünüyordum. 1963’lerde
yedi-sekiz kişilik gruplarla yaptığımız sohbetlerde de, bu hissin varlığını
fark ediyordum. Ama çevreme, üniversiteye hatta İmam-Hatip öğrencilerinin
bazılarının bile Cuma günü sinemaya kaçtığına şahit olunca çok üzülüyordum. Bir
Ağabeyimiz “Sen bunu şimdi anlayamazsın. Ancak on beş sene sonra anlarsın.
Çünkü bizim okuduğumuz eserler Kur’an hakikatları… Onları okur, hazmeder,
yaşayış haline getirirsek, çoğalmamız, matematiksel olarak yani bir, iki, üç
şeklinde değil; geometrik olarak, bir, iki, dört, sekiz, on altı, otuz iki,
altmış dört gibi çok hızlı şekilde olur” demişti. Ben buna 15 seneye varmadan
şâhit oldum…
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ORHAN KESKİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

TÜRKMEN TERZİ

ABDULLAH AYMAZ

Adalet Bakanı'nın tapu kayıtlarını sorgulayan müdü...

Muhittin Böcek birşeye mi zorlanıyor? Akın Gürlek,...

Yatırım altın ve konuttan, faiz ve borsaya kayıyor

Dogalgaz ve Elektiriğe Nisan ayında zam yolda mı?

ABD paraşütçü birliklerin Ortadoğu'ya doğru yola ç...





