İstanbul'da Barınma Krizi: Gökyüzünü Görmek İsteyen Emekliye 'Pencere Farkı' Tarifesi

Yaklaşık 24 bin TL olan emekli aylığı, yıllarca çalışıp emekliliğe hak kazanmamış işçi, tek hedefi karnını doyurmak olan 25’indeki garson, daha iyi bir hayat için İstanbul’a üniversiteye gelen öğrenci, dünyanın en yoksul ülkesinden kaçıp gelen göçmen… “En alttakiler”, bir ev hayalinden dahi çok uzakta olanlar Çağlayan Dolapdere’de bir penceresi dahi olmayan odalarda hayata tutunmaya çalışıyor. Gökyüzünü görmenin bile ekstra ücrete bağlandığı, penceresi olmayan tıkış tıkış odalar, tek bir yatağa sıkıştırılmış çilekeş hayatlar… Türkiye’nin pek çok kentinde ekonomik krizin derinleşmesiyle mantar gibi türeyen ortak evler ve pansiyonlar, bu acı tabloyu gözler önüne seriyor.
BirGün’den Meral Danyıldız; kentin göbeğinde yükselen barınma krizini ve yaşamla hayatta kalma arasındaki o dar çizgiyi yerinde görmek için İstanbul’daki pansiyonları mercek altına aldı.
Pansiyonlarda “dönüş tarihleri” belirsizleşmiş. Bir geceliğine gelenlerden bir hafta kalan olmuş. Birkaç haftalığına yerleşenlerin kalışı aylara uzamış. Aylar da bazıları için bir yılı geçmiş.
PENCERESİZ ODA AYLIK 12 BİN TL
İlk durak Çağlayan. Burada özellikle emekli nüfusu çok fazla. Çünkü çok sayıda pansiyon var. Hatta canlı ve camsız olarak ayrılan odalar bile… Bir pansiyonun asılan fiyat listesi, tüm gerçeği açıklıyor:
• Tek kişilik+TV (Camlı oda) aylık 13 bin 700 TL.
• Tek kişilik+TV (Camsız oda) aylık 12 bin TL.
• 2 kişilik+TV (Camlı oda) aylık 20 bin 700 TL.
Başka bir pansiyonda asılan fiyat listesi de şöyle:
• Tek kişilik+TV (Camlı oda) aylık 15 bin TL.
• Tek kişilik+TV+televizyonsuz (Camlı oda) aylık 14 bin TL.
• Tek kişilik+TV (Camsız oda) aylık 13 bin TL.
• Tek kişilik+Televizyonsuz ve camsız oda aylık 11 bin TL.
GÖKYÜZÜNÜ GÖRMEK İSTEYEN EKSTRA PARA VERECEK
Odalar camlı ve camsız olarak ikiye ayrılmış. Gökyüzünü görmek isteyen, daha fazla ödemek zorunda. İçinde yemek veya kahvaltı yok. Günlük kalmak isteyen de 650-750 TL arasında ödeme yapıyor.
BirGün muhabiri Meral Danyıldız, kaşrılaştıklarını şöyle anlattı:
“Hemen yakınındaki başka bir pansiyona gidiyorum. Kapının önünde oturan birkaç emekli var. Yanlarında çay içmeye başlıyorum.
Yaklaşık 2 yıldır orada konaklayan, doğup büyüdüğü Kartal’dan çok pahalı olduğu için ayrılıp Çağlayan’a gelen Emekli Bülent Ceylan’a “Burada mı konaklıyorsunuz?” diye sorarak başlatıyorum sohbeti. “Evet” diyor ve dissekt camlı-camsız odaları anlatmaya başlıyor: “Camlı odalar var, televizyonlu ve camlı odalar var, camsız ve televizyonsuz odalar var. Benim kaldığım, sadece camlı oda ve aylık 14 bin TL. Camlı odada en azından gökyüzünü görüyorsun, yağmurun yağdığını; güvercini, kumruyu görüyorsun. Koridora bakan yani camsız odada bu zor. Koridora bakan mazgal tipi cam oluyor. Işık almak için kapıyı açık tutman gerekir. Ben o odadan hiç düşünmedim çünkü parkta yatarmış gibi, gökyüzünü görürüm daha iyi. Allah kimseyi düşürmesin.”
‘GÜNLÜK 300 LİRALIK YAŞIYORUM’
Ceylan, su yalıtımı ustası. Kendi işinde çok iyi olduğunu söylüyor. İşi yer yer bulabildiğini ama sürekliliği olmadığını kaydediyor. Muhabbet, geçime bağlanıyor. Canının istediğini her zaman yiyemediğini, çevrede en uygun ne varsa onu aradığını söylüyor. Odaya özel banyo, tuvalet yok. Ortak kullanım alanında bulunuyor. Ceylan, temizliğin iyi olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Tek başına emekliysen kalacağın en iyi yer burası. Şartlar beni buraya getirdi. Buraya aylık 14 bin TL ödüyorum. 9 bin 500 TL para kalıyor bana. Günlük 300 liralık yaşıyorum. Yaşamak dersen…”
2 aydır pencereli odada yaşayan emekli Bülent Ceylan.
8, 12, 16 KİŞİLİK ODALARDA KALIYORLAR
Diğer durağım Taksim, Dolapdere. Kapıdan içeri girince buranın hâlâ bir pansiyon olduğu anlaşılıyor. Ama biraz zaman geçirince otelden çok kalabalık bir eve benzemeye başlıyor. Dört katlı bina neredeyse tamamen dolu. Dar koridorların iki yanına odalar sıralanıyor. Odalarda sekiz, 12, zaman zaman 16-17 kişi aynı yerde uyuyor.
Yatakların arası birkaç adım. Duş ve tuvaletler ortak. Bazı yatakların etrafına çekilmiş ince perdeler, burada yaşayanların kendilerine ait neredeyse tek özel alanı. Koridorlarda valizler, çantalar, kişisel eşyalar var. Terasta oturanlar birbirlerini tanıyor. Kimin yeni geldiğini, kimin birkaç aydır burada kaldığını biliyorlar. Bir turist ertesi sabah ayrılabilir. Yan yatağındaki kişi ise aylardır burada yaşıyor olabilir.
Gündüz emeklileri arıyoruz. Pansiyona geliş nedenlerinden biri burada kalan emeklilerle konuşmak. Ama gündüz saatlerinde onları bulamıyoruz. İşletmeci Abdullah Receb, nedenini kısa biçimde açıklıyor: “Çalışıyorlar.” Akşam oluyor. Sonra hava kararıyor. İşten dönenleri bekliyoruz. Görüşmek istediğimiz üç kişiden ikisi gözükmek istemediği için konuşmak istemiyor.
Konuşmayı kabul eden Çetin Tekin ise emekli değil. Daha doğrusu emeklilik çağında ama buna hak kazanamamış. 1973 doğumlu. Yaklaşık bir yıldır burada yaşıyor ve hâlâ tekstilde çalışıyor. Yeterli prim günü olmadığı için emekli olamamış. İzmir’den İstanbul’a gelişi de bir iş hikayesiyle başlamış: “İzmir’de tekstil işi yapıyordum. Orada işler durunca İstanbul’a geldim. Geçen sene buranın ilanını gördüm, bir yıldır da burada kalıyorum.”
“BİR SENE ÖNCE GELDİM DAHA DA GİDEMEDİM”
İlanı ilk gördüğünde burada bu kadar uzun süre kalacağını bilmiyormuş. “O zaman ilanı gördüğümde dedim ki, ‘Burada yaşayanlar da insan sonuçta. Benim gibi.’ Kalmaya öyle karar verdim. Aileme yük olmayayım” diyor. Sonra etrafındaki insanlardan söz ediyor. “Zaten gezgin insanlar ortak, düş ortak, sorun ortak. Açık yoğun insanlar da var burada. Sohbet ediyoruz hepsiyle. Burada yalnızlıktan bıktım.”
Tekin’in yatağı bir odanın içinde. Oda onun değil. Mutfak ortak, duş ortak, tuvalet ortak. Kalabalıktan ve hijyen sorunundan şikayet ediyor. Pansiyonda yaşamanın kendi evinde yaşamak gibi olmadığını söylüyor. Ama ayrılmıyor. İlk nedeni para. Aylık yaklaşık 10 bin lira ödüyor. Kahvaltı ve akşam yemeği de ücretin içinde. Tekin, “Tutmaya kalksam en uzucu 20 bin lira bulursam, 35-40 bin lira bandında bulabilirim. E benim maaşım zaten o kadar. Böyle yerler iyi. En azından durumu kötü insanlar kalma nedenlerinden birine dönüştürmüş.” “Mesela burada siz geldiniz, değişiklik oldu bana. Değişik insanlar geliyor, onlarla sohbet ediyorum” ifadelerini kullanıyor. Ayrı olduğu eşi ve çocuğu İzmir’de yaşıyor. Tekin’in yaklaşık bin günlük sigorta primi var. Bundan sonra sigortalı çalışabilirse ileride emekli olabileceğini düşünüyor; “Emekli olamadım çünkü zamanında sigorta yaptırmadım” ifadesini kullanıyor.
TURİST, GÖÇMEN, EMEKLİ VE ÖĞRENCİLER BİR ARADA
Tekin’in ekonomik hesabı yalnız ona özgü değil. İstanbul’da barınmanın maliyeti son yıllarda hane gelirlerinden çok daha hızlı yükseldi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın konut değerleme verilerinden yapılan hesaplamaya göre 2026’nın üçüncü çeyreğinde İstanbul’da 100 metrekarelik bir konutun ortalama kira değeri 44 bin 332 liraya çıktı. Temmuz 2026 itibarıyla en düşük emekli aylığı ise 23 bin 552 lira. Başka bir ifadeyle İstanbul’da hesaplanan ortalama kira, en düşük emekli aylığının yaklaşık iki katı. Bu pansiyonda ise bir ev fiyatına kiralanan şey bir ev değil, bir oda da değil. Kalabalık bir odanın içindeki bir yatak.
Pansiyon işletmecisi Abdullah Recep de burada kalanların tek bir gruptan oluşmadığını söylüyor. Turistler, göçmenler, öğrenciler, çalışanlar ve emekliler aynı binada kalıyor. Recep’e göre uzun süreli konaklamanın nedeni yalnızca fiyat değil: “Hem ekonomik hem sosyalleşip insanlarla bir araya geliyor. Sohbet ediyor.”
Günlük konaklama 400 lira. Uzun süre kalanların ödediği tutar odaya göre değişiyor. Recep, ev kiralarının dışındaki giderlerini de hatırlatıyor: “Hem de merkezi bir yerdeyiz.” Ay sonunda parasını yetiştiremeyenler de çıkıyor. Çetin Tekin, pansiyon sahibinin kimi zaman ödeme güçlüğü çekenleri idare ettiğini söylüyor: “Durumu olmayanı, gelip ödeme yapamayanı idare ettiğini biliyorum. Biraz da sahibi bize yardımcı olduğu için duruyorum.”
Ancak Dolapdere’de bu resmi verenlerin, rakamların hiçbiri komşu olmuyor. Akşam olduğunda insanlar işten dönüyor. Yemek yeniyor. Terasta sohbet ediliyor. Sonra herkes birkaç metrekarelik ortak odasına ve yatağının etrafındaki perdenin arkasına çekiliyor. Çetin Tekin de yaklaşık bir yıldır aynı şeyi yapıyor. Sabah işe gidiyor. Akşam pansiyona dönüyor. Burası kendi evi değil. Kendine ait bir odası bile yok. Ama İstanbul’da bir ev kiralamanın maliyeti kazandığı paraya yaklaşırken, pansiyondaki bir yatak onun için geçici bir konaklama olmaktan çıkmış durumda. Birkaç gecelik kalmak için yapılmış bir yerde, bir yıldır yaşıyor.
ÖĞRENCİ EVİ GİBİ BİRLİKTE YAŞIYORLAR
İnternette karşılaştığım bir ilan dikkatimi çekiyor: “Arkadaşlar emekli askeri personelim. Çekmeköy tarafında veya Çekmeköy’e yakın eşyalı ev veya yanına alabilecek bay-bayan her şeye ortak olabileceğim yer arıyorum. Saygılarımla…” Bu paylaşım üzerine mesaj atıyorum. Telefonun diğer ucundaki Metin Duyan, şimdi başka bir emekli arkadaşıyla ev arkadaşlığı yaptığını fakat aynı zamanda paylaşımlı oda arayan bir emekli olduğunu kaydediyor. En düşük emekli maaşına göre yüksek bir maaş alıyor ve aynı zamanda çalışıyor ama hayat pahalılığının ortasında bu maaşın yetmediğini belirtiyor. Duyan, “Vallahi iki emekli şu anda ikimiz de ayrı yerlerde çalışıyoruz. Aynı yerde çalışmıyoruz. O farklı bir yerde. Daha önce meslektaşken beraber olduğumuz ve birbirimizi tanıdığımız için ikimiz burada bu şekilde ev tuttuk. Öğrenci evi gibi” diyor. Şimdi evden çıkma nedenlerini kiralarının 40 bin lira olmasına bağlar. Duyan, “Çünkü evin kirası 40 bin lira. Aldığımız emekli maaşı belli. Burada özel sektörde de yüksek maaşlar almıyoruz sonuçta” ifadelerini kullanıyor.”
EMEKLİLİK YERİNE ÇALIŞIYORLAR
Pansiyonda emeklilerin gündüz bulunamaması yalnızca burada yaşanan bir durum değil. SGK verilerinden yapılan hesaplamaya göre emekli aylığı almaya devam ederken kayıtlı olarak çalışanların sayısı Şubat 2026 itibarıyla 2 milyon 130 bin 20’ye ulaştı. Şubat 2023’te bu sayı 920 bin 119’du. 65 yaşından sonra çalışma hayatında kalanların oranı da yükseliyor. TÜİK’e göre 65 yaş ve üzerindeki nüfusun işgücüne katılma oranı 2020’de yüzde 10 iken 2024’te yüzde 13,1’e çıktı. Erkeklerde bu oran yüzde 21,4. İstanbul Planlama Ajansı’nın 2024 araştırmasına göre kentte aktif çalışan bulunmayan yalnızca emekli aylığıyla geçinen 811 bin 40 hane var. Bu, İstanbul’daki hanelerin yüzde 16,8’ine karşılık geliyor. 148 bin 420’si kiracı. Türkiye’nin yaşlanan nüfusu açısından başka bir mesele de yalnızlık. TÜİK’e göre 65 yaş ve üzerindeki nüfus 2025’te 9 milyon 583 bine ulaştı. Türkiye’de 1 milyon 836 bin 496 yaşlı tek başına yaşıyor. Bu nedenle Dolapdere’deki pansiyon yalnız ucuz bir konaklama biçimi sunmuyor. Bazıları için mahremiyetten vazgeçmenin karşılığında başka bir şey de sağlıyor: Yan odada birinin olması. Terasta konuşacak birini bulmak. Akşam işten döndüğünde tamamen boş bir eve girmemek. Tekin’in “Yalnızlıktan bıktım” sözü, bu yüzden ekonomik tablonun yanında kalan başka bir ihtiyacı anlatıyor. OECD’nin 2025 raporunda kullanılan son karşılaştırılabilir verilere göre Türkiye’de 65 yaş üzerindeki nüfusun ortalama kullanabilir geliri, toplam nüfus ortalamasının yüzde 84,5’i düzeyinde. OECD ortalaması ise yüzde 86,6.
KAYNAK: BİRGÜN - Meral DANYILDIZ
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

SAFVET SENİH

NUMAN YILMAZ YİĞİT

ERTUĞRUL İNCEKUL













