İnfak ve yardımlar

Aklın hakkını vermek adına soru cevap şeklinde infak konusunu ele almaya çalışacağım. Fakat bilinmelidir ki infak tamamen bir inanç merhamet ve şefkat işidir. Bir mümin sıfatıdır. Bazı değerli sıfatlar gibi mümin olmayanlarda da bulunabilir. Cimrilik ise bir kafir sıfatıdır, bazı Müslümanlarda da olabilir. İnfakı temin eden cömertlik sıfatı, dünyada sosyal barışı sağlar ve hayatımızı daha yaşanabilir hale getirir. Cimri toplumlarda ise dünya yansa bir avuç samanı yanmayan vurdumduymaz insanlar etrafımızı sarar. Fertten cemiyetlere kadar uzanan cimrilik illeti, dünyamızı daha bir acımasız ve gaddar hale getirir.
Fakat bizim konumuz mümin bir kişideki mümin sıfatı olan cömertliktir.
Mümin olmayanların vasıf olarak cömertlikleri bahsimizin dışındadır.
1. Dinimizde yardım ve cömertliğin önemi ve
faydası nedir?
Hadis diye rivayet edilen güzel biz sözde; “Cömert fasık da olsa
cennettedir” denir. Cömertlik bize cennete giden yolları açar.
“Cömert Allah’a yakın, insanlara yakın, cennete yakındır. Cimri Allah’a
uzak, insanlara uzak ve cennete uzaktır. ” (Tirmizi, Bir, h. No: 1961)
"Kulların sabaha eriştiği her gün yeryüzüne iki melek
iner. Biri, 'Allah'ım, malını hayır yolunda harcayan (cömert) kişiye yenisini
ver' diye dua eder. Diğeri ise, 'Allah'ım, cimrilik edenin malını telef et/yok
et' diye beddua eder. (Buhârî, Zekât 27; Müslim, Zekât 57.)
“Allah yolunda infak edenin misali toprağa atılan bir tohuma
benzer ki yedi sümbül verir ve her sümbülde yüz tane tanesi vardır.” (Bakara
261)
"Allah, kuluna yardım ettiği sürece, kul da kardeşine
yardım ettiği sürece Allah'ın yardımı devam eder." (Müslim) Dolaysıyla
Allah’ın kendisine yardım etmesini isteyen kimse elindeki imkanlarına göre
yardım etmelidir. Davranış ve
sıfatlarımız Rabbe gönderilen en etkili yardım çağrıları gibidir.
2. İbadet olarak mali ibadetlerin yeri nedir?
Beş olan İslam'ın şartından ikisi mali ibadettir. Malınız ve
paranız varsa bu ibadetleri yaparsınız. Zekât vermek ve Haccetmek gibi. Aslında
diğer iki ibadetin de mali boyutları vardır.
Hatırlarsanız Ebu Bekir Efendimiz, zekât vermek istemeyen Müslümanlarla
savaş etme kararı almıştı.
3. Cennetin verme ile alakası var mı?
Cennete girmek Allah yolunda infak etmeye bağlanmıştır. “Allah sizi
cennet karşılığında mallarınız ve nefislerinizi satın almıştır.” (Tevbe,111)
Yapılanlar, verilenler boşa gitmeyecek bir gün Halik-i Kâinat tarafından
mutlaka değerlendirilecektir. “Amel işleyin Allah, Resulü ve müminler görecek”
(Tevbe, 105)
4. İnfak ve “birr u takva” arasında bir irtibat
var mıdır?
“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla birr'e
erişemezsiniz. Ne infak ederseniz, Allah, onu bilir. (Ali İmran, 92)
Halbuki biz sabah ve akşam namazlarımızın farzını kıldıktan
sonra ellerimiz Rabbimize kaldırıyor ve Ondan “Allhumm edhilnel cennete meal ebrar” diyerek bizi birr u takvaya ulaştırmasını
diliyoruz.
Bu nedenle insan en sevdiğini vermelidir ki birru takvaya ulaşabilsin.
Mesela İnsan olarak bizler 100 euroyu mu daha çok severiz 1000 euroyu mu? O
zaman daha çok sevdiğimiz imkan dahilindeki 1000 euroyu vermeliyiz.
Medineli Müslümanlar arasında en
çok hurma bahçesine sahip olan Ebû Talha (r.a), Mescid-i Nebevî’nin karşısında
bulunan ve içindeki tatlı su kuyusu bulunan bu bahçesini çok severdi, Hz.
Peygamber (ﷺ) Efendimiz tarafından
da beğenilen Beyruhâ adlı bahçesine zaman zaman gider dinlenir ve ha
kuyusu suyundan içer abdest alırdı.
Bir gün Sahabeler toplanmışlar,
derin bir huzur ve mutluluk içinde Allah‘ın Resulünü dinliyorlardı. Fahr-i
Kainat Efendimiz ise;
“Muhtaçlara ve fakirlere yardım
ederken malınızın kötüsünü değil de iyisini vermedikçe, olgun bir imana
kavuşamazsınız. İmanda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız, yoksullara
malınızın en hoşuna gidenini bağışlayınız.” (Âl-i İmrân 3/92) mealindeki
ayet-i kerimeyi okurken ayet-i kerimeyi büyük bir dikkat ve hassasiyetle
dinleyenlerin içinde Hz. Ebu Talha da vardı. Hz. Ebu Talha’nın Medine’de
Peygamberimizin mescidine yakın bir yerde, içinde altı yüz hurma ağacı bulunan
pek kıymetli bir bahçesi vardı.
Hz Ebu Talha şöyle dedi:
“Ya Resulullah benim servetim
içinde en kıymetli ve bana en sevgili olan, şehrin içindeki sizin de bildiğiniz
bahçemdir. Bu andan itibaren Allah rızası için onu, Allah‘ın Resulüne
bırakıyorum. İstediğiniz gibi tasarruf eder, dilediğiniz fakire verebilirsiniz.”
Onun bu davranışını takdir eden.
Resûl-i Ekrem (ﷺ) Efendimiz’in bahçeyi akrabalarına vermesinin daha uygun
olacağını söylemesi üzerine de onu Übey b. Kâ‘b ve Hassan b. Sabit (r.a) gibi
amcazadelerine ve yakın akrabalarına bağışladı (Buhârî, “Vekâle”, 15, “Vesâyâ”,
10).
Bu sözleri söyledikten sonra Ebu
Talha, sevinçli ve neşeli bir halle kararını uygulamak için Mescid’den çıkarak
bahçeye doğru gitti.
Ebu Talha’nın hanımı Rumeysa, bahçedeki bir hurma ağacının
gölgeliğinde oturmuştu. Talha, bahçe duvarına kadar geldi ama içeriye girmedi.
Onun geldiğini gören hanımı
Rumeysa:
“Ebu Talha, duvarın dışında ne
bekliyorsun? İçeri gelsene” dedi.
Ebu Talha: “Ben içeri giremem,
Rumeysa, sen de eşyanı toplayıp dışarı çıkar mısın?”
Rumeysa biraz şaşırdı:
“Neden, bu bahçe bizim değil mi?”
Ebu Talha:
“Hayır, artık bu bahçe bizim
değil, şu andan itibaren Medine fukarasınındır” dedi. Sonra da, Hz. Peygamber’den
dinlediği ayet-i kerimeyi ve verdiği kararını hanımına anlattı.
Rumeysa hanım bu sözler
karşısında, hiç tereddüt etmeden şunu sordu:
“İkimiz namına mı, yoksa sadece
kendi şahsın için mi bağışladın?”
“İkimiz namına bağışladım”
cevabını alınca da:
“Allah senden razı olsun Ebu
Talha. Etrafımızdaki fakirleri gördükçe, ben de aynı şeyi düşünürdüm de sana
söylemeye bir tülü cesaret edemezdim; Allah bu hayrımızı kabul buyursun, bekle
öyleyse bahçeden çıkıp ben de yanına geliyorum!”
(Buhari, Müslim, Tirmizi)
"Ey iman
edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan
infak edin. Gözünüzü yummadan (kötülerini) alıcısı olmadığınız basit şeyleri
vermeye kalkışmayın..."(Bakara Suresi 267)
Çünkü verilenler Allah için olması gerektiğinden ilk önce
Allah’a gider sonra fakirin eline değer. İnancımız budur. Ademin evlatlarından
kaybedeni (Kabil), adadığı kurbanını sahip olduklarının en kötüsünden
vermişti. Bu bir tesadüf değildir.
Verilen veya infak edilenin değersizliği kişinin değersizliğinden kaynaklanır.
5. Malımızın ne kadarını infak edelim?
İnfak etmenin alt limiti zekâtla çizilmiş olsa da vermede üst limit
yoktur. Vermedeki üst limit bizim sahip olduğumuz imkanların toplamıdır. İnfak
etme limit veya oranını, muhataplarımızdaki ihtiyaçlarından daha ziyade bizim
imanımızla imkanımızın kesiştiği nokta belirler. İnfaktaki fiili kişisel üst limit
budur. “Herkes inandığı kadar verir”
sözü bu açıdan oldukça manidardır.
“Sana neyi veya ne kadar verelim diye soruyorlar. “huzil af.” Yani ihtiyacınızdan fazla olanı verin.
“(Bakara, 286) Burada anladığıma göre sahabe efendilerimiz; “Ne kadar
verelim, infak edelim” diye Efendimiz’e (sav) sormalarının sebebi, “Allah yolu
için ne kadar paraya ihtiyacın var bu ihtiyacı sen bize söyle de o kadar
infakta bulunalım” demek istemişlerdi (Allah u alem.) Fakat Kuran değişik
bir zaviyeden konuyu ele alarak, ailenizin ve sizin ihtiyacınızı karşılayacak
metaı kendinize ayırın ve geri kalan paranın fazlasını verin, infak edin dedi.
Allah yolu manasına gelen hizmetlerimizin büyümesi maddi olarak bir
anlamda finansa bağlı olduğundan Hizmetlerin ne kadar büyümesini istiyorsanız o
kadar verin denilebilir. Allah yolunun çok büyümesini istiyorsanız o zaman
çokça infak edin. Allah yolunun güçlenmesini ve büyümesini istemeyen münafıklar
hem zenginlerin hem de fakirlerin (muttavviin) infak etmesiyle alay ettiler de
şu ayet nazil oldu:
“Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle,
güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler
var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir
azap vardır.” (Tevbe, 79)
Beyaz ve siyah köpek yavrularının ihtiyaçlarını gidermekte
olan dedeye torunu sorar: “Dedeciğim bu iki köpek yavrularından hangisi daha
çok büyür.” Dede de torunun sorduğu soruya manidar bir cevap verir: “Hangi
yavruya daha çok yedirip içirerek beslersen o yavru ileride daha çok büyür.” Yani maddi imkanlarımızı hep nefsimize harcarsak
nefsimiz, Allah yoluna harcarsak hizmetlerimiz büyür.
Vermeyi veya cömertliğimizi belirleyen en ana
kıstas verdiklerimizin miktarı değil oranıdır. Anlatıldığına göre her gün evinde büyük
kazanlarla misafir ağırlayıp kalma imkânı sağlayan Hatem i Taği’ye
sordular. “Senden daha cömerdini biliyor musun?” O da mealen şöyle cevap verdi:
“Ben arkadaşımı ziyarete gittiğimde kölesini gördüm. Elinde ekmeğini
yemek üzerdi ki, her halinden aç bir köpek kuyruğunu sallıyarak gözlerini
kölenin elindeki ekmeğe dikti. Köle acıdı ekmeğinin yarısını bu aç köpeğe
uzattı. Ekmeği hızlıca yiyen köpeğin açlığı henüz geçmediğinden kölenin elinde
kalan ekmeğinin etrafında dönüp dolanmaya devam etti. Köle bu sefer elinde
kalan ekmeği de köpeğe uzattı. Sordum; “Senin bugün bu ekmekten başka yiyeceğin
var mı? Köle de “yok” dedi. “Sen yani şimdi malının tümünü bu köpeğe mi
verdin.” Köle “evet” dedi. Bu köleden daha cömerdini görmedim. Evet ben her gün
evimde yemek pişiriyor misafir ağırlıyorum fakat bunu malımın az bir kısmıyla
yapıyorum. Malımın hepsini harcamıyorum. Dolayısıyla malının hepsini bir günde
harcayan bu köle benden daha cömertti.
5. Vermede yarış olur mu?
Olur. Ebu Bekir ve Ömer'in yarış ettiğini var sayabiliriz.
“Hayırda yarışın....”(Bakara 148)
Yarış verdiklerimizin miktarından daha ziyade oranında cereyan eder.
6. Az veren çok verenin kriteri nedir?
İnfak etmedeki “azı” “çoğu” verdiklerimizin imkanlarımıza göre oranı
belirler.
Ömer (r.a) malının yarısı, Ebu Bekir’in hepsinden daha çok olabilir.
Fakat Ömer bir defasında malının yarısını Ebu Bekir ise tümünü verdi.
7. Vermenin bir ahlakı veya nezaketi var mıdır?
Evet vardır. Allah için vermek ve verdiklerini malını temlik olduğunu
iyi bilmektir. Karşılığında saygı, itibar ve söz hakkı gibi beklentilere
girmemektir. Hele verilenlere karşı sözle eziyet ve minnet tavrı kesinlikle
olmamalıdır. Verdiklerimi çar çur ediyorlar gibi mülahazalardan uzak
durulmalıdır. (Bakara, 260,61,62,63,64)
Bir mücahide verdiği atın bakımını yapmıyor diye geri satın almak
isteyen Ömer Efendimiz'in Peygamber Efendimiz, bu davranışını kınadı. Bu durumu
köpeğin kusmuğunu yalamasına benzetti. (Buhari, Müslim)
“Verdiğini unut. Denize at balık bilmezse halık bilir.” sözü bu durumu
ne güzel özetler.
8. İnfak etme ile kıymet, değer, üstünlük
açısından bir paralellik var mıdır?
Bir insanın o toplumda derecesini, makamını
öğrenmek istiyorsanız o insanın Allah yolunda ne kadar infak ettiğine bakmanız
yeterlidir. Bu infak edilen
vakit, hayat, imkân, ilim veya para olabilir.
En değerli insan Peygamberimizdi ve özellikle Ramazan ayında önüne
kattığını sürükleyen rüzgarlar gibi cömert kesilirdi. Daha sonra en
faziletli insan Ebu Bekir’di. En çok infak eden de Ebu Bekir’di. Bu bir tesadüf
değildir.
Fazilette en üst mertebede olan Halifelerin aynı zamanda diğer sahabeden
daha cömert olmaları iddiamızda bizi haklı çıkartır.
9. Verme vazife ve sorumluluk mudur?
Evet. Kuran Peygamber Efendimiz’e; “Onları temizlemek için sadak al ve
onlara dua et diyor.”( Tevbe, 103)
Malmızın kırkta birini infak etmemiz gerektiği üzerine
müesses olan Zekat, zorunlu bir ibadettir. Sadaka ise zekata beğlı üst limiti
olmayan nafilesi nevindendir. Çünkü her farz ibadetin kendi türünden nafileleri
vardır.
10. Son anda vermek mi daha makbuldür?
Hayır! Son anda vermek tasadduk etmek geçerli olmayabilir.
Son anda nasıl inanmak makbul değil onun gibi. Can hulkuma gelmeden bu işleri
halletmek gerekir. En makbul sadaka gençken, kazanıyorken ve gelecek planları
yaparken vermektir. Yani ruhumuzu vermeden malımızdan vermeliyiz.
11. Ölünce kabirdeyken sevap
kazanıyor olmaya devam etmek mümkün mü?
Her insan ölünce aslında ameli kesilir. Fakat sadaka-i cariye yapanın,
salih ve dua eden bir evladı olanın, istifade edilen ilim bırakanın amelleri
kesilmez. Sevap kazanmaya kabirde de olsa devam eder. (Müslim, Vasiyyet 14.)
Emlakçılıkta toprak satın alıp yatırım yapanlar için “yer
yatar sahibi kalkar” denir. Biz de mezarda yattıkça sevap, seviye ve makam
açısından ayağa kalkmak istiyorsak dünyada bıraktığımız sevap fabrikalarının
çalışıyor olması gerekir. Hatta bu sebeple kabir hayatına ateşe layık halde
girenler, mahşer günü kabir hayatından cennetlik hale gelmiş olarak
çıkabilirler. (Allah u alem)
Allah bol ve samimi olarak Allah yolunda infak edenlerden eylesin!
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ORHAN KESKİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

TÜRKMEN TERZİ

ABDULLAH AYMAZ

Adalet Bakanı'nın tapu kayıtlarını sorgulayan müdü...

Yatırım altın ve konuttan, faiz ve borsaya kayıyor

Muhittin Böcek birşeye mi zorlanıyor? Akın Gürlek,...

Dogalgaz ve Elektiriğe Nisan ayında zam yolda mı?

ABD paraşütçü birliklerin Ortadoğu'ya doğru yola ç...





