İslam adına sistemli bir mücadele var mı?

Okuma Süresi 10 dkYayınlanma Cuma, Ağustos 7 2026
Paylaş
X Post

Önceki yazıda, günümüzde bir İslâm Dünyasının varlığından söz edilemeyeceği ve İslâm adına doğru, sistemli ve isabetli bir mücadelenin de verilemediği konularını ele almıştık. Kaldığımız yerden devam edelim…

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, böyle sistemli bir mücadele ortaya koyan, iman problemlerini çözmeyi merkeze alan ve dinin, hayatın bütün üniteleri içerisinde yaşanmasını sağlamaya yönelik doğrulma reçeteleri sunan tek adamın, Hazret-i Bediüzzaman olduğunun tespitini yapmaktadırlar.

Hazret-i Bediüzzaman telif ettiği Risale-i Nurlar kadar, duruşuyla, kulluğuyla ve istikametiyle de bu mücadeleyi gerçekleştirmiştir. O bu duruşuyla, Müslümanlara uyulacak en güzel bir örnek olurken, imana düşman olanların ümitlerini kırarak boşa çıkarmıştır, Allah’ın izni, inayeti ve keremiyle.

Bu mücadelede kullanılan yolların ve yöntemlerin neler olduğu, nelerin yapılması ve nelerin yapılmaması ve hadiseler karşısında nasıl davranılması ve nasıl bir duruş sergilenmesi gerektiği gibi bütün konular Nur Risalelerinde ve Lahikalarda yer almaktadırlar.

Hocaefendi, bu lahikalar sayesinde bu mücadelenin nasıl başladığını ve hadiseler karşısında nasıl davranılması gerektiğini bilebildiğimizin altını çizmektedirler. Günümüzde yaşanan süreçte ayakta kalabilmek ve hadiseler karşısında doğru hareket edebilmek için lahikaların okunmasını tavsiye etmiş ve buradaki düsturlara uygun olarak hareket edilmesi gerektiğini etrafındakilere hep telkin etmiştir.

Hocaefendi “Müslümanların Kurtuluş Reçetesi”    başlıklı sohbetinde, hasımların İslâm aleminin kendine gelememesi adına yapageldikleri ve uyguladıkları bazı metotlara şöyle dikkat çekmektedirler:

“Türk milleti 50 küsur seneden beri aldanmıştır. Hatta denebilir ki, belki, bir kısım kimselere Müslümanlık adına hareket edin denmiştir de aslında bu istetmenin havasını alma demektir. Ona dayanıp yürüdükleri sistem kendilerini rahatsız etmeye başlayınca, içten ve dıştan biraz havasını alıp kendilerini rahatlatmak için yine kendilerinden bir adamı öne sürmüşlerdir. Onun etrafını beslemişlerdir. Onun aslı da kendilerindendir, amalgam olarak ortaya koydukları şey de kendilerindendir ve böylece toplumun kendi olma istikametindeki ceht ve gayretini kadük (kısır) bırakmışlardır. O gelişmemiştir.

Dolayısıyla, bir yerde demokrasiye geçiyoruz derken toplum kendi olamamıştır.  Çünkü, o mevzuda toplumun isteğine, ondan olmayan başkaları tercüman olmuştur. Bazı isteklerini yerine getirmişlerdir. Kuran kursu açmışlardır, İmam Hatipler açmışlardır. Fakat o, toplumun kendi olması istikametinde bir hareket değildir, bir gayret değil, bir cehd değildir. Dolayısıyla ellili yıllarda bir şeye adım atılmıştır, ama bununla milletin havası alınmıştır. Metafizik gerilimi alınmıştır onun, dolayısıyla cehdini gayretini kaybetmiştir. Hepsini devletten beklemeye başlamıştır…

Bakın geriye, işte Kur’an kurslarınız, işte imam hatipleriniz, işte ilahiyatlarınız. Hangisi yüksek bir mefkureyle, “gideyim bir yerde taş kırayım, bir yerde amelelik yapayım, dinimi orada anlatayım” diyerek, en azından Hristiyan misyonerleri kadar dinine sahip çıkmış, dünyanın dört bir yanına yayılmış ve dinini anlatmak istemiştir?” (Müslümanların Kurtuluş Reçetesi)

Temelde fertleri ele almayan, halktaki iman ve ahlak problemlerini çözmeyi hedeflemeyen her türlü oluşum neticesiz kalmaya mahkumdur ve bugüne kadar hep öyle olagelmiştir:

“Evet, yol ve yöntem o zatın (Hazret-i Bediüzzaman) ortaya attığı yol ve yöntemdir. Nasıl dine hizmet edilir ve nelerden uzak durmak lazım, bence ona bakmak lazım.

Hazret-i sahibi şeriat “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz” diyorlar. Bunu bir münasebetle tahlil ederken, beş veçhi orada arz etmeye çalışmıştım. Ve başka bir münasebetle Osman Tarı’nın verdiği bir misalle, Tahir efendinin bir sözü ile ifade etmeye çalışmıştım. Nasıl iseniz kaymağınız öyle olur.

Siz zannediyorsunuz ki bizi kötü olalım, seçtiğimiz insanlar iyi olsun, kaymak gibi olsun ve bizi idare etsinler. Öyle olmaz. Sizin seçtiğiniz insanlar sizin içinizden çıkıyor, siz ne iseniz, onlar da öyle olur.

Öyleyse biz düzelmeden başkalarının düzelmesini beklememek lazım. Yine o düsturlar içerisinde var “Siz kendinize bakın siz hidayette olduğunuz zaman, yani hidayet sizin tabiatınız haline geldiği zaman, başkaları size zarar veremez.” Siz hidayette göründüğünüz zaman değil, siz hâdiler (yol gösteren/hidayete vesile olan) gibi davrandığınız zaman değil, hidayeti derinliklerinizin bir boyutu haline getirdikten sonra başkaları size zarar veremeyeceklerdir. Neden? Çünkü, o zaman sağlam bir duruşa geçeceksiniz, çünkü o zaman Allah (CC) sizi teyid edecektir (destekleyecektir). İşte o zaman dinin yenilmez gücünü arkanızda bulacaksınız. Ona inanmak lazım…

O açıdan esas halkı halletmek lazım. Kitlelerin halkların yığınların halledilmesi lazım, sürü halinde olmadan çıkarılmaları lazım. Hakiki insanlığa yükseltilmesi lazım. Yol o. İnsanların iman problemleri var…” (Müslümanların Kurtuluş Reçetesi)

Öncelikle, toplumun iman ve ahlak problemlerini çözerek işe başlamak, toplumun kalitesini artırarak hakiki insanlık seviyesine yükseltmek hedeflenmelidir. Tepeden yapılacak baskılarla böyle bir hedefe varılamaz, ancak dipten ve çok uzun soluklu çalışmalarla buna muvaffak olunabilir ki, bunun en güzel örneğini Hazret-i Bediüzzaman’ın başlattığı Risale-i Nur Hizmetlerinde ve onun devamı ve tamamlayıcısı olan Hizmet hareketinde görüyoruz:

“Dipten gelmeyen ve dibe bağlı olmayan hiçbir hareket istikbal vaad edici ve kalıcı değildir. İnsanları, dinamik güçle tepeden başlarına vurmak suretiyle hizaya getirme anlayışından sakınmak lazım. Meseleyi dipten, genç nesillerden, insanların şuuraltı müktesebatının beslendiği dönemlerden ele almak ve statik gücü hâkim kılmak lazım. Nitekim Rasûl-ü Ekrem (SAV) Efendimiz, “Nasıl iseniz, öyle idare edilirsiniz!” buyurmuştur. İşte o “Nasıl iseniz..” blokajına bakmak, zemin yoklaması yapmak ve temel dinamikleri sağlam kurmak lazımdır ki ancak bu şekilde bina edeceğiniz şeyler kalıcılık vaad eder.” (Huzurun Üç Şartı ve Dip Dalga)

İman hakikatlerinin neşredilmesi, duyurulması ve talim edilmesi gerekmektedir. Belli bir kıvama ulaşan iman, Kur’an ve Sünnet-i Seniyeye uygun salih amellerle ve salih aksiyonlarla desteklenerek hayata mal edilmelidir.

İman problemli olan hareketler faydadan daha çok zararlara yol açarlar. Bunların İslâm’a ve insanlığa iyilik ve güzellik adına vaat ettikleri bir şey yoktur. Bunlar iman ve İslâm düşmanı olan gruplar tarafından manipüle edilmeye açıktırlar ve hareketlerinde İslami usullere (yollar) ve İslâm ruhuna uygun davranamazlar.

Böyle oluşumlar, -günümüzde birçok örneklerinde görüldüğü gibi- İslâm, teröre, canlı bombalara ve sivillerin ve masumların öldürülmesine izin vermediği halde, bunları yaparlar. Bir taraftan İslâm’ın o parlak yüzüne leke çalarak İslâm ve terörü bir arada anılır hale getirirler bir taraftan da rasyonel olmayan, doğru bir aklın, muhakemenin ve stratejinin ürünü de olmayan bu eylemleriyle günümüzdeki güç ve kuvvet sahibi devletleri ve dünya kamuoyunu aleyhlerine olacak şekilde harekete geçirirler.

Neticede, güçler dengesi olmayan bir arenada, haklı iken yanlış eylemleri ile haksız hale geldikleri bir dünyada birçok insanının ölümüne, sürgün edilmelerine, mağduriyetler yaşamalarına ve durmadan kendi bölgelerinde kan dökülmesine ve yaşadıkları yerlerin harabeler haline gelmesine sebebiyet verirler.

Bu dünyanın elitlerinin, düşünen beyinlerinin, fikir mimarlarının bu hakikatlere uyarılmaları gerekmektedir. Mücadelenin İslâmi usullere bağlı ve realiteleri göz ardı etmeden yerine getirilmesi ve oyunun kuralına göre oynanması çok önemlidir. Aksi takdirde, yapılanlar insanları sadece maceraya sürüklemek olur ve bundan da faydalananlar hep başkaları olacaktır.

İnşallah sonraki yazıda bu konuya devam edelim…

Bu haberler de ilginizi çekebilir